-- --
1960 – 1971 – 1980 askerin fiilen ve 28 Şubat diye bilinen 1997 yılında yapılan post-modern olarak adlandırılan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu söylenen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç halen gündemde düşmemektedir.

Bir çok kurum, kuruluş ve hatta şahıslar bu süreç içerisinde bir çeşit hesap verme prosedürlerinde ya ceza almakta veya aklanmaktadır.

İşin bu boyutuna aklımız ermediğinden hatırlatma yapıp konumuza geçmek istiyorum.

En yenisi 28 Şubat olsun geriye doğru giderek ve hatta Milli Şefi denilen İsmet İnönü iktidarının tek adam tarafından idare edilen ülkemizdeki dönemlere bakarak Din ve Diyanet üzerinde de pek çok baskı olduğu bilinen bir gerçektir.

Dini ya da ladini anlayışlar halkın din bilgisi ve eğitimini ya pekiştirmiş veya çok tehlikeli ve sakıncalı olarak işaret ederek unutturmaya çalışacak ya da ehlisünnet vel cemaat anlayışının, itikadının dışına çıkartacak söz, eylem ve baskılarda bulunmuştur.

Bu durum orta yaş ve ileri yaş her vatandaş tarafından bilinmektedir.

Bilhassa 28 Şubat diye bildiğimiz, Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve bu kararların uygulanması sırasında Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreç içerisinde bazı dini kuralların hiç ve hiçe sayıldığı, değiştirildiği ve hatta yok sayıldığı bilinmektedir.

Yazımızın başlığında dediğimiz “DİYANET temizlik YAPMALIDIR” veya biraz daha açıklıkla “28 ŞUBAT TEMİZLİĞİ DİYANETTE DE YAPILMALIDIR” sözümüzle anlatmak istediğimiz İslamın şemsiyesi altında yani, Kuranı Kerim, Sünnet ve Mezhep imamlarınca dile getirilmiş her türlü emir ve kurallara uymayan ve yukarıda söz ettiğimiz süreçlerde oluşturulan aykırı ne varsa değiştirilmesi gerekir diyoruz.

Sözde irticaya engel olmak amacıyla yürürlüğe konulan 28 Şubat süreci, yurdumuz insanının din anlayışına, gerçek İslami kurallara ve dolayısıyla itikat sahibi Müslüman vatandaşlara zarar vermiştir. İşin özüyle dinî hayatımız geniş ölçüde baltalanmıştır.

Milli şef dönemindeki ibadet yasağı, ezan değişimi, Kuran-ı Kerimlerin yok ettirilmesi sayısız camilerin kapattırılarak halkın dinden uzaklaşmasının bir örneği olan 28 Şubat sürecinde neler olduğu net bir şekilde bilinmektedir.

Birkaç örnekler en başta, zorunlu temel eğitimin 8 yıla çıkarılmasıyla çok sayıda Kur’an Kursu ile İmam-Hatip liselerinin orta kısımlarının kapatılmış olması, Meslek liselerine alan sınırlaması getirilmesi, İlahiyat fakültelerinin kontenjanlarının azaltılmasıyla ve hatta bir çoğunun kapatılması, İlahiyat Fakültesi mezunlarının öğretmenlik haklarının ellerinden alınması bu dönemdedir.

28 Şubat’ın Diyanet üzerindeki etkisi ne olmuştur. TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunun 28 Şubat sürecine ilişkin yaptığı tespitlerde, 28 Şubat sürecine imza atanların, Diyanet İşleri'nin vermiş olduğu din hizmetine çeşitli şekillerde direk müdahale ettiği açıkça belirtilmiştir. (bakınız)

MGK'da alınan 28 Şubat kararları çerçevesinde “irtica ile mücadele” için Diyanet'te özel bir birim kurulduğu, bu birimde emekli askerlerin görevlendirildiği, maaşlarının ise “Halkın bağışlarından” karşılandığı ortaya çıkmasıyla ilk sorulan soru askerin Diyanette ne işi var sözü olmuştur.

“Merkezî Hutbe” “Merkezî Vaaz” “Merkezî Ezan” uygulaması bu süreçte getirilmiştir. Bu dönemlerde hutbe ve vaaz metinleri “Sipariş Hutbe”, Ankara’da hazırlanmış tüm camilerde okutturulmuştur. Sipariş hutbeleri hazırlayanlara da dikkat çekelim. Sinan Aygün yönetimindeki ATO, Hasan Yalçın başkanlığında TİP, Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un yönetimindeki Sağlık Bakanlığı sipariş hutbe veren kurum ve kuruluşlardan sadece birkaçıdır. Türkiye Diyanet Vakfı’nın bazı yayınlarının yasaklanması da unutulmamalıdır.

Ve bu öneri ve sözde destekleri diyanette uygulatan da o günlerin Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz’dır. Hatta M. Nuri Yılmaz’ın, şeriata karşı oldukça duyarlı davranması, bu konudaki açıklaması ve tavrının "Diyanet'e şeriatçı sızma tespit edilirse, o kişinin görevine son verilir. DİB, Atatürk ilkelerine bağlı, milli birlik ve bütünlüğü amaç edinmiş, anayasal bir kuruluştur” dediği bilinir. (Bakınız )

Şimdi soruyorlar, general seviyesinde bile olsalar emekli subayların böyle bir kurumda neden görev aldıklarıdır. Sorunun cevabını bulacak olan TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’dur.

Bu bizim bilgimizi ve aklımızın ötesindedir.

