-- --
-Kutlu Doğum itirafı -

Ben Allahın elçisi, kainatın efendisi Resullulah’ı sevemedim.

Oldum olası, doğdum doğalı hep onu öğrendim. Onu dinledim. Onsan söz edilen meclislerde bulundum.

Nerede O’nun ismi geçse pür dikkat kesildim.

Adını hangi yaşımda duydum. Bilemedim. Ama küçük yaşımdan bu ilerlemiş yaşıma kadar onu öğrenmeye, onu tanımaya çalıştım.

Ondan bahseden kitapları okudum. Peygamberim diye başlayanlar mı demezsiniz, Nur Muhammed (as) diyenlerden mi?

Gül peygamberden İnsan Peygambere

Baba olarak anlatanlardan, eş olarak bahsedenlerden mi dinlemedim.

Ben peygamberi tanımak için türlü türlü kitaplar okudum.

Dostlarının yazdıklarını da düşmanlarının yazdıklarını da okudum.

Ben onu tanımak için kitapları yuttum.

Ama hiç biri bana onu sevmeyi öğretemedi.

Ben peygamberi, Allahın elçisini, Resullulah Aleyhisselam’ı sevemedim.

Gün, geldi. Zaman geldi. Çağrı geldi, davet geldi.

Onu daha iyi tanıyabilmek için, Onun yaşadığı topraklara gittim.

Önce Mekke sokaklarında aradım, onu… Tanıyanlarına, bilenlerine sordum. “Bana Onu anlatın” dedim.

Gözlerini dünyaya açtığı, alemleri şereflendirdiği doğumunun yaşadığı yerlerde gezindim.

Düşman amcası Ebu Leheb’in izinde aradım. Haşimi mahallesinde, Mekke’nin her bir taşına onu sordum. “Ey Mekkeliler şu dağın ardından düşman geliyor desem bana inanır mısınız” dediği Kubeys Tepesinde sesini aradım.

Ama onu sevecek bir tek duyguya kapılamadım.

Ben peygamberi sevemedim.

Allah’ın beytinde, Kabe-i Muazzama’da onu aradım. Hacer-ül Esved’le musafaha yaptığımda nerelerine dokunduğunu sordum. Kabe’nin duvarlarında izini aradım. Haremi şerifte namaz kıldığı yerleri aradım, sırtını dayadığı yerlerde oturdum. Yüzümü sürdüm. Başını yasladım. Secde yaptığı yerlerde secdemi yaptım. Ona duyulan sevgiyi aradım.

Onu sevenler gibi ben onu sevemedim.

Nur dağında Oku emri ilahisini duyduğu yerlere tırmandım. Kendisini inzivaya çektiği, yaradanı ile baş başa kaldığı, Cebrail Aleyhisselam’la ilk tanıştığı yerlerde dolandım. Ona Mekke’den günlerce yemek taşıyan sevgili karısının onu nasıl sevdiğini düşündüm. O sevgiden kaynaklanan fedakarlıkla çöl ortasında, sıcağın altında, saatlerce yürüyerek kocası Hazreti Muhammed’e Aleyhisselam’a erzak taşıyan nadide insan, mümtaz ve cömert kadın Hazreti Hatice’nin gözünden tanımaya çalıştım.

Ama yine de ben peygamberi sevemedim.

Ya Sevr dağında dostu, arkadaşı, sıdık insan Hazreti Ebubekir ile sığındığı, sığınmak için ayaklarına batan taşlara rağmen düşmanlarından saklandığı mağarada onu aradım.

Sevr dağının daracık yollarında onu aradım. İzini süren, örümcekle, güvercinle şaşkına dönen düşmanlarına sordum.

Mağaranın içerisinde onu görmek için deliğinden çıkmaya çalışan yılana sordum.

Onu sevenlerine sordum.

Ama ben onlar gibi sevemedim.

Arafat’ta aradım izlerini. “Ben size tebliğimi sundum mu” sözünü ettiği Arafat’ta dağa taşa sordum. Bitki böceğe sordum. Adını duyunca susan rüzgara sordum.

Ama ben onların anlattığı bir Muhammedi sevemedim.

Mekke’den Medine’ye gittiği o yollarda Muhammed Aleyhisselam’ı aradım. Keskin taşlara ayağını acıtmayan keskin taşlara onu sordum. İz bıraktığı kumlara sordum. Medine’de ilk yaptığı mescide gittim. Cuma mescidinde, Kuba mescidinde, çift kıbleli mescitlerde onu aradım.

Secde yaptığı, başını koyduğu yerlerde onu aradım. Hurma bahçelerinde dolandım. Onun dokunduğu ağaçlarda onu aradım.

Peygamber mescidinde, evine gittim. Demir parmaklıklar arasında, perdenin gerisinde onu aradım. Seslendim. Selam verdim.

Ya Resullulah ben geldim. Seni sevmeye geldim. Senin olmaya geldim. Seninle bir olmaya geldim. Seni sevenler gibi bende seni sevmek istiyorum dedim.

