-- --
Geçtiğimiz günlerde gazetelerin sütunları arasına sıkışan bir haber okuyanların yüreğini sızlatmaya ve bazılarının düşünmesine sebep oldu.

Haber “ Halkalı Altınsehir ’ de bir kot yıkama fabrikasında ütücü olarak çalışan 17 yaşındaki Bahattin Aydın kolunu kurutma makinesine kaptırdı. Kolu kopan Bahattin Aydın arkadaşlarının paniğe kapılarak müdahale etmemesi üzerine kan kaybından olay yerinde can verdi. ” şeklinde idi.

Trafik kazalarında da sürekli gündeme gelen ilk yardım konusunun insanın bulunduğu her yerde mutlaka bir gün gerekebileceğini düşünmediğimizden sağlık konusunda bilgisizliğimizin cezasını bu ve bunun gibi bir çok olay sonunda canlar verdirerek cezasını çekiyoruz.

Genellikle küçük yaştaki insanların çalıştığı konfeksiyon sektöründe ve her işletmede onlarca hatta yüzlerce insan çalıştırıldığı halde sağlık konusunda yatırım yapılmadığı görülmektedir. Türkiye de pek çok işyerinde yasal prosedürlere rağmen iş güvenliği ve işçi sağlığı gibi konuların ciddiye alındığı görülmediği gibi, .uzun süre şirketlerde çalışma ortamı nasıl olursa olsun mutlaka para kazanma esas alınırken, iş güvenliği ve işçi sağlığı gibi konular ikinci planda kalmaktadır. Parmağı kesilen bir işçi en yakın eczaneye götürülmekte ayakta tedavisi yapılmakta ve tekrar işinin başına dönmektedir. Bilgisizliğin sonucu olarak her yıl istatistiklere göre kayıtlı olarak belirlenmiş sağlık olaylarında yüz bin civarında iş kazası, 2000 civarında meslek hastalığı, iki binin üzerinde işten kaynaklanan ölümler ve dört bin civarında iş görmezlik olayı belirlenmektedir. Tekstil sektöründe meslek hastalıklarının oranı ise % 7.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği haftası dolayısıyla Mayıs ayında yapılan konuşmada ISO Yönetim Kurulu Başdanışmanı Atilla KARAOSMANOĞLU bu konunun yıllardan beri öksüz bir konu olarak kaldığını ifade etmiştir. Karaosmanoğlu’ nun haklı olduğu bu konuda gerçek gösterge davete katılanların ilgisinin azlığı idi.

MEVZUATLAR

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yurdumuzda yürürlükte bulunan çeşitli mevzuatlar bulunmaktadır. Bunlar Anayasa’ nın 50. ( Kimse , yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz...) ve 60. Maddelerinde genel ilkelerin bulunması, Borçlar kanununda 332. Madde ile uygulanma şekli, 1475 sayılı iş kanununun 73. ( Her işveren , işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamakla yükümlüdür ) ve 82 . maddelerinde , Umum Hıfsızsıhha kanununun 173. – 180. Maddelerinde, Belediye kanununun 76. Maddelerinde değinilen işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda bolca düzenlemeler bulunmaktadır. Hatta tüm bunların yanı sıra 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11.,114.,124.,130. Maddeleri ile Grev ve lokavt kanununun 39. Ve sendikalar kanunun 33. Maddesinde konu ile ilgili hükümler bulunurken toplu iş sözleşmelerinde de bazı maddeler eklenmektedir. Devlet bu denli mevzuatlarla işçi sağlığı üzerine eğilmiş olmasına rağmen iş dünyasında gerekli ilginin olmadığı rahatça görülmektedir. Bunun en başta gelen sebebi işverenlerin para kazanma hırsı ve bu konunun gerekliliği hakkındaki bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Devlet yapacağını yapmış çeşitli yaptırımlar uygulamış ancak ciddi bir denetimin olmayışı , işverenlere bu konu hakkında önem arz eden faktörlerin gösterilmemesi ve adamsendeci davranışlar yüzünden ne yazık ki bu konu askıda kalmış bir konudur. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalışanların genellikle genç yaşta bir kitle olmasına dikkat edilirse bırakın vücut sağlığı ruh sağlığının da ne denli önemli olacağı gözler önüne serilebilinir. Bugün işgücü kalitesi ve maliyeti konusunda panel ve toplantı yapan idareciler bu konu üzerinde adeta kitap yazarak kalifiye işçi, teknolojik gelişmeyle paralel gidebilecek makineleşme ve verim almanın yollarını araştırırken nedense çalıştırdığı işçinin bedensel sağlığı ve psikolojik durumunu hiç dikkate almamaktadır. Bunların hiç görüşülmediği toplantılarda bir insanın sağlıklı yaşayabilmesi ve beslenebilmesi için gerekli olan kazancın artırılma ve işçiyi daha sağlıklı bir yaşama yönlendirme meselesine ise asla ve kat’a değinilmemektedir. İşin özü bu konularda kesinlikle konuşmamaktadırlar.

