-- --
Geçenlerde ziyaret ettiğim, İstanbul’un manevi ilçelerinden Eyüp’te bulunan ve aynı zamanda bu güzel şehrin manevi bekçisi Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin türbesinin de bulunduğu Eyüp Camii avlusunda ve iç kısımlarında gördüklerimden dolayı adeta utanç duydum.

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed aleyhisselamın yakın dostu, Medine’de ki ev sahibi, İstanbul’un fethine mazhar olmak için 85 yaşında çölleri aşarak, İslamiyet’in temsilcisi olarak bu şehre kadar gelmiş kutsi bir insanın, sahabenin kıymetlisi Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin türbesinin çevresinde, camii içerisinde gördüklerimden dolayı adeta yerlere geçesim geldi.

Genelde türbe kapılarında “edeple gelen lütufla gider” diye yazılıdır. Girdiğiniz mübarek yerlere ne denli edep, saygı gösterirseniz manevi kazancınızın bol olmasına işaret edilir. Ancak Eyüp Sultan Camii ve çevresinde gördüklerim ben insanım diyenin utanç duyacağı türden idi.

Belki bir pazar yerinde, eğlence mekânlarında herhangi bir meydanda veya caddelerde bunları görsem yadırgamam. İsteyen istediği gibi giyinir, isteyen istediği gibi gezer. Bu sadece kendi edebini otaya koyar der geçer giderim. Ancak böylesine kutsal sayılan bir yerde ve cami içersinde gördüklerim insanın içini sızlatır durumda idi.

Dışarıdaki saygısızlık, gelişi güzel davranışlar camiinin içerisinde de kendini gösteriyordu. Erkeklerin namaz kılmak için kullandığı alana giren başörtülü - başörtüsüz , saçlarını gelişigüzel örtmeye çalışmış ya da görünmeyecek tarzda başları örtülü ama gerisini koy vermiş türde hatunlar, uzun etekli , kısa etekli, yarı açık , tesettürlü küçük büyük , sünnet elbiseli , şortlu insan kalabalığı.. Bir kaç metre ötede namaz kılan insanlar ve uğultu. Taa mihraba kadar gidip fotoğraf çekmeler, camii içinde ve çeşitli yerlerde pozlar vermeler, namaz kılanların önünden arkasından gruplar halinde gezmeler. Tam bir rezalet görüntü vardı içeride de dışarıda da…

Cami adabına yakışmayan ne kadar durum varsa avluda olduğu gibi içeride de aynı durumda idi.

Sıkça rastladığım, gezmek, görmek amacıyla tarihi bir camiye girmek isteyen gayrimüslim turistlere uzun etek ve başörtüsü verilir ki kapıdan içeri girmeden edepli olması sağlanır. Ancak burada hatta birçok büyük cami girişlerinde kendilerinin “Müslüman” kimliği ile donandığını sanarak cami ziyaretine gelen insanımızı, kendi halkımızı bunlara riayet etmeden girdiğini gördüğümde de için için üzülürüm.

O gün Eyüp Camiinde gördüğüm bu manzaraların en acı vereni de gelin kızların yarı çıplak halde türbe ziyaretinde bulunmalıydı. Önden göğüs çatlağına arkadan yarı beline kadar açık gelinlikler olduğu halde, gelinlere refakat eden kısa etekli, daha fazla ya da o oranda açık elbiseler içerisindeki bayanların pervasızca bu ziyaretlerde bulunması Müslüman kimliğine yakışmayan bir görüntü olarak ortaya çıkmaktadır.

Cami ve türbe adabına yakışmayan bu tür giysilerin dışında, namaz kılanların huşu halini bozacak sesli konuşmalar, çocukların sağa sola koşuşturmaları, namaz kılanların önünden dikkatsizce geçmeleri, hatta abdestsiz oldukları iddia edilecek insanların, ay halinde bulunan bayanların cami içerisindeki varlığı maneviyatımızın yerle bir edildiğinin, “Müslümanlık bu mu?” dedirtecek düşüncelerin resmi olarak ortaya çıkmaktadır.

İşte bu manzaraların çokluğu yanında bunları uyarmayan cami görevlilerinin “bağış yapın” feryatları ve yardım toplama gayretleri de bu çirkinliğin içerisinde kaybolup gitmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığının cami ve türbe adabını bu insanlara hatırlatması gerektiğine inanıyorum. Cami ve türbelerin girişine nasıl bir kıyafetle girileceğini, camilere abdestsiz ziyaretlerin yapılamayacağını vurgulayacak tedbirleri almasını, cami görevlilerinin yardımdan önce bu edebe dikkat çekmeleriyle görevlendirilmesi gerekmektedir.

Yoksa kutsala yapılan saygısızlık başımıza bela-musibet” olarak geri dönecektir.

Sadece “Edep ya hu!” diyorum

6 HAZİRAN 2011 - EROL KARA
 
Top