Susuyor, cevap vermiyor. Ama nefesini hissediyor, beni davet ettiğinden dolayı Rabbim Hak Teala’ya şükür ederken onun beni izlediğini biliyordum.

Binlerce salat selam getirdiğimde aynen karşılık verdiğini yüreğimin derinliklerine kadar hissediyordum.

Çevresinde binlerce, on binlerce insan onun sevgisiyle gelmiş sevgisini haykırırken bense onu sevememenin ezikliği içinde, onu sevenlerin arasında olduğum halde seni seviyorum diyemiyordum.

Ben peygamberi sevemedim.

Yol arkadaşı, kayınpederi, sıddıkı ekber Hazreti Ebubekir, adalet sahibi Hazreti Ömer’e gittim. Ayaklarına baş koydum. Sizin sevdiğiniz gibi ben de sevmek istiyorum dedim. Sizin kalbinizdeki duygulara bende ortak olmak istiyorum dedim. Acımışçasına bana baktılar.

Sen bizim gibi sevemezsin dediler.

Annemiz Ayşe’ye, kızı Fatıma’ya oğullarına gittim. İzin istedim. Sizin sevdiğinizi sizin gibi sevmek istiyorum dedim. Bana gülüp geçtiler

Hazreti Osman’a, gittim. Diğer arkadaşlarına, sahabelerine gittim. Muhacirlere, Ensar’a gittim.

Ama onlar kendileri gibi onu sevemeyeceğimi söylediler.

Bunca insanın sevdiği peygamberi sevemedim.

Uhud’da Okçular tepesinde gölgesini aradım. Hazreti Hamza’ya sordum. 70 sahabeye orada yalvardım. Uğruna şehit olduğunu O insanı, peygamberi Zişan’ın önünde kalkan olduklarını hissettikleri duyguyu sordum. Onlarda sustular.

Benimle konuşmaya tenezzül etmediler.

Dişinin şehit olduğunda kaçtığı yollarda izlerini sürdüm. Sığındığı Uhud kovuğunda kokusunu aradım. Dişinden dökülecek kanın önünde durmaya çalıştım. Ayağını bastığı yerdeki taş ben olaydım dedim.

Taşlar bile beni aralarına almadılar.

Ben peygamberi aradım. Buldum sandım. Yakınlaştım sandım. Aramızda çok mesafeler olduğunu gördüm.

Ben onun bastığı yerdeki toz bile olamayacağımı anladım.

Ben boynu bükük bir yetim gibi gerisin geriye dönerken ona layık bir insan olamadığım için yerlerin dibine girercesine ülkeme geri döndüm.

Ben onun tırnağı değil, onu sevenlerin, uğrunda can verenlerin , anam babam sana feda olsun diyenlerin dahi ellerindeki kir bile olamam. Ben Resullulah’ı onlar gibi sevemedim.

Sevmeyi öğrenemedim.

Kalbimi onun sevgisiyle dolduramadım.

Ben yetim, aciz, fukara, çaresiz bir insan gibi şimdi düşünüyorum

Ben onu neden sevemedim.

İnsan seviyorsa sevgilisini üzmez. İnsan seviyorsa uğruna ölür. İnsan seviyorsa sevdiğinin her dediğini yapar.

Ama ben bunların hiç birini yapamadım. Demek ki sevemedim.

Demek ki sevgisini kalbime koyamadım.

Hatta benim için kardeşim kelimesini kullanmıştı. Kardeşimi özlediğim dediği hadisi şerifi, kutlu sözünü duyduğumda günlerce titremiştim de yine de kardeşliğine dahi kendimi layık göremiyordum.

Onun beni kardeşi olarak görme tesellisi ile şimdilik sözde yaşıyorum

Ama yine de onu sevemediğim için kendimden utanıyorum.

Ben Resullulah’ı sevmedim

Ben ona aşığım. Onsuz hayatı siler atarım. Onun olmadığı alemde yaşamanın anlamsızlığını biliyorum. Onu sevenlerden çok sevdiğimi, deliler gibi aşık olduğumu haykırıyorum.

Onun ve Onu yaratan Allah’ı rızalarını kazanmak için ölümüne de olsa mücadele edeceğim.

Ben Resullulah’a, kainatın sevgilisine aşığım.

O eşi bulunmaz insana, güllerin sultanına aşığım. Onun sancağı altında bulunmazsam ben insan değilim.

Onun gölgesinde olmazsam ben şerefli bir mahluk olmam. Bana gülümsemez, ellerini uzatmazsam sefillerden daha sefil olurum.

Ben onunla varım. Onun şerefiyle şereflenmek istiyorum.

Ben onu sevemedim.

Ben ona yanıyorum. İçimdeki aşk yangını onun yanında iken söner.

Ben Muhammed’e Aleyhisselama aşığım.

İster inanın ister inanmayın.

Onu kaybedersem ben yok olmuşum.

Acıtmayın yüreğimi.

Siz de ona kavuşmak, yar olmak için bana dua edin.

Ben Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselam’a AŞIĞIM.

EROL KARA – 16.04.2012
 
Top