İşverenler ya da yöneticiler hasta olan bir çalışanını SSK hastanelerine bir vizite yazarak gönderirken bu konuda vicdanlarının rahat olduğunu vurgulamakta , çalışanını sigorta yaptığını böylece onun sağlık problemini hallettiğini söyleyebilmektedir. Yine bir kısım firma sahipleri SSK’ya giden personelinin muayene olmak için en az iki gün işe gelmemesi ya da SSK’nın istirahat vermesi yüzünden anlaştığı özel sağlık kuruluşlarına çalışanını göndermektedir. Faydası işçi beklemeden muayenesini olmakta, gerekli görülen ilaçları almaktadır. Daha sakin ve daha dikkatli muayene olma imkanı bulmaktadır. Ancak istirahat gibi veya olması gereken tedavi şekline sahip olmamaktadır. Zira özel sağlık kuruluşları işyerinden gelen hastanın daha fazla vakit kaybetmeden işinin başına dönmesini sağlamak zorundadır. Aksi halde işyeri ile yaptığı sözleşmeden vazgeçmek zorunda kalacaktır. Kanun gereği yine bazı işyerleri mevcut sayıda personelini çalıştırdığı zaman işyerinde doktor bulundurmak zorundadır. Ancak yasayı delme o denli kolay ki bir doktorla anlaşma yapan işveren o doktorun haftada bir gün ve bir veya iki saat kalmasını yeterli bulmaktadır. Tabi bu şekilde çalışan doktor haftanın bir günü muayene olmak için bekleyen işçilerin çokluğunu karşısında görünce kendini SSK’da görmeye alıştığımız manzara içinde bulmaktadır. Tabii işin bir başka yönü işyerlerinde görevlendirilen doktorların bilgi genişliğinin ne kadar olduğu da umursanmıyor. Doktor mu doktor yani. Ama bu doktor ( şaka değil ) veteriner bile olabilir. İşverene sorarsanız işyerinde bir doktor vardır. Ancak sormak lazım işçiler haftada bir mi hasta olmak zorunda, işyerinde acil bir vaka olduğunda ilk müdahaleyi yapacak biri var mı. Neden doktor her gün değil de bir gün...? Gerçek sadece bu mu. Böyle veya buna benzer bir düzen sağlayan ve vicdanını bu şekilde rahatlatan işveren ya da vekili hakikaten haklı mı. ?

