-- --

2015 ya da 1436 Haccı bu yıl bir takım afetlerle İslam aleminde derin acılara yer vererek geride kaldı.

Önce vinç faciası, ardından irili ufaklı yangınlar, trafik kazaları, medyaya fazla sızmayan dağ erozyonundan yıkılan otel ve en son Mina faciası...

Allah c.c. bu tür afetleri bir daha yaşatmasın.

Binlerce hac şehidinim verildiği Mekke'de bir çok ocağa ateş düşerken olaylar diplomatik ilişkilerin sarsılma noktasına kadar geldi. Ve en fazla gerginliği birbirinden haz etmeyen Suudi Arabistan ve İran yaşadı. Yaşamaya da devam ediyor.

Gerginlik devam ediyor, İran bastırıyor ve alınan haberlere göre de Suudi Arabistan el atından İran'a bir bedel ödemek üzere anlaşmalara razı oluyordu.

Prens Muhammed bin Salman
İran'a göre 4800'lere varan Arabistan'a göre 1000 civarında ölü sayısı Mina faciasında söylenen aşırı izdiham, yanlış yönlendirme, disiplinsizlik, kapanan yollar, tekerlekli sandalyedeki hacıların devrilmesi , Kral Salman'ın oğlu Prens Muhammed bin Salman'ın geçmesi için kapıların kapanması sayılan nedenler arasında idi...

Bir çok bilinmeyenli bir olay gibi görünse de haberlerin arasında sıkışmış bazı kelimeler, tv de yayınlanan görüntüler ve fısıltı gazetesi "kapanan yol"dan ve "yolun neden kapatıldığı" yönünde komplo teorileri üretmeye başladı.

İran'ın sürekli protestosu ve Suudi'nin bu sesi kapatmak için iki ileri bir geri adım atması, suçlu psikolojisi ile davranması, itiraflar ve yalanlamalar ve 500'e yakın ölüsüyle mağduriyetini dile getiren İran'ın baskısı olayın arkasında çapanoğlu aramamıza neden oluyor.

Son haber Suudilerin İran'ın isteklerini kabul etmesi ve cenazeleri iade etme kararı vermesi oldu.
Büyükelçi Gazanfer Ruknabadi'

Kutsal topraklarda ölmek genelde her Müslüman'ın dileğidir. Normal vatandaşının ölümüne fazla duyarlı olmayan İran'ın cenazeleri isteme konusunda titizliği, alacağı tazminat, istenen bedel kapılar arkasında önemini korurken satır aralarında adı sıkça duyulan İran'ın Lübnan'daki eski Büyükelçisi Gazanfer Ruknabadi'nin Mina'daki faciada vefat etmesi oldu.

İran İslam Cumhuriyeti, Ruknabadi'nin yanı sıra aralarında İran'ın Rasa ajansı'nın iddasına göre, Devrim Muhafızı Ordusu komutanlarından general Ali Asgar Fuladger'in, İran Devrim Muhafızları veya Dini Lider ofisi mensuplarından Hüseyin Daneş, Fuad Maşgali, Ammar Miransari ve Seyyid Hasan Hasani'n de kayıplar arasında olduğunu aktarıyordu. Ajans 3 diplomatının daha aynı faciada hayatını kaybettiğini açıklıyordu. Ruknabadi'nin Hizbullah ile yakın ilişkileri olması, Suudiler tarafından yıllarca aranmış olması bu diplomatın kuyruk acısı bıraktığının resmi olarak karşımıza çıkıyordu.

Ruknabadi, Lübnan'daki görevi boyunca Hizbullah ile kurduğu yakın ilişkilerle tanınıyor.

Al-Nahrain-net Haber Ajansına göre bir Avrupa gizli servisine ait bir raporda; İsrail Gizli Servisi MOSSAD'ın da bu kaçırılma, yakalama senaryosu içerisinde bulunduğu da iddialar arasında yer alıyordu.

