-- --
Kur’an’ı okuyacaksanız..
Geçtiğimiz günlerde bir davet üzere bir ilçede yapılan “Kur’an Ziyafeti” programına gittim.
Cami yıllar önce gecekondu anlayışı ile yapılmış, mimari hatalarla dolu eski bir cami.
Osmanlılar döneminde olsak mescit diyebilirsiniz.
Kenar bir semtin bir kenarında bir ibadethane..
Yatsı namazının ardından başlayan Kur’an-ı Kerim programında sırayla hafız efendiler kürsüye çıkarak maharetlerini ortaya dökmeye başladı.
Kur’an-ı Kerim’i en güzel şekilde okuyarak gönüllere nakşetmeye çalıştılar.
Ara ara cemaatin içinden ilgili ilgisiz ayetler okununca çekilen “ Allah” nidaları programın süsü gibiydi.
Kur’an okurken cemaatin derin “ah”larını, “Allah” nidalarını duyan hafız efendi de biraz daha gaza gelip daha deruni, daha titrek, daha bir dinlenmeli kürsüde görevini ifa etmeye çalışıyordu.
Yıllar önce Sultanahmet caminde de iştirak ettiğim bir programda hafız efendinin okuyuşları arasındaki sessiz kalma seansları o kadar dikkat çekici idi ki, dinleyenler mırıldanmaya hatta birkaç kişi “araya reklam alsa, geçinir” sözlerini etmiş olmaları dün gibi aklımdaydı.
“Kur’an ziyafetleri” sıklıkla takip ettiğim programlardandır. Dünyaca ya da ülke sınırları içerisinde tanınmış pek çok hafızı yakinen dinlemiş biri olarak bu konuda profesyonel olduğumu hissediyorum.
Bazen pek bir acemi kişinin okurken ruhumu titrettiğini kürsüden inmemesini dilediğim, usta sandığım bazılarının ise “ne zaman kürsüden” ineceğini sabırsızlıkla beklediğimi bilirim.
Ancak son katıldığım programda bunca yıllık ömrümde duymadığım bir okuyuşa tanık oldum ki, rabbim günah yazmasın böylesini dinleme bir daha nasip olmasın.
Programın sonlarına doğru kürsüye çıkan hafız efendi (!) öyle bir aşr-ı şerif okudu ki o günden beri sormadım kişi, okumadığım kaynak kalmadı.
Sesiyle öylesine oynuyordu ki arabesk şarkı söylese bu kadar olur diyebilirsiniz.
Mikrofonla oynayışı bir uzaklaştırıp bir yakınlaştırması, dalgalandırıp bazen dudaklarının üzerinde bazen çok uzakta tutuşu...
Mübarek arabesk şarkıcısı gibi..
Soğuktan titrer gibi sesi titretmek onda,  sakinden harekeye zıplar gibi hızla atlayıp geçmek onda,
medleri uzatarak terennüm ve teganni ettiğini sanmak onda,  ağlar gibi hazin bir  okuyuş onda,
sesi titretmek, dalgalandırmak onda, hatta…
Hatta böğürmek bile onda idi.
Sesini o kadar boğuyordu ki biri boğazını mı sıkıyor diye merak ederdiniz.
Ne yapıyorsun diyen yok.  Programı tertip eden heyet bile bu okuyuşu sonunda takdir etmez mi ?
Tuz üstüne tuz.
Oysa ne asr-ı saadet döneminde, ne sahabi döneminde, ne tabiinde böyle bir okuyuş hiç olmamış.
Kur’an -ı kerimi yüksek sesle okumak, bağıra çağıra okumak bile fıkıhta yer etmediği halde garip sesler çıkartarak Kur’an-ı Kerim okuduğunu sanmak gaflet ve dalalettir.
Şaşkınlıktır. Kendini bilmezliktir.
Allah c.c Kur’an-ı Kerim’de “ أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا” “Ey zid aleyhi ve rettilil kur’âne tertîlâ(tertilen)."tane tane, yavaş yavaş, güzel bir şekilde Kur'an'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku.  (73.Müzemmil–4) diye emretmiş iken..
Kaynaklar;  “Kur’an’ı okurken tecvit kurallarının dışına çıkarak, sesi güzelleştireceğim diye şarkıları andıracak şekilde teganni yapmak günahtır” diyor.
 “Kur’an okurken sesi boğazda tutup titretmek, dalgalandırmak böylece sese nağme vermek (lahn ve terci yapmak) uygun değildir.”
Diyor.
Kur’an’ı, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi okumaya çalışmak varken, ruhları titretmek varken, gönüllere su gibi, ilaç gibi akmak varken “böğürmek, titretmek, inceltmek” te ne oluyor.
O kürsü camii kürsüsü hafız efendi, gazino sahnesinde arabesk okumuyorsun” diyen olmadığı gibi bir de organize eden imam efendi “hocamızın ağzına sağlık. Kulaklarımızın pasını değil zarını bile titretti” tarzında övgü ile söz etmez mi? (!)
Dalga mı geçti, ciddi miydi, çözemedim.
Al birini vur ötekine..

Erol KARA - 18.11.2014
 
Top