İŞYERLERİNİN İŞÇİ SAĞLIĞINA ETKİLERİ

İşçinin ruh ve beden sağlığı sadece işçinin dikkatsizliğinden mi bozuluyor. İşverenin hiç mi suçu yok.?
Bugün iki milyonu aşkın bir çalışanı olan tekstil ve konfeksiyon sektöründe işçi sağlığının iyi olduğu pek söylenemez. Hem bedenen ve hem de ruhen sağlık durumu bozuk ve çeşitli hastanelerde tedavi olan binlerce tekstil çalışanı mevcut. Bugün sanatoryumlara ya da ruh sağlığı hastanelerinde tedavi gören tekstil ya da konfeksiyon çalışanını görmeniz mümkün. Bunun nedenlerinden biri sağlıksız beslenme ise diğer bir nedeni aşırı çalışma ,sağlıksız ortamlar ve sosyal yaşamına gereken önemin verdirilmemesi . İşçinin yalnızca tatmin edici ve sağlıklı beslenebilmesi için gerekli olan ücreti almasının dışında rahat ve temiz bir çalışma ortamlarına da gereksinim duyması hakkına sahip olması bilinmesi gereken gerçeklerdendir. Genellikle çalışan sayısının 20’den aşağıya düşmediği küçük konfeksiyon atölyelerinin binaların bodrum katlarında her türlü sıhhi ortamdan uzak bir yerlerde kurulduğunu bilmeyen ya da görmeyen hiç kimse yoktur. Belediyelerin çalışma ruhsatı verdiği, İl sağlık müdürlüklerinin uğramadığı ya da gözden uzak şekilde kaçak olarak çalışan en küçük işletmelerden daha büyük işletmelere ya da fabrikalara kadar gidelim bilhassa yıllardan beri çalışma faaliyetlerinin sürdüren ve eski binalarda yerleşmiş işletmelere bakalım çalışma ortamının bedensel ve ruhsal sağlığa olan olumsuz etkilerini rahatça görebiliriz. Bugün bodrum katlarında bulunan işletmelerin kesinlikle kapatılması gerekirken bu konuda vurdum duymaz olunması insana ve insan sağlığına verilen önemin en güzel göstergesidir. Belediye denetimleri meyhanelerin, diskoteklerin, düğün salonlarının , spor salonlarının bodrum katlarda olduğu durumlarda ruhsat vermekte zorlayıcı müeyyideler getirmesine rağmen kaçak olsun olmasın imalat türü işletmelere göz yummasının sebebi anlaşılmamaktadır.
Çalışma ortamlarındaki ısı dengesi , hava akımının dengeli ve esintili , ortamda bulunan nemin uygun olması verim artırmanın ilk yollarından biri olmaktadır. Fazla ve aşırı ısı ya da soğuk ortam çalışanların direncini azaltır. Vücut terleyerek ya da üşüyerek iş yapma becerisini ortadan kaldırır. Organizma dış etkendeki sıcaklığa uyum sağlayabilmek için çaba gösterirken beynin ve kalbin çalışmasında gerilemeye sebep olabilir.

İşçi sağlığını etkileyen faktörlerinden bir diğeri de sağlıklı beslenmenin yetersizliğidir. Genellikle tüm işyerlerinde işçiye yemek çıkartılmaktadır .Ancak yemek kalitesi her firmada aynı olmamaktadır. İşverenlerimizin aralarında bulunan ve kardan fazla vazgeçemeyecek olanlar ucuz yemeği tercih ederken kalitenin beslenmek zorunda kalan işçisinin üzerindeki etkisini düşünmemektedir. Üç dört çeşitten az yemek verilmediğini iddia eden işveren midesi bozulan, zehirlenme belirtileri görülen ve bunun için sağlık kuruluşlarına koşan elemanının oluşturduğu iş kaybını hesaplayamamakta ve suçu iş görenin dikkatsizliğine vermektedir. Aslında bir işyerinde yemeğin kalitesi yemeği yiyen işveren ya da vekillerinin katılımıyla doğru orantılıdır. Yemek verilen firmada işveren ya da vekillerinden biri yemekhaneye çıkıp işçisiyle aynı tabldotu paylaşıyorsa istisnalar kaideyi bozmaz , o işyerinin yemekleri kalitelidir. Deri,boya ve örme sektörünün vazgeçmemesi gereken ve konfeksiyon sektöründe bilhassa ütü ve leke çıkartma departmanlarında çalışan işçilerin muhakkak surette günlük yemeklerine ilaveten yoğurt yemeleri sağlanmalıdır. Bugün üç ya da dört çeşit yemeği öğle tabldotlarında işçisine verdiğini övünerek söyleyen işveren konu yoğurt yedirmeye geldiğinde vırın kırın etmekte ve maliyete etkisini bahane etmektedir. ( Dikkat , yoğurt derken kansorejen içeren sülfat asitli yoğurttan söz etmedik ) Günün en az 10 saatini işyerinde geçiren işgören fazla çalışma yapacağı saatlerde de yiyeceği yemeğin kaliteli olmasını arzu etmektedir. Yasak olmasına rağmen fazla çalışmanın bol olduğu tekstil ve konfeksiyon sektöründe akşam ve gece verilen yemekler gündüz yemekleri kadar kaliteli olmamaktadır. Hatta bazı işletme sahipleri gece çalışmasına kalan işçilerine kahvaltı türünden yemek vermektedir. Böyle olunca da , işçisine vermesini bilmeyen işverenin kalite ve verim beklemesi mantıksız bir beklenti olmaktadır.
İşyerlerindeki çalışma ortamını etkileyen etmenlerin yanında kullanılan malzemelerin de etkisi olmaktadır. Bilhassa konfeksiyon işletmelerinde ütü bölümünde çalışanların sağlığı diğer bölümlerde çalışanlara oranla daha sık bozulmaktadır. Bunun sebebi sıcaklığın ve aşırı nemin olmasının yanı sıra leke temizleme cihazlarının kullanılması olmaktadır. Boya ve baskı işletmelerinde kullanılan maddelerin yaydığı etkinin yanı sıra konfeksiyon imalatçılarının korkulu rüyası olan lekelerin çıkartılması işlemleri genellikle trikloretan kullanılarak yapılmaktadır. Püskürtme yoluyla kullanılan ve bu yüzden çevreye ve kullanıcıya oldukça büyük zararı olan trikloretilenin kansorejen madde içermesi yüzünden dünya devletlerinde yasaklanması buna karşın yurdumuzda kullanılmaya devam edilmesi sürekli söylediğimiz insan sağlığının önemsenmemesinden kaynaklanmaktadır.