Al-Nahrain-net Haber Ajansına göre Brüksel'deki Avrupalı diplomatik kaynaklardan, Mekke'deki Şeytan Taşlama sırasında ölümlere sebebiyet veren ezilmenin aslında birkaç üst düzey İran Devrim Muhafızları komutanını ve İranlı diplomatları kaçırmak için önceden planlanmış, ortak bir sabotaj olduğunu öne süren bilgiler edindiğini ekledi. Al-Nahrain-net, gizli servis ön raporlarına dayanarak, Suudi ve İsrail Gizli Servislerinin, olası işbirliği ile Mekke'deki izdihamda İran Devrim Muhafızları komutanlarını, diplomatları ve İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ofisinde çalışan görevlileri kaçırdığını açığa çıkardı.

Bu raporda, İran'ın Lübnan eski büyükelçisi Gazanfer Roknabadi'nin bu ölümlü izdihamda kaçırıldığına inanılıyor. Roknabadi, Dini Lider'in ofisinin seçkin bir üyesi ve Hizbullah'ın Tahran tarafından füzelerle silahlandırılmasının sırlarına çok iyi vakıf biri olarak biliniyor. İran Devrim Muhafızları stratejik çalışmaları enstitüsü sorumlusu Ali Asghar Fouladgar'ın da kayıp olduğu belirlendi. Hüseyin Daneş, Fuad Maşgali, Ammar Miransari ve Seyyid Hasan Hasani; hepsi hac için gelen İran Devrim Muhafızları veya Dini Lider ofisi mensubları olup kayıp oldukları bildirilmiştir. 

Avrupalı diplomatlar hep birlikte bu raporun gerçekliğini reddederken, Rusya'nın bu bilgiyi batı gizli servislerine sızdırdığına dair spekülasyonlar yapılmaktadır. Al-Nahrain-net, İranlı yetkililerin Gazanfer Roknabadi ve diğer Devrim Muhafızları komutanlarının hac sırasında kaçırıldığına dair suçlamaları ne doğruladığını ne de reddettiğini ekliyordu.

İsrail her zaman İran'ın füze endüstrisi sırlarını keşfetmeye çok hevesli olmuştur. İsmi verilmeyen Bir Avrupalı gizli servis ajansı bu bilgiyi yaymış olmasına rağmen bu rapor, resmi doğrulama beklerken sadece askıda bir senaryo olarak kalmıştır. Şayet bu rapor doğrulanırsa, Riyad ve Tel Aviv arasındaki üst düzey istihbarat koordinasyonu açığa çıkacaktır.

Suud lütfu ve rızası olmadan İranlı hedeflerin Mossad veya batılı gizli servislerce kaçırılması neredeyse imkansız görünmektedir.

Şimdi Mina faciasının öncesine , vakfe hazırlıklarının hemen bir kaç gün öncesine dönelim.

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada güvenlik önlemlerini geçen yıllara oranla daha fazla artırmaya gittiklerini ve Tasnim haber ajansının haberine göre de Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Naif Beytü'l-Haram da her hangi bir politik eyleme müsaade edilmeyeceğini açıklamıştı.

Hatta medyaya göre resmen olay çıkartacak hacıları tehdit ettiği söylenen Muhammed bin Naif  "Hac merasiminde her türlü politik eylem takip altına alınacaktır, Dolaysıyla muhterem hacılar siyasi gaye taşıyan her hangi bir eylemden uzak dursunlar.’’ diye uyarmıştı.

İran'lı Diplomatlar
Veliaht Prens, Arabistan devletinin Hac merasimiyle siyasi meselelerin birbirine karışmasına kesinlikle izin vermeyeceğini de bildirmiş ve güvenlik güçlerinin sayısına İçişleri Bakanlığı yetkilisi Orgeneral Mansour Al-Turki, Mina'da 100 bin askerin konuşlandırılacağını açıklamıştı.

Bakanlık sözcüsü, Hac sırasında hacıların güvence altında olması için üst düzey terörle mücadele personeli, trafik polisi ve acil sivil savunma ekipleriyle ordunun ve ulusal muhafız personelininde koordineli çalışacaklarını ifade ederek geçen yıla oranla daha fazla ve sıkı güvenlik önlemi alacağını kamuoyu ile paylaşmıştı.

Korku ve endişenin varlığı vakfe günü Suudi Arabistan'ın hac yayını yapan Saudi TV'sindi izleyenlerce dahi hissedilmişti.

