-- --
Dini eserlerde telif yasası ne kadar doğrudur ?

Başta Diyanet İşleri Başkanlığına , Meclise , Yasama ve Yürütmeye ve dahi telif yasasından sorumlu olanlara açık seçik bu soruyu soruyorum.

Dini içerikli, ayetli, hadisli, kelamlı, kaynaklı ne kadar eser varsa bunların özü Kuran-ı Kerim, Peygamber, Hadisi şerif, sahabe, evliya, ulema vs ne kadar kaynak varsa temeli anonim olan ve herkesin hakkı bulunan eserlerin bazı kişilere atıfta bulunularak "telif yasası" isnat edilerek hak iddia edilmesi doğru mudur ?

İşin özü tebliğdir. Tebliğ tüm insanlara ait bir hizmettir. Hangi dinde olursanız olun. Tebliğ yapmak yaşamın en gereğidir. Ve bu hususta  "Emr-i bil maruf ve nehy'i ani'l munker" emri vardır.

Bir dini ayakta tutmak tebliğ ile olur. Bunun için yapılmış hazırlanmış kitap, cd gibi yazılı ve görsel yayımların dağıtılmasında bir beis yoktur.

İslami veya gayri dini eserleri; sanatçı, yazar, şarkıcı, türkücü, oyuncu gibi kişiler "Her hakkı mahfuzdur", "Çoğaltılması telif yasası ile suçtur" gibi saçma salak uyarılar ve gücü yetmezse en olmadık "Kul hakkıdır, helal etmiyorum" gibi duygusal cümlelerle insanları korkutmanın hiç bir anlamı yoktur.

Bu çok çirkin bir yaklaşımdır.

Temeli din olan eserlerin yazanı, oynayanı her kim olursa olsun malzemesi dinin ta kendisidir ve herkesin malıdır.

Bundan bir kaç yıl önce Diyanet İşleri Başkanlığı "web sitedeki eserlerin izin alınmadan kopyalanması yasaktır" diye yazdığında buna tepki göstermiş ve bunun geri alınmasını talep etmiştik. ( yazımız için tıklayınız )

Ve o yazımızda demiştik ki "Ayrıca insanlar Diyanetin dini içeriklerini izin almaksızın her yer de dağıtıp kullanabilmelidir. Buna izin almak için uğraşmamalıdır. Buradaki her içerik müftülüklerce, cami görevlilerince serbestçe çoğaltılıp dağıtılabilir. Herhangi bir vatandaş buradaki bilgileri insanların öğrenmesi için dağıtabilir. Siz Kültür Bakanlığı değilsiniz, siz herhangi bir şirkette değilsiniz. Siz kamunun malısınız. Bunun bilinmesi gerekir"

Haklı bulunduk ki bu tür bir bilgi paylaşımını engelleme geri çekilmiştir.

Altı çizilmesi gereken en önemli bilgi tüm yapılmış yayınlara ait dini bilgilerin aslı, onu çıkartanlara ait değil, İslam dinine ait bilgilerdir, belgelerdir.

Hiç kimse özü din olunca öğrendiğini, ayeti, hadisi, olayları kendi tekeline aitmiş gibi çoğaltılmasına engel olarak sınır koyamaz.

Zaten böyle bir hakları da yoktur.

Kuran-ı Kerim'i kendi sesiyle okuyor, çoğaltılamaz her yerde dinlenemez deyip ayeti bile dinletmez oluyor.

Sormazlar mı ona ayet kimin ses kimin. Sen kimsin . Sormuyorlar.

Adam kalkıyor peygamberin yaşantısından bahsediyor, O'nu anlatıyor.  Altına "telif yasası gereğince izinsiz çoğaltılamaz"diyor ve sahipleniyor.

En yakın bir örnek, Yunus Emre'nin şiirlerini bile bangır bangır bağırmasına tekel koyuyor, yasak getiriyor. Artık onun dışında kimse "şol cennetin" diyemez oluyor.

Adam sanki Yunus Emre, Mevlana, ..

Hiç kimse sanatçı, yayımcı; anlatan, açıklayan çoğu ölmüş kimselere sormadan, izin almadan hatta alamadan onlara ait olanları derleyerek kitap, cd, video vs yapacak para kazanmak için piyasaya sürdüğünde "kul hakkıdır, haramdır, yasaya aykırıdır" gibi aptalca, tehdit ederek kendisinden başkasına bu hakkı vermeyecek.

Rasulullah s.a.v.  “İlim mu'minin yitik malıdır. Nerede bulsa alır.” demiştir. "Bunu geçim kaynağı yapar" dememiştir. Param varsa din kaynaklı eseri satın alacağım yoksa alamayacağım. Kurnaz olup dini eserleri adımla yayınlayacağım kimseye fırsat vermeyeceğim.

Din ve dini eserler kimsenin tekelinde değildir.

İslam dini imamın parayla namaz kıldırmasını, Kur'an öğretmesini bile yasaklamış sen oradan ayeti alıp yazacaksın, bir kaç kelimeyi ( o kelimelerden bir kaç yerden alıntı olacak) yazacaksın, söyleyeceksin, tebliğ unsuru olacak yayınları ticarete alet edeceksin bu seni tüccar yapacak diğerini mağdur edecek. Sömür de sömür.