RUH SAĞLIĞINA NE DEMELİ
Çalışma hayatında veya işyerinde istediği olanakları bulamayan kimseler psikolojik yönden sağlıksızdırlar.Fabrika yaşamının bilhassa Türkiye şartlarında denetimsizliğin ve ekonomik yaşamın olumsuz nedenleri yüzünden işgörenler üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı rahatça gözlemlenmektedir. İşgörenlerin zamanlarının büyük bölümünü fabrikalarda geçirmeleri onlarda sıkıntı, ilgisizlik, pasif direnme, ümitsizlik, saldırganlık gibi ruhsal bozuklular oluşturmaktadır. Bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki insanın psikolojik yaşamı tüm organizmayı etkiler. Onun çalışkan, dürüst, zeki ve uyumlu olması tamamıyla ruhsal bir olaydır. Ruhsal dengesizlik bu organizmanın kendi iç çatışmasıyla başlar. Davranış bozukluklarının sebebi çok çeşitli olması yanında en büyük sebep olarak uyumsuzluk gösterilmektedir. Çalışma yaşamında olumlu bir yapıya sahip bir insan başarıya hazır biridir. Ancak işin niteliği, statü, rol çatışması gibi iş faktörleri çalışanın üzerinde biyolojik ve psikolojik etkiler bırakmaya yeterli olmaktadır. İşverenler çalıştırdıkları insanların nedense ruh halini hiçbir zaman düşünmezler. Çalışanların çoğunlukla varlığı makinelerle eşdeğer gibidir. Bu cümlede biz iyimser bir ifade kullansak ta , makinesinin çalıştırdığı işçilerden daha değerli bir konumda tutulan işyerleri de yok değildir. İşverenler günde 10-12 saat birlikte oldukları işçilerine işin dışında pek ilgi göstermezler. Aslında kendi sorunlarıyla da işçisine yaklaşmaz. Bu taraftarlık sonunda işçi ve işveren arasında insancıl olmayan bir ilişki doğurur.
İŞ YERİ DOKTORLUĞU