M. Nuri Yılmaz askere her türlü desteği vererek inanç ve itikatta birçok bilineni ters yüz ettiği gibi ondan sonra başkanlığa gelen Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun 2005-2009 yılları arasında olmak üzere; “Allah katında hak din İslam’dır” ayetinin Cuma hutbelerinde okunmasını yasaklaması da unutulmayan önemli icraatlardandır. (1)

Nisan 2012 yılında Gaziantep Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi'nin temel atma törenine katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, geçmiş dönemde İslam dinine ve ülkeye zarar veren ilahiyatçıların olduğunu söylerken kime işaret ettiği de böylece daha açığa çıkmıştır. ( Bakınız )

Bugün Diyanet İşleri Başkanı olan Sayın Görmez koltuğa oturduğu günden bu yana hiç durmadan ve koltuğu ısıtmadan tüm çabasıyla geçmişe dönük olarak ortaya çıkmış olan yaraları temizleme gayreti içersinde mücadelesine başlamıştır. Sürekli gündemde bulunan Diyanet’in Görmez yönetimiyle birlikte birçok hareketliliğe sahne olduğu görülmektedir. 28 Şubat başta olmak üzere geçmişe dönük askeri ve siyasi baskılarla İslama aykırı yapılandırmaları temizlemekle meşgul olan Başkan akılcı ve itikadi düşüncelerle yoluna devam etmektedir.Her ne kadar bu koşmalara ayak atmaya çalışan, moral bozan ve hatta insanı bezdiren düşünceler ortaya atılsa da yaptığından emin olan Görmez ve ekibi inanıyoruz ki bu temizliği yapacaktır.

Görmez, son dönem Diyanet Başkanlarına benzemeyen bir gayretin içindir. Yönetimin başından aşağısına kadar birçok değişiklikleri yaparken “Merkezî Hutbe” “Merkezî Vaaz” “Merkezî Ezan” “Sipariş Hutbe”lere de son vermeye başlayarak değişimin varlığını hissettirmektedir.

Şimdi, Sayın Görmez’i bekleyen en önemli görev “Din’de reform” çığlıkları ile birlikte halka zorla yaptırılan ve İslamın özüne uygun olmayan 28 Şubat tarzı kural ve yaptırımları temizlemektir.

İngilizcede sözlük manası itibarıyla “ıslah etmek, düzeltmek” demek olan Reform kelimesinin eklenmesiyle 1997 yılından bu yana sıkça duyduğumuz “Dinde Reform” saçmalığının etkisi ile birçok doğrular yanlış diye hutbelerde halka benimsetilmek istenmiştir. Zaten büyük bir çoğunluğu “taklidi iman” esasına göre Müslümanlığı yaşamayı amaç edinmiş, okuyup öğrenmekten ziyade “sor öğren” ya da “böyle yapıyorlar ben de öyle yapıyorum” tarzı taklitçiliğin yegâne örneği olan ülkem insanı işine geldiği için de bu sözde reform hareketini ister istemez özüne indirmeye çalışmıştır. Hatta cahilce itaat edip, desteklemiştir. Taklidi iman sahibi ne Allah’ın(aziz ve celil) emirlerini bilir ne de Resulün (Aleyhisselam) emirlerini… Ona göre esas olan o gün için kendisinin de hoşuna giden ibadet ve itikadın güzel taraflarını almaktır.

İş, yine bu dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı’na ve Reisine düşmektedir.

Hatadan dönmek fazilettir. Hatayı söylemek sosyal cesarettir. Büyüklüktür. Şimdi korkmadan cesurca çıkılıp “şu şu neden ve baskılardan dolayı böyle bir yaptırım, eylem, söz ve davranışta bulunduk. Bunun yanlış olması devam ediyor anlamına gelmez. Din budur, dini kurallar budur, Dine bu şekilde itaat edilir, Din böyle yaşanır. İbadet budur” tarzı söylemlerle halkın bilinçlendirilmesi gerekir.

Son çıkartılan Hadis Külliyatının benzeri bir çalışma ilmihallerde de yapılmalıdır. Halk mezhebi doğrultusunda da aydınlatmalıdır. Diyanet ülke halkının çok büyük bir kısmının bağlı oluşuyla Hanifi mezhebinin ilkeleriyle halkı aydınlatırken bu ülkede Şafi, Hanbelî ve Maliki gibi dört büyük mezhebe bağlı insanların da olduğunu artık göz ardı etmemeli ve bunların ihtiyaçlarına göre de ışık ve rehber olmalıdır.

Diğer mezheplerin de çokça yaşandığı bölgelere o mezhebe bağlı imamlar göndermeli ve bu mezheplere uyan kitaplar hatta Diyanet TV’den bu mezhepler içinde yayınlar yapmalıdır. Bu büyük bir iş olduğu gibi Diyanet üzerinde de büyük bir sorumluluktur.

Bugüne kadar öyle ya da böyle bazı ayet ve hadislere getirilen sözde çağa uygun tefsirler içerisinde "yuh dedirtecek" öyle bilgiler var ki bu bilgiler itikadın özünde olan ve uyulması kesin olan Kuran ve Hadis kaynağına aykırı yapılmıştır.

Ve Görmez bir şanstır.

Bu temizlik muhakkak yapılmalıdır. Yarın çok geç olabilir.

(1) 28 Şubat ve Diyanetteki Yansımaları

(2) 28 Şubat'ın Psikolojik Harp Dairesi Diyanet İşleri Başkanlığı

EROL KARA - 2012-11-25
 
Top