Din kökenli her türlü söz ve eser, belge, doküman halkın ortak malıdır. Kimsenin tekelinde değildir.

Bilmek gerekir ki, telif hakkı, ancak aslının kişinin kendisine ait olan, (dini olmayan) işlerde geçerlidir.

Din kökenli eserlerde telif hakkı da buna bağlı Telif yasası da değiştirilmelidir.

Yazımın haklılık payını ayet ve hadisi şeriflerle de kör ve sağır, menfaatçi tüccarlara duyurmak istiyorum

Allah Teala buyurdu ki ;

“Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da, onlar borçtan bir yük altında mı kalmışlardır?”  ( Tur, 40)

İslam’ın emirlerini tebliğ eden Allah Rasulu ile alakalı Kur’an-ı Kerim: “Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun." (Yusuf 104)”

"De ki : Ben sizden herhangi bir ücret istemem, O sizin içindir. Benim ecrim ancak ALLAH'a aittir. O, her şeye şahiddir" (Se'be 47)

"De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum." (Furkan 57)

Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki :

"Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet ediniz. Fakat karşılığında ücret alıp menfaat sağlamayınız."
(Ahmed b. Hanbel, III, 428, İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 292).

“Kim Kur’an okur da onun vesilesiyle insanların mallarını yerse, kıyamet günü yüzü etten soyulmuş bir kemik halinde gelir." (İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 292; Beyhakî, es-Sunenu’l-Kubrâ, II, 532; Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, IV, 199)”

Nebî (s.a.v.)'in, Amr b. Ebî'l-Âs'a vasiyet edip, yerine getirilmesi istediği şeylerin sonuncusu şu olmuştur:
"Eğer sen muezzin edinilirsen, muezzinlikten dolayı bir ucret alma"
(Tirmizî, Salât, 41; Nesâî, Ezan, 32; İbn Mâce, Ezan, 3; Ahmed b. Hanbel, Musned, IV, 217).

Ubey b. Ka'b (r.anh)'dan rivayet edildiğine göre, kendisi bir adamı okutmuş, O da kendisine buna karşılık bir yay vermiştir. Ubey bunun hükmünü Allah Rasulunden sorunca o şöyle cevap vermiştir:
"Âllah'ın sana kıyamet gününde ateşten bir yay ve halka vermesini arzu eder misin?"
Ubey'in "Hayır" demesi üzerine "Öyleyse onu geri ver" buyurmuştur. (Ebu Dâvud İcâre, 1; İbn Mâce, Ticârât, 8; Bedâyiu's-Sanayi ; IV, 191).

Osman b. Ebi’l-As da şöyle demektedir: “Allah Rasulu (s.a.v.) bana ezan okuması karşılığında ücret taleb etmeyen bir muezzin tutmayı tavsiye etti.
(Bu hadis dört Sunen’de benzer lafızlarla rivayet edilmektedir: Ebû Davud, Salât, 39; Nesaî, Ezan, 32; Tirmizî, Salât, 41; İbn Mâce, Ezan, 3)”

Kâsanî, Osman b. Ebi’l-As’a Allah Rasulu (s.a.v)’in ezan okuması karşılığında ücret talep etmeyen bir muezzin bulmasını tavsiye ettiği hadisle alakalı şöyle demektedir:
Çünkü ezan, kamet, namaz ve Kur’an-ı Kerim okutmak karşılığında ücret almak insanları cemaatle namaz kılmaktan, Kur’an-ı Kerim ve ilim öğrenmekten uzaklaştıran başlıca nedendir. (Kâsânî, Bedaiu’s-Senaî, Beyrut, 1997, VI, 14)

Zira ücretin ağırlığı insanları ibadet yapmaktan alıkoyar.

Nasıl Allah Rasulu tebliğ vazifesini meccanen (karşılıksız) yaptıysa Onun; “burada olanlar olmayanlara tebliğ etsin” emrine muhatab olan ummeti de dini mesaili hasbi olarak yürütmekle mükelleftir. (Kâsânî, Bedaiu’s-Senaî, Beyrut, 1997, VI, 14).

Selef ulemasının önemli bir bölümü Kur’an-ı Kerim öğretme karşılında ücret almanın caiz olmadığı görüşündedir. Zuhrî’ye göre öğretme karşılığında alınan bedel mekruhtur. Ebû Hanife ve talebelerine göre ise caiz değildir. (Aynî, Umdetu’l-Kârî Şerhu Sâhihi’l-Buhârî, Beyrut, 2001, XII, 135).
Nitekim Hanefî fakihlerden el-Hakimu’ş-Şehid (v. 334/945) “el-Kâfî” adlı mudevven eserinde: “Kişinin çocuğuna Kur’an-ı Kerim fıkıh, feraiz öğretmesi ya da ramazanda onlara imamlık veya muezzinlik yapması için ilim sahibi birisini parayla tutması caiz değildir.” demektedir. (Aynî, el-Binaye, Beyrut, 2000, XII, 135)

Merğinanî ve İbn Humam’a göre insanların, Kur’an öğretmek gibi dini vazifeler karşılığında ücret almaları caiz değildir. (Merğinanî, el-Hidaye Şerh-u Bidayeti’l-Mubtedî, Beyrut, ty., III, 235).

Erol KARA - 23.06.2015
 
Top