-- --
Dünya ülkelerinde yaptığı hasarlarla şehirleri hallaç pamuğuna döndüren bizde de medya tarafından ülkemizdeki her kötü olaya adı yakıştırılan “EL NİNO ” nihayet tekstil ve konfeksiyon sektörünün birkaç aydır süregelen işsizliğinin de adı oldu.

Aslında felaketin yıllar önce kapısını çaldığı sektörde adamsendeciliğin ve vurdumduymazlığın sonucu olan bu felaket şimdi ahlar vahlar ettiriyorsa da bugünkü feryatların abesle iştigal olduğunu vurgulamak istiyoruz. Deprem sonrası müteahhitleri haklı ya da haksız yargısız infaz ederek suçlayanlar tekstil ve konfeksiyon sektörünü bugünkü içler acısı durumuna düşürenleri de bulmalı ve hatta bu insanları yargılamadan sektörün dışına atmalıdır. Alkollü araç kullananlara uygulandığı şekliyle ehliyetler nasıl ellerinden alınıyorsa, bu camianın kaliteden ödün vermemiş kuruluşları da bir araya gelerek tekstil ve konfeksiyon sektörünü bu hale getirenlerin ehliyetlerini de almak zorundadır. Ehliyet dediğimize bakmayın tekstil ve konfeksiyon sektörü o kadar sahipsiz ki eline makası makineyi geçiren işletme adı altında kalitesizliği üretme çiftlikleri açtı. Hal böyle olunca ehliyeti olan kalitesiz işletme bulmakta zor olacaktır.

Devlet bu tür ehliyetsiz ve kalitesiz mal üreten kuruluşlara teşvik verdiyse faiziyle derhal beklemeden, süre vermeden geri almalıdır. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe peş peşe kapanan firmaların neden kapılarına kilit vurduğuna bakmalı ,araştırılmalı ve bunların spekülasyon oluşturmak, vergi kaçırmak, kalitesiz mal ya da naylon ihracatta bulunup bulunmadığı, devletten teşvik almak amacıyla mı işletme açıp açmadığını belirlemek gerekmektedir.

Önce 1997 yılının son aylarına doğru tanınmış bir çok firma zamanında bolca açtığı firmalarından bazılarını kapatarak işçilerini kitabına uydurarak kapının önüne koymuştur. Ve bu firma sahipleri bu yan kuruluşlarını kaparken zarar ettiğini, işçinin parasını veremediğini, piyasaya çok borcu olduğunu söyleyerek devletten yardım istemekte,,vergilerin yüksek oluşundan şikayet etmekte,talebin azalmasından dem vurmakta,şom ağızlarını açarak tekstil ve konfeksiyon sektörünün ardı gelmez bir dar boğaza gireceğinin kara habercisi olup piyasanın allak bullak olmasına sebep olmaya çalışmaktadırlar.

Bunlarla kalsalar iyi ayrıca, bu firmaların kapanmasının araştırılması muhakkak maliyenin üstüne vazifedir ancak mağdur durumda kalan işçinin kulaklarına söylenen “iyi çalışmadığınız için verim alamadık ,müşteri mal veremez oldu. Gelir giderden az olduğundan her gün içeri giriyoruz. Şimdilik hoşça kalın.” sözleri işini kaybeden işçinin gözyaşlarında erirken aynı işverenin bir başka ilin ya da aynı ilin bir başka ilçesinde daha gelişmiş işyeri açması ile gözlerini parlatması apayrı bir konu. Dedik ya, tüm bu firma kapatmayı huy edinenlerin gerçek yüzlerini görmek maliyenin ve maliye müfettişlerinin denetimiyle olur.

