-- --
5 yıllık bir aradan sonra, Fatih Camii İstanbul'un Fethinin 559.yıldönümü olan 29 Mayıs 2012 Salı günü yeniden ibadete açıldı

Bir hadisi şerife mazhar olmuş, kutsi bir fethe muhatap olmuş, yepyeni bir çağa isim vermiş bir padişahın Fatih Sultan Mehmed han hazretlerinin ismi ile anılan Fatih Camii’nin bu yakın tarihimizdeki son açılışına gitmeyi çok arzu ettiysem de nasip olmadı.

Ve ondan birkaç gün sonra, açılışın ilk Cuma günü bu arzumuza nail olduk

Ve yenilenmiş Fatih Camiini görme arzusu, ilk cumayı eda etmenin ve Cuma vesilesi ile bir vaizin vaazına iştirak etmenin heyecanı ile yola koyulduk.

Fatih Külliyesinin de yer aldığı avluya girdiğimde camii için birkaç gün önce yapılmış olan açılış töreninin izleri yer almaktaydı. Camiinin birkaç yerine asılmış Türk Bayrağı ve heybetiyle bakana gurur veren cami ister istemez kalbin derinliklerinde farklı dini duygular ve milli heyecan karışımına sebep oluyordu.

Önümde yürüyen iki genç, yapılacak vaaz konusunun ne olabileceğini, vaazın kendilerinde ne gibi yeni ufuklar açacağı konusunda konuşuyorlardı.

Az sonra merdivenlerden çıkarak mihraba yakın olan kapıdan içeriye girdim.

Ferah, aydınlık, ışıl ışıl bir ortam gönül ferahlığı veriyordu.

İslam ibadetgahlarının bir örneği olarak, Beytullah’ın bir şubesi olan camiye girdiğimde, Kabe çevresini saran Mescid-i Harem’in koridorlarında yürüdüğümü hissettim.

Allahın bir evine daha huşu ve heyecanla girerken, benden önce gelmiş Müslüman kardeşlerimin çokluğu da bu güzelliğe farklı bir güzellik katıyordu.

İstanbul’un sayılı Selatin camilerinde olan Fatih camii içerisinde kendime uygun bir yer ararken, müezzin mahfilinden gelen Kuranı Kerim sözcükleri ruhumu sarmaya başlamış, okunan Kuran-ı Kerim kimseyi rahatsız etmeden uygun bir yer bulma telaşımı artırmıştı.

Mihraba yakın bir yerde oturarak Cuma namazını eda etmek üzere beklemeye başladım.

Müezzin Kuran-ı Kerim’i olağan bir şekilde okurken, cami içerisinde yayılan uğultu da artıyordu.

Tecvidle okuma ve hissetme güzelliğinden çok, önemsenmeyen, vakit doldururcasına okunan Kuran-ı Kerim’in camiyi dolduranları etkilemeyeceği, namazı bekleyen cemaatin hal ve hareketinden daha fazla belli oluyordu.

Her ne kadar Müslüman’ız desek de, Kuran-ı Kerim’i anlama idrakinden uzak olan onlarca cemaatin, alelade okunan Kuran-ı Kerim’i de pür dikkat dinlemeyeceği kesindi.

Henüz namaza 45 dakika vardı. Ve cami içerisinde dolmaya başlayan, kimi bir saat önce, kimi daha evvel gelmiş olan , kalbi ibadet ve cuma şevkiyle yanan güzel insanların gözü bir mihraba, bir kürsüye dönüyor ve boş olarak gerisin geriye önlerine düşüyordu.

Müezzin mahfilinin üst katında okunan Kuran-ı Kerim nedense etkisini göstermiyordu. Az ötemde elindeki gazeteyi çıkartarak okumaya başlayan bir kişinin tavrı bile bu etkisizliğin bir diğer fotoğrafı oluyordu.

Yanındakine Ayasofya ile ilgili haberi gösterirken, Kuran-ı Kerim okunan ya da camide dünyevi işlerin konuşulmayacağından bihaber insana birkaç kişi müdahale ediyordu.

Kuran okuyanın ses tonu değişince, bir başkasının devam ettiğini, yaklaşan namaz saati ile vaazın başlamayacağı daha da belirginleşiyordu.

Ezanlar okunurken Kuran-ı Kerim’i üçüncü kişi almış, o da kısa birkaç ayetle alelacele bitirmeye çalışmıştı.

Cumanın ilk sünneti ile yeniden ibadete açılan selâtin camiinde, birçok insanın vaaz beklentisi de boşa çıkmıştı.

Ve namaza duruldu. Cuma bitti.

