-- --
Şükürler olsun ülkemiz Müslümanların çoğunlukta bulunduğu ve imanı bol olan ceddimiz Osmanlı’nın her beldede her köşede şu ve bu sebeple yapmış oldukları camilerle dolu...

Ve ezan-ı Muhammedînin gürül gürül çağladığı ( her ne kadar mikrofonların cızırtıları ve makam bilmez, sesi çıkmaz kişilerin okumalarına rağmen ) yurdumuzda yurdum insanlarına yapılan bir çağrı, bir davet sözü var ki buna birçoğumuzun kulakları sağır adeta...

Günde 5 vakit yapılan çağrıda Allah azze ve cellenin büyüklüğünü dile getirdikten ve Müslüman olduğumuza delil olan yeminden sonra şerefelerden yayılan söz “haydin kurtuluşa” anlamındaki “Hayye alel felah” sözü ki bunu duyunca çok derin düşünmemiz gerektiğini sanıyorum.

Evet, birileri insanları kurtuluşa çağırıyor pek az insan da buna icabet ediyor. Bir Müslüman, davete icabet etmenin sünnet olduğunu bilir ama günde 5 vakit yapılan bu davete icabet edenler de nedense bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Bu bir başka yazıya konu olabilecek bir dert.

Ne diyorduk, günde 5 vakit minarelerden yayılan “Hayye alel felah - haydin kurtuluşa” sözüne icabet etmek isteyenlerde de ayrı bir sıkıntı baş gösteriyor. Camide hoca efendiye zamanında yetişebilmek...

Yanlış okumadınız. Minarelerden gelen o davet sesine yani “Hayye alel felah - haydin kurtuluşa” sözüne icabet etmek isteyen yurdum insanı nedense acele etmek zorunda kalıyor. Hatta acele ederken taharetini tam yapamıyor, abdestini usulüne göre alamıyor ve işin korkunç yanı Akşam namazı hariç ilk sünnetlere yetişemediği gibi Akşam namazında da farza yetişemiyor.

Neden mi... Çünkü sanki imamların çok acil işleri var ve bir an önce namazı kılıp camiyi terk etmeleri gerekiyormuşçasına bir olup bittiye getiriliyor ki bunu anlamak mümkün değil

Sormazlar mı adama, “ ya hoca efendi daha demin çevrendeki insanları “Hayye alel felah - haydin kurtuluşa” diye çağırdın. Ben de seni duydum. İşimi gücümü bıraktım. Taharetimi aldım. Abdestimi aldım. Geldim. Ama sen çoktan benim kurtuluşuma yardımcı olamadan önden koşup gitmişsin. Şurada işi gücü olmayan camiye erken gelmiş , yaşlı başlı birkaç kişiyi alıp gittin vazifeni tam yaptığını mı sanıyorsun.. Hele şöyle çevrene bak. Gelen giden var mı? Üç beş kişiyi daha kurtarayım demiyorsun.” diye sormazlar mı adama...

Evet, ey Diyanet yetkilileri sizlere sesleniyorum. Ey hoca efendiler sizlere sesleniyorum. Elinizi vicdanına koyun. Ben de kurtulmak istiyorum. Sizlerle beraber Allah c.c ‘ın evinden 70 kat sevaplı cemaat namazına erişmek ve birlikte kurtuluşa ermek istemek için bana neden fırsat vermiyorsun.

Neden beni beklemiyorsun.

Ya da benim gibi milyonları...

O an işimizin yoğunluğundan namaz vaktini unutmuş olabiliriz. O an iki elimiz kanda olabilir. Bir türlü bir şeyler bizi namaz vaktinin geldiğini unutturabilir. Eğer bu İslam peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselamın emri ise, bir davet sesi ise, bu davete uymak zorunda isek neden bizi beklemiyorsunuz.

Allah c.c eksik etmesin. Dünya işlerinden daldığımız, unuttuğumuz ezan vaktini sizlerin sayesinde duyunca. Namaz vakti gelmiş. Deyip uyanabiliriz. Elimizdeki iş bırakır. Olması gereken bir şekilde temizlenip, abdestimizi alır ilk sünneti kılıp rahatça “uydum imam efendiye “ deme zevkine varıp farz namazımızı kılar cemaat sevabını alırız. Ve sizin bir emrinizle yapacağınız bu yardımla hem biz kurtuluşa erme mutluluğunu yaşar hem de dualarımızı almış olursunuz.

Uzun sözü kısası, Sayın Diyanet İşleri Başkanlığından ricamız farz namazları ezan okunduktan 15 dakika sonra kılınmasını sağlamalıdır.

İmamlardan ricamız namazları oldu bittiye getirmeyin. Farz namazları kıldırmak için acele etmeyin. Yurdum insanının dinini çok az bildiğiniz malumunuz. İlminizle yardımcı olunuz. Her namazdan sonra bir ayet ve bir hadis okuyarak kısa açıklamasını yaparak insanların bilgisini artırınız. Bunları yapmanız için emir almanız gerekmez. İnsanın içinden gelmelidir.

Bu arada İstanbul Müftülüğünün yapmış olduğu bir uygulama gayet memnun vericidir. Devamını dilerim. Müftülüğün aldığı bir kararla, cuma günleri ezan okunmayı 15 dakika geciktirerek Cuma namazına insanların yetişebilmeleri amacıyla bir uygulamaya geçmiştir. Bunun için teşekkür ediyorum. Yalnız bu uygulamada bir küçük hata var. Ezanlar yine vaktinde okunsun. Hutbeye dolayısıyla namaza geç başlansın. Çünkü biraz da yurdum insanında şu kanaat var, nasılsa ezan okunmadı okununca yetişirim. Siz ezanı önce okutun. Cemaat toplansın. 15 dakika sonra namaza veya hutbeye durulsun.

Bu yazdıklarıma kayıtsız kalınmayacağını diler, kısa sürede ülkemizde “Hayye alel felah - haydin kurtuluşa” davetine uyanların rahatça namaza yetişmelerine vesile olursunuz.

EROL KARA - 10 Mayıs 2005 -
 
Top