İstisnalar bir yana , kalitesizliğin ve vurgunculuğun bir başka adı olan Laleli piyasası da ektiklerini biçerken iç piyasaya çalışan küçük işletmelerde bu fırtınadan nasibini aldı. Birkaç hafta öncesine kadar makinelerden motor sesleri yükselen atölyeler şimdi sinek vızıltıları ile dolmuş durumda. Adı yurt dışına taşmış hatta mal talebinde bulunan firma isteklerine burun kıvırarak bakan ,ihracatta kanıksanmayacak rakamlara ulaşmış bazı büyük ve köklü kuruluşlar Merter ve Yenibosna ‘da bulunan işletmelerini kapattı ya da kapatmak üzere. Buradaki işletmelerden bir çoğu onlarca hatta yüzlerce elemanını kapının önüne koydu. Bunlar sanıldığı gibi zarar değil Beylikdüzü, Hadımköy, Büyük Çekmece, Tuzla gibi İstanbul’un yeni yerleşim bölgeleriyle; Çorlu, Lüleburgaz, Çerkezköy gibi Trakya’nın güzelim ovalarında ya da Anadolu’ya yayılarak bir çok yörelerde yeni işletme açmışlardır. Açtıkları bu işletmeler de işçinin ucuz ,masrafların az, elektriğin bedavaya yakın, suyun bedava olması ve devlet teşvikinin fazlalığı ile devlet denetiminin yetersiz oluşuyla yine kazançlarına kazanç katan o müflis (!) vatan evlatları olmaktadır. Aslında sanayi ve endüstri bölgelerinden uzaklaşarak açılan işletmelerde üretimin sınırlı olduğu , verimin istenilenden az olduğu , işçinin kaliteyi kavrayabilmesi için uzun süre geçirmek zorunda kalması gün gibi ortada olduğu görülmektedir. Gittikleri yerlerde kalifiye eleman bulmakta sıkıntı çekenler ya eski elemanlarını ya da değişik yollarla buldukları elemanları lojman, yemek ve yüksek ücret ile taşındıkları yerlere bol vaatler ederek götürdükleri herkesce bilinmektedir.

AH LALELİ

Zeytinburnu esnafının firmalardan mal almada nazlanması, bu piyasada çeklerin dönmeye başlaması bu yılın ilk dört-beş ayında iç piyasa krizinin tehlike çanları çalmasına işaret ediyordu. İç piyasaya çalışan konfeksiyon işletmeleri Laleli piyasasının talebi kısması yüzünden küçük çapta mal alamıyordu. Pazar yerleri sebze ve meyve ile dolması gerekirken dağ taş konfeksiyon ürünleri ile dolmaya başladı. İhraç edilmeyen ürünler iç piyasaya zararına olacak şekilde sürülmüştü. Laleli piyasası bugünlerde şok olmuşken tüketiciler de her yerde kılık kıyafet görmekten bıkar durumda. Kalitesizliğin cezası olarak Ukrayna ve Türki Cumhuriyetlerinin limanlarından geri dönen gemi ve uçaklar malları İstanbul limanlarına dökmeye başlayınca toptancılar neye uğradıklarını şaşırdılar. Geçen yılların talebi karşısında şaşıran toptancılar ellerine geçen kısmetin değerini bilmediler ve her türlü iyi ve kötü malları allayıp pullayıp satarak dört köşe oldular. Kalitesiz mallar şimdi geri dönünce ve maskeler düşünce şimdi de dövünüp duruyorlar. Bu dövünme dürüst bir çok esnafı kahrederken bazıları kazandık kazanacağımız kadar, kısmet bu kadar diyerek arkalarına bile bakmadan Laleli’ yi terketmeye başladı bile...Hoş olan gazete başlıklarında Laleli’ yi batıran unsurlar araştırıldığında ilk nedenin Rus kadınlarının “nataşa” olarak algılanması ,onların birer “yosma” olarak Türk erkek esnafı tarafından görülmesiymiş. Bu kanı ama doğru ama yanlış gece olunca güvenlik kuvvetlerince yapılan Aksaray, Laleli, Büyük Çekmece operasyonlarında Aids taşıyan ve kendini pazarlayan onlarca Rus asıllı kadınların bulunmasına ne demeli. Ve Türkiye’ye mal almaya gelen kadınların parası çokta erkeklerinin mi yok. Kadın alıcıların sayısı erkeklerden neden çok. Zira Türk erkeğinin zaafını bilen bazı Rus hatunlar ilk gelişlerinde 1 (yazı ile –bir ) dolara razı olurken şimdilerde yüzlerce dolarla aynı pazarlığı yapmakta hatta işi daha da ileriye götürerek uyuttukları ya da kandırdıkları akıllı Türk erkeklerinin paralarını ve değerli eşyalarınım otel odalarından çalarak ortadan kaçmaktadırlar. Öyle ya da böyle kazandıkları paralarla Laleli piyasasından mal alarak bavul ticareti yapmaktadırlar. Hatta bazıları daha da uyanık olup çek karşılığı aldıkları malların bedelini ülkelerine döndükleri zaman ödememektedirler. Bugün Rus Mafyası borcunu almaya gelen bir çok Türk satıcısının ensesinde boza pişirmektedir. Necip Türk basını Laleli’ nin çöküşünün sebebini “nataşa” unsuruna bağlayarak adeta erkeklerimizi aşağılamakta ve Rus kadınlarını zavallı durumda göstermektedir. Tamam Laleli esnafının bir kısmı bu ahlaksızlığı yapmış olabilir ama bunu bütün Laleli esnafına mal edercesine yayın yapılması doğru değildir. Laleli piyasasının çöküş nedenlerinin başında kalitesizlik, gereksiz pahalılık, bozuk mal çokluğu , hile ve yalan olmuştur. Son üç yıl içinde Laleli’ nin içine girip de ihya olmayan yoktur. Ancak şu bir gerçek ki haydan gelen huya gideceğinden bu piyasadan çok para kazanan bir çok kişinin bu haksız kazançlarından dolayı hayır görmeyeceği sözleri Laleli’ nin bugünkü durumuna yürekten üzülen gerçek birkaç esnafın ağzından düşmemektedir. ı olarak bilinen artık kumaş alıcılarının aylar önce kapılarını sıkça çaldıkları