Yukarıda da değindiğimiz gibi bir çok işletme yasal prosedürlere uyarak işletmesinde doktor bulundurmaktadır. Ancak doktorun bulunması gerekliliği her gün olmasına karşın haftada bir gün ve birkaç saatlik zamanı kapsamaktadır. Viziteye çıkmak isteyen işçiler o birkaç saat içinde muayene olmak zorunda kalmaktadır. Tabii ki iş yeri hekimliği bu olmamaktadır. Her işyerinde koruyucu bir hekimin sürekliliği esas olunmalıdır.1475 sayılı kanunun 73. Maddesinde belirtildiği şekliyle iş güvenliği açısından gerekli olan her türlü tedbiri almak zorunda olan işveren tüm gerekenleri eksiksiz bulundurmak zorundadır. Hal böyle olunca sayısı 50 ‘yi geçen işyerlerinde bir hekimin sürekli bulundurulması zorunlu olmaktadır. İşyeri hekimi aynı zamanda işe yeni giren bir işçinin daha işe başlamadan önce sağlık durumunu tespit ederek onun ne kadar işe uygun olup olmayacağı konusunda personel sorumlularına gerekli bilgiyi vermesinde de yardımcı olmuş olurlar. İşyeri hekimi olmanın her doktorla olmayacağı da bilinmesi gereken bir başka gerçektir. Ancak bu konuda da işverenlerin vurdumduymazlığı söz konusu olmaktadır. Yemekten zehirlenen bir çalışana midesi bulanıyor diyerek ağrı kesici veren , ya da müshil ilacına ihtiyacı olana kabızlık ilacı veren doktorların varlığı mevcut değildir diyecek yoktur, herhalde. İşyeri hekiminin varlığı ve görevi sadece bu olmamalıdır. Şirketin hijyenik açıdan temiz olması, yemeklerin çalışanları hasta etmeyecek şekilde temin edilmesi ve bunların besleyici yönde olmasının sağlanması , işçilerin herhangi bir sağlık olayında ya da kazalar karşısında ne ve nasıl yapılmalıdır gibi sorulara cevap verecek şekilde eğitilmelerini sağlamak işyeri hekimlerinin görevleri içinde bulunmalıdır.

İşyeri hekimliğinin yanı sıra işverenler işyerini niteliklerine uygun işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulu oluşturabilir. Başkanlığı seçimle belirlenen bu kurulda işveren, işyeri güvenlik sorumlusu, işyeri doktoru, ustabaşı , sendika temsilcisi, sivil savunma uzmanı, tekniker ve işçi temsilcisi görev alır. Bunların yapacakları ve uygulayacakları görevler kurulun kararları doğrultusunda olur.

DEVLET DENETİMİ

İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin tam olarak alınıp alınmadığı zaman zaman yapılacak olan denetimlerle kontrol edilir. Bu denetlemeyi ilk yapacak olan işyeri sahibi olmasına karşın bu konuda gerekli güven verilmediğinden denetleme görevi devlet tarafından yapılmaktadır. Devlet denetleme yetkisi çalışma Bakanlığı nezdinde kurulan İş teftiş kurulu ve bu kurula bağlı İş Müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Bunun dışında Belediyeler,Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Bayındırlık Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı gibi devlet kuruluşları bu denetleme çarkının içinde bulunmaktadır. Doktorlardan meydana gelen teknik iş müfettişleri işyerlerinin ve çalışan işçilerin sağlığı konusunda denetleme yapacakları zaman işverenlerin bu konuda gereken titizliği göstermesi gerekmektedir. Bunun için işverenler iş müfettişleri gerekli gördüğü zaman işçilerini toplamak zorundadır. Müfettişlerin çalışanlardan doğru ifade vermelerini, gerekli belgelerin işveren tarafından hemen sağlanmasını isteyebilir.

MÜEYYİDELER
Her yaptırımın sonunda bir takım müeyyidelerin bulunacağı herkes tarafından bilinmektedir. Kanunun belirlediği bir şartı yerine getirmeyenler bunun sonunda cezalandırılır.1475 sayılı iş kanunun 106. Maddesinde bu konu ile ilgiler belirtilmiştir. Ancak günün şartlarına uymayan bu müeyyideler bazen komik olaylara sahne olmaktadır. Mesela, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda 1475 sayılı iş kanunun 73. Maddesindeki hükmüne uymayan bir işveren bir milyon Tl sı para cezası ile cezalandırılır. Devam edersek., işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulunu kurmaktan kaçınan veya çalışmasına engel olan işveren ya da vekil bir milyon Tl.sı ile cezalandırılır. Ve bir örnek daha iş kanunun 77. Maddesine aykırı hareket edenler yüz bin lira para cezasına çarptırılır.

Bu müeyyidelerle kaç işveren bu konuda gerekli hassasiyeti gösterebilir. Öksüz bir konu olarak kalan ve daha yıllarca kalacağa benzeyen işçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna bakalım ne zaman bir sihirli el değecek

EROL KARA
 
Top