-- --
Doktora şiddet, Allah Korkusu ve Din Görevlilerine düşen görev…

Elinizi vicdanınıza koyun ve Türkiye’nin geldiği noktaya bir bakın. Nerelerden nerelere geldik. Yokluktan varlığa gelmemizin resmi ehli vicdan sahipleri gözünden net görünür. Ve her gün farklı bir Türkiye’ye uyanmak bizleri şaşırtmaya yetiyor. İster muhalif olun ister taraftar sevseniz de sevmeseniz de hasedden ağzınıza geleni söyleseniz de söylemeseniz de, ülke giderek çok iyi durumlara geliyor.


Rahatlık ve bolluk, iş beğenmeme, mal beğenmeme, makam beğenmeme, yerini bulmama, israf, tatminsizlik ve her şeyden önce kalplerimizdeki Allah’a olan inançsızlık arttıkça ve kadere imanımız yok oldukça felaketimize de adım adım yaklaşıyoruz.

Türkiye olağanüstü değişimi yaşıyor. Bu değişimin insani değerlerimizi, bizi biz yapan güzelliklerimizi ve Müslümanlığımız da ciddi biçimde eritiyor.

Çocuğunu öldüren babalar, karısını döven kocalar, kocalarına baş kaldıran kadınlar, analarını babalarını yaralayan hatta katleden evlatlar, teröristler, anarşistler, vatan hainleri, akraba düşmanları, kamu malı hırsızları, büyük oynayan saygın (!) hırsızlar, dolandırıcılar, hilekârlar giderek artıyor. Aile kavramı kalmıyor, fuhuş ve faiz bataklığında yüzenlerin sayısı artıyor ve İslam’ın nehyettiği ne kadar kötülük varsa yaşantımızın içine giriyor. Artık İndirilen İslam değil uydurulan İslam yaşanılıyor.

Halis bir kalple güzelim ülkemiz Türkiye’nin çirkin ve üzücü manzaralarını sokağa çıktığınızda net olarak görebilirsiniz.

Bu manzaraların içerisinde beni en çok etkileyen ve her gün medyada sıkça okur olduğumuz “polise, doktora, memura, öğretmene, hâkime, avukata kısaca kamu görevlilerine şiddet” haberleri “adi vakalar” olarak nitelendirilemeye başlanmış olmasıdır.

Ve özellikle doktor ve hasta ya da doktor ve hasta yakını ilişkisinin en olumsuzu da “doktor öldürmeler” inin dahi kimsenin umurunda olmaması ve bunun altında yatan aptalca savunmanın tek cümlesi “doktor babamı iyileştirmedi, annemi öldürdü, evladıma zamanında müdahale etmedi, doktor hatasından şuyum oldu buyum oldu vs gibi dayanakların mantıksızlık olduğu sebepler…

Dikkatli baktığınızda heyecan arayan, tatminsizliğin ve aptallığın doğrunda olanlar evde eşine, okulda öğretmenine, iş yerinde amirine, yolda şoföre, borcunu öde diyene, ev sahibine, kiracısına, klinikteki doktora saldırmak için fırsat kolluyor. Ve gücü olan gücü yettiğini kum torbası gibi görmeye başlıyor.

Ve bunların altında yatan tek sebebin inançsızlık olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum.

Doktora neden saldırılır. Doktor neden dövülür. Tamam, “dayağı hak etti” dersiniz ama bunu bireysel olarak değil insani yollardan gerekli mercilere şikâyet yoluyla halledersiniz. Kayırma ve kollama yaparak adaletsizlik ettiğini iddia eden makamlar olmasa belki şikâyetler yerini bulur ve suçlu cezasını alır. Ve belki de bu şiddet olayları bu kadar ayyuka çıkmaz. Haklısınız “şikâyet ediyoruz yerini bulmuyor” diyebilirsiniz ama bireysel şiddet göstererek kamu hizmeti yapanı dövmek hatta ileri gidip öldürmek sizi insanlıktan çıkarır.

Konu geniş ama din görevlilerini bir konuda göreve çağırıyorum. İmamları, vaizleri insanları bir konuda uyarmaları için göreve çağırıyorum

İster sosyal güvenliğe bağlı olarak ister muayene ücretiyle doktoru satın aldığını düşünen ve akabinde gerekli hizmeti almadığını düşünen insanları, ameliyat masasında bir yakını can verdiği için doktoru suçlayanları, kapıda çok beklediği için doktorlara bağıranları, kendisine ilaç verme gereği duymayan doktora küfür edenleri susturun.

Doktorlar suçsuzdur, sütten çıkmış ak kaşıktır demiyorum. Ama cehalet ve imansızlık derecesinin bu kadar ayyuka çıkmasının önlenmesinin tek yolu Kuranı, Sünneti, İmanı, Kaderi bu insanlara anlatmaktır.

Kadere imanın aramızdaki sözü mukadderat kavramının insanlara bir kez daha anlatılmasıdır, hatırlatılmasıdır. Bir insanın ölme sebebine sarılmışız. Gitmeseydi, yapmasaydı, olmasaydı gibi sebepleri koyarak ölümün gecikeceğini sanmak aptallıktır. İntihar bile insanın iradesizce eylemi olarak düşünüldüğünde kader buymuş diyebilen insan nedense hastalıkların, ölümlerin Allah-u Teâlâ’nın iradesiyle olduğunu unutmuş olması gafletin en büyüğüdür. Sabrın ve kaderin tekrar tekrar insanlara hatırlatılması gerekir.

Bir insan ölüme çok yakındır. Her an ne durumda bulunursak bulunalım ölüme hazır olmamız gerekirken ölümü unutarak karşılaştığımız her vakada “yapma ya, zamanı değildi” “ölmemeliydi” “neden öldü ya” demenin saçmalığı kadere imanın yokluğudur.

İnsan sebep ne olursa olsun ölecektir. O an hayatının en zevkli anıda olsa, gezerken, mutlu olduğu bir an, hastayken, kavgadayken, şu veya bu haldeyken vakti gelmişse ölür.

Ölümün oluşması, ölümün gerçekleşmesi insanın elinde değildir ve insan bununla yetkilendirilmemiştir. Nihayet hayatı Allah yaratmış ise, ölümü de yaratanın Allah olduğunu bilmeliyiz. Ameliyat masasında ölen hasta için doktoru suçlamanın, tedavisini yeterince yapsaydı ölmezdi diyerek doktoru hedef tahtasına oturtmanın Allah’a isyanın örneği olduğunu anlatmak gerekir.

Doktor ilaç verdi işe yaramadı demek Allahın şifa verdiğine inanmamak demektir.

Kısaca, Allah’a, kadere ve âhirete iman konularının faiz ve fuhuşun mübah sayılması gibi gündemden çıkartılması yanlıştır. İnsanı felakete sürükleyen olayların çoğalmasında en büyük suçun maneviyat önderlerinin vazifelerini adam gibi yapmamalarına bağlarım.

EROL KARA - 12 Mayıs 2013

Bu yazımız TÜRKİYE GAZETESİ Behçet Fakioğlu'nun yönettiği köşesinde yayına alınmıştır. Teşekkür Ederiz. http://www.turkiyegazetesi.com.tr/behcet-fakihoglu/574018.aspx
 
Top