-- --
Kuranda nesh vardır diye yazanlar genelde şu kıssayı delillerinde yer vermektedirler.

"Kurtubî tefsirinde nesh hakkında özetle deniyor ki:
..........

Neshi bilmenin faydası çok büyüktür. Neshi, ahmak cahillerden başkası da inkâr etmez. Çünkü ahkâma dair karşılaşılan meselelerde helâl ve haramı bilmek hususunda bunu bilmeyi gerektiren pek çok husus vardır. Hazret-i Ali, camide insanlara vaaz ve nasihat veren birini çağırıp, (Sen nesh eden ve nesh edilen âyetleri biliyor musun?) diye sorar. O da, (Hayır) deyince, Hazret-i Ali, (Kendini de helâk ediyorsun, başkalarını da. Bu mescitten konuşma!) der. "

Şimdi bir konuda dikkatinizi çekmek isterim. Bilinen bir durumdan söz etmek isterim. Bazı olayların aktarımlarında aktaran kişi eğer o dönemde yaşayanlardan biri değilse aktarmalar rivayetler ya da nakillere dayanır ki nakledenin bu konuda eksik anlatması, olayın aktarıla aktarıla şekil değiştirmesi, abartıyı seven biri olması ile farklı yön bularak ifade edilebilir. Bu durumda olmayacak bir hal değildir. Zaman zaman hepimiz de yaşarız.



Hatta bu durum psikoloji de geniş bir incelemeye dahi konu olmuştur.

Şimdi Hazreti Ali ( Allah ondan razı olsun ) yukarıda anlatılan olayı hangi durumda ortaya koymuştur. Muhatap kimdir. İslamiyetin hangi döneminde ve hangi şartlarda oluşmuştur.

Kaldı ki nesih sorununa hangi açıdan bakılarak konmuştur. Bu konuda kesin bir delil ve bilgi yoktur.

Oysa Hz. Ali'nin, "(Kendini de helâk ediyorsun, başkalarını da. Bu mescitten konuşma!) " diye uayrdığı "camide insanlara vaaz ve nasihat veren biri" olan kişinin sahabe döneminde etkisi olan İsrailiyat veya İsevi dinin kurallarının , putperestlikten kalan alışkanlıkların İslamiyetle birlikte değişmesinden haberi olmayan veya unutan bir kişiye söylenmeyeceğini kim iddia edebilir

İslam tarihini bilen herkes bilir ki o dönemlerde şairler revaçtaydı. İslamiyet öncesi vaaz ve sohbet veren kimse yok muydu.? Vardı. O halde bu kişilerden Müslüman olduktan sonra eski günlerin etkisiyle İslam hakkında bildiklerini anlatırken İslami hükümlerle eski bilgileri yanyana getirip anlatmaları olamaz mıydı. Bazen nefis çevrenin etkisinde kalırken kalabalıktan, dinleyeni etkilemekten amaçla yaşadığı heyecan yüzünden bilgilerini karıştırmış olamazlar mıydı.

Olaya böyle baktığımızda Hz. Ali'nin bu sözleriyle geçmiş kitapların Kur'ân'la neshedildiklerini onlardan söz edilmemesinin gerektiği uyarısı üzerine o kişiyi uyarmış olamaz mıydı.

Eski dinlere inen ayetlerin değişmesini unutmuş ya da bilmeyen kişi Hazreti Ali tarafından uyarılmışsa bunu "Kur'anda nesih var"a destek olarak söylemek ne kadar doğrudur.

Bu durumu biraz daha araştırdığımızda karşımıza İbn Huzeyme'nin, naklettiği rivâyet çıkmaktadır. İbm Hümeyze bu kişinin isminin Ka'bu'l-Ahbâr olduğunu, onunda eski bir yahudi âlimi olan Ka'b, olduğunu belirtmektedir.

İbn Huzeyme'nin, naklettiği rivayet şöyledir: "Hz. Ali, sohbet vermekte olan Ka'bu'l-Ahbâr'a rastlar ve ona şöyle der: Ey Ebû İshak! Bu makama emîr veya memûrdan başkası oturamaz. Bir kaç gün sonra tekrar uğradığında Ka'b'ın yine kıssa anlattığını görür. İnsanların kimi bayılıp düşmüş, kimi ağlamaktadır. Bunun üzerine Hz. Ali: Ey Ebû İshak! Seni bu makama oturmaktan nehyetmedim mi!? Nâsih ve mensûhu biliyor musun!? der. O da, Allahu a'lem deyince Hz. Ali şöyle karşılık verir: Hem kendin helâk oldun hem de başkalarını helâk ettin! "[İbn Huzeyme, s. 261.]



Bir de Cebrî'ye göre Hz. Ali döneminde mescidlerde vaaz ve sohbet verenler ortaya çıkmış değildi. Emeviler döneminde ortaya çıkmıştır.[Cebrî, en-Nesh, s. 118.]

Şüphesiz Doğruyu Allah c.c bilir

Derleme : Erol KARA
 
Top