Duaların ardından boşalmaya başlayan camii de birçok kişi imamla musafaha yapmak için sıraya girmişti. ( Namaz sonrası camide musahafa yapmak bidat olmasına rağmen bu her yerde yapılıyor, nedense)

Bense merak ediyordum. Neden yeniden açılışa mazhar olmuş, daha birkaç gün önce Başbakan Erdoğan’ın teşrifleriyle kapısını ibadete açmış camide, hele ki bir selâtin camiinde, müftülüğün hemen yanında yer alan, tarihi bir camide vaaz verilememişti.

İmam efendi, aynı zamanda bir İmam hatip olan Hafız Osman Şahin’e merak ettiğim soruyu sordum.

“Neden Cuma öncesi vaaz verilmedi,” diye…

Öyle ya binlerce kişi ilk açılışı yapılan kutlu bir camide uzaklardan, yakından gelerek bir nebze de ola irşad olmaya vesile olacak bir vaazdan nasiplenmesin idi.

Ve aldığım kısa cevap düşündürücü idi.

“Burası vakfiyeye bağlı olduğu için vaaz verilemez, kuran okunur,” olmuştu.

Vakfiyeye bağlı bir ibadethane olması, vaaz verilmemesi ve kuran okunması üçlüsü içerisinde camiden ayrıldım.

Yaklaşık3 - 4 gündür araştırmama rağmen böylesine bir vasiyete, ya da kurala kitaplarda, internette rastlayamadım..

Muhakkak vardır. Bir mihrap görevlisi yalan söyleyecek değildi ya..

Asla ve kat’a böyle bir şey yoktur diyemiyorum. Bundan tenzih ederim.

Ancak…

Okunan Kuranı yaklaşık 7/8 bin kişiden oluşan cemaatten kaçı anladı. Kaçı dinledi. Kaçına sorsanız ne cevap alırdınız.

Okunan Kuran-ı Kerim neden olması gereken şekilde değildi de alelusul okundu. Camiye geç gelerek, müezzin mahfilinde yer alanlar belli bir nizam içinde değil de, ben okudum, sen de oku, hatırın kalmasın tarzda ve sonlarda da sıkıştırılmaya çalışılarak okudu.

Haydi, diyelim ki Cuma günleri Kuran okunacak. Bir vakfiye kuralı olsun.

Neden Hafızlar, güzel sesli Kuran Bülbülleri bu ilk Cuma günü için tercih edilmemişti. Ya da her hafta…
Neden tecvidsiz, makamsız, Kuran-ı Kerim okuduğunu hissettirecek şekilde okunmuyordu.

Geçtim bunları…

Müezzin mahfilinden, cemaatten soyutlanmış olarak yüksekte okumaktansa mihraba birkaç kişi gelerek göze hitap edercesine, damarları, kalpleri titreterek adam gibi okunması organize edilmemiştir.

Vakitlerde 1000 kişinin, Cumaları 10 bine yakın kişinin geldiğini söyleyen imam efendi %80-90 nının okunandan bihaber kaldığı Kuran-ı Kerim’i okuma adetini geriye çekerek, son 15/20 dakikada vaaz veremez mi idi. Ya da yaşlı diye, sesi çıkmıyor diye böyle bir adetin arkasına saklanarak görevi ifa etmeyi düşünürken az ötedeki, birkaç yüz metre ötedeki müftülükten işinin erbabı bir vaiz, bir irşad hocası getirilerek 10 binleri bulan cemaatin içerisinde belki anlatılanlardan nasiplenecek, imanının artmasına sebep olacak bir sohbet verdirilemez mi idi.

Fatih Sultan Hazretleri için Kuran-ı Kerim okunacaksa bu türbede pek ala yapılabilir. Türbeye de ayrıca mistik bir hava verdirilebilirdi.

Kuranı anlamaya, okunurken ne dediğini idrak edemediğimiz kutsal sözleri okuyup geçmektense cemaatin büyük bir çoğunluğunun anlayacağı dilde ilmin ve imanın özünden bahsetmek çok mu yanlış olurdu.

Kısaca…

Selâtin camiler de ibadetler de, ezanlar da Kuran-ı Kerim okumaları da olması gereken gibi olmalıdır.

Adam gibi…

Fatih vakfiyeye aittir, o yüzden Kuran-ı Kerim okunacaksa Cuma öncesi yarım saat ona ayrılır, kalan yarım saatte irşad edici halkın anlayacağı dilden vaaz verilirse çok şey mi istemiş olurdum.

Bunları istedim ya da dile getirdim diye

Düzen mi bozmuş olurum.

Rahatınız mı kaçardı.

EROL KARA - 06.06.2012
 
Top