AĞLAYAN AĞLAYANA

Aylar öncesinden kendini gösteren sıkıntı yaz başından bu yana birbiri ardına patladı. Ve firmaların pencerelerinden yükselen sinek vızıltına ağlama sesleri karışıyor. Peki bu ağlamalar nereden kaynaklanıyor. Piyasa araştırması yaptığınızda sektörün sıkıntı içinde bulunmasının nedenleri hesapsız büyüme, kalitesizlik, kalifiye eleman eksikliği, pazar daralması, maliyetine sipariş alma, ücretler olarak gösterilmektedir. Piyasaya objektif ve ön yargısız baktığınızda bu ağlamaları herkesin yaptığını görürsünüz. Yani işi olanda ağlıyor olmayanda... Kasası dolu olup iş yapmayanda ağlıyor kasası gerçekten boş olanda ağlıyor. Ama birkaç istisna battık diyenlerin mal varlığına baktığınızda koca bir servetin tadını çıkardıklarını görürsünüz. Teşvik için devletin kapısını çalanlar, en küçük krizde devlet bize sahip çıkmıyor diyenlere bakın kazançlarının en iyi olduğu dönemlerde bile SSK, Su, Elektrik ve vergilerini zamanında ödemediğini ama beri yanda “ lüküs hayat oh ne rahat ” şarkısını dillerine doladıklarını görürsünüz. Dün dolmuşlara binerken cebindeki paranın hesabını yapanlar bugün otomobil dergilerinde ya da galerilerde sergilenecek son model araç peşinde koşmaktadırlar. Nam olsun diye istikrarlı büyüme yerine hesapsız büyümeyi seçen, batı endüstrisinde miadını tamamlamış makineleri getiren sonra da bu makineleri işletmelerinin bir köşesinde paslanmaya terk eden girişimciler teknolojiye yatırım yaparken insanı göz ardı etmiştir. Kalifiye ya da profesyonel işçiden kaçan işverenler mahiyetlerinde kendilerinden daha becerikli ya da daha akıllı çalışana göz açtırmamıştır. Bir çok işveren tanırım ki yönetimin başına getirdikleri beyin gücü çok ve kanıtlanmış insanları daha alt kadrolarda çalışan insanların önünde küçük düşürerek para gücüyle kendi egolarını tatmine çalışmışlardır. Ve sonra da dönüp kalifiye ya da yeterli bilgiye sahip çalışan olmadığından dem vurmakta, daima kendilerinin akıllı olduklarını, kendilerinin becerikli olduklarını vurgulamaktadırlar. Maliyetine ya da zararına iş yapmayanları kabullenmek zorundayız. İşçisinin haklarını ve piyasanın borcunu ödeyerek firmasının kapısını kilitleyenler hiçbir şekilde spekülasyon yapmadan vakur bir şekilde işlerine son vermektedirler. Bunları tebrik etmek gerekir. Ancak devletini ve işçisini kandırarak her yıl yeni bir şirket açanlara ne demeli...

Son söz olarak şunu belirtmek isteriz ki , kara haber getiren şom ağızlıların bağırdığı gibi tekstil ve konfeksiyon sektöründe bir bunalım söz konusu değildir. Aleni olan firmaların kapanması ise üstü örtülü olan gerçek piyasada kalite ve termininde mal üreten firmaların yer almaya başlamasıdır. Türk ekonomisine zarar verecek üretimde bulunan tüm kuruluşlar sektörden uzaklaşmak zorunda kalmaktadır. Bunlar batarken peşlerinden birkaç kişiyi de kendileriyle birlikte sürüklemek istemektedirler

EROL KARA
 
Top