Milyonlarca hacı adayı Kabe-i Muazzama'dan Arafat'a geçmiş, vakfe için saatleri sayarken Saudi tv leri kameralarını ne yazık ki Mescidi haram'ın dışında görüntülere yer vermiyordu. Hatta Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Abdulaziz bin Abdullah Al eş-Şeyh tarafından vaaz verilirken dahi yakın çekim yayın yapan televizyon kanalı geçen yıllarda Mina ve Arafat'ıı detayları ile yayınlıyordu.

Dikkatli izleyenler garip bir durumun olduğunu sezerken akşama doğru bir türlü doğrulanamayan o korkunç ve elim Mina faciası da ajanslar kanalıyla tüm haber yayınlarında dile gelmeye başladı.

Binlerce İran'lı hacının arasına sızmış olan en az üç kişi oldukları söylenen ancak direniş, gösteri, eylem hazırlığı yapmak amaçlı çok sayıda ajanın Arafat'ta olduğunu tespit eden Suudi güvenlik güçleri ve istihbaratı vakfe sınırları dışına çıkartılmayacak olan bu kişileri takibe almıştı.

El Arabiya'nın haberine göre, Ruknabadi'nin ismi resmi belgelerde geçmiyor. Kanal, Ruknabadi'nin ancak sahta bir isimle ülkeye giriş yapmış olabileceğini iddia ediyor. İran'dan yayın yapan Raja gazetesi ise, sözde bir "komplo teorisi" ortaya atıyordu.. Buna göre, Mina'da yaşanan izdiham, Gazanfer Ruknabadi'yi kaçırmak için uygulamaya konan bir senaryoydu. Gazete, 2013'te Lübnan İran Büyülelçiliği'ne yapılan saldırıyı hatırlatarak, o bombalamadaki esas hedefin Büyükelçi Ruknabadi olduğunu öne sürmüştü.
Gazanfer Ruknabadi
2013'teki çifte bombalı saldırıda aralarında İran kültürel ataşesinin ve 5 İran güvenlik personelinin de bulunduğu 23 kişi hayatını kaybetmişti. Saldırıdan El Kaide uzantısı Abdullah Azzam Tugayları sorumluydu. 1 Ocak 2014 tarihinde, grubun lideri Suudi vatandaşı Muhammed el-Mecid yakalandı. Ancak Mecid, o dönem büyük şüphe çeken bir şekilde, böbrek yetmezliğinden kaldırıldığı hastanede ölmüştü.

Adeta bir rövanş karşılaşmasının olacağı ve hac yapmak maksadıyla Mekke'de bulunan İran'lı diplomatların kim oldukları ortaya çıkınca onları yakalamak için başta Veliaht Prensi Muhammed bin Naif Beytü'l-Haram'ın idaresindeki istihbarat elemanları harekete geçmişti.

Ve askerlerce çevrilen yollar, kargaşalıktan nereye gideceğini bilemeyen hacılar, ölümün kol gezdiği Mina'daki casuslar savaşı bir anda binlerce ölüme , kat be kat yaralının olmasına sebep oldu.

İran Sağlık Bakanlığı, Mina faciasındaki yaralı İran vatandaşlarının durumunu incelemek daha doğrusu eylem yapmak amaçlı gönderdiği adamlarının durumunu yakından görmek, öldüyse cenazelerini, kaçırıldıysa akıbetlerini tespit etmek amaçlı onlara sahip çıkmak ve ülkeye geri götürmek için Suudi Arabistan'a gitmek isteyen İran Sağlık Bakanı Hasan Haşimi'ye Riyan yönetiminin izin verilmemesini de politik bir kriz olarak gösterme çabasında görüşmeleri kendi lehinde çevirmeye çalışmaktadır.

Şimdi İran "ölülerimi istiyorum" derken kendilerince kıymetli olan diplomatlarının cenazelerini istemek için dünya medyasına yaptığı masum açıklamalar, hac organizasyonun İslam devletlerinin ortaklaşa kuracağı örgütle yapılmasını öne sürerek bu savaşı daha nereye kadar sürdürecek zamanla göreceğiz.

Erol KARA - 03.10.2015
DİKKAT : ALINTI YAPILDIĞINDA SİTEMİZİN ADI VE CANLI LİNK VERİLMESİ ÖNEMLE RİCA OLUNUR


MEDYADA


 
Top