-- --

Zayıfın hakkını kolaylıkla alamadığı bir millet şerefli olamaz. Hadis-i Şerif

İşçinin teri kurumadan ücretini veriniz ve kendisine işte iken ücretini bildiriniz. Hadis-i Şerif

Kıyamet günü Allah katında insanların en kötüsü, fenalığından korkularak kendisine hürmet edilen kimsedir. Hadis-i Şerif

Toplulukları idare edenler adaletten ayrılıp zulüm ve haksızlık yaptıkları zaman, Allah o ülkede bereketini azaltır.Vehd bin Münebbih

Her değersiz adam tenkit ve şikayet eder. Değersizlerin çoğu da böyle yapmaktadır.

Haram yemenin türlü türlü yolu vardır. İlk akla gelenler hırsızlık ve gasp etmek. Bunlar büyük cesaret ve şiddet içeren eylemlerdir. Son yıllarda buna kapkaççılıkta eklenmiştir. Bunlar görünen ve halkın sakındığı eylem biçimi olup bir de sessiz sedasız yapılan ve cesaretin en büyüğüne sahip insanlar tarafından uygulanan ve sırası geldiğinde de "Asla haram yemem " diyen bir takım insanların yaptığı eylem çeşididir.

Bunların içinde beş vakit namazını kılan ya da kıldığını sananlar , hac ibadetini yapmış "hacı" lakaplı ama kazandığı sevabı bir çırpıda harcamış insanların da bulunduğunu görürsünüz. Öyle haram yerler ki ibadetlerini yaparken bile bu haramın tadına doymadıkları için planlar kurarlar. Şuradan nasıl yapsam, şuradan nasıl kırpsam da kazancıma kazanç katsam planları yaparlar.

İmam efendi ya da kendileri namaz kılarken bile “vay o namaz kılanların haline “ diye başlayan ayeti kerimeyi (maun süresi ) okudukları halde... Pekâlâ, onlar bu ayeti okudukları zaman anlamını bilmiyorlar mı? Hayır. Bilseler kendilerine çeki düzen verirler. Dediğimiz gibi o denli çok kendisini inanmış kabul eden insanlar var ki onlar bile bu haramı yemekten kendilerini alı koyamıyorlar. Zaten harama bir başladılar mı ardı arkası kesilmiyor. Bu haram türleri neler. Tartıda hile yapmak, aşırı karla mal satmak. İyi malın altına kötüsünü yerleştirmek, sağlam malların arasından defoluyu ayırmamak , ticareti yaparken yemin etmek , faiz yemek , faizle mal satmak. Piyasanın yükselen değerdeki değişim aracı ne ise döviz gibi onunla malını satmaya kalkmak. Ve konumuz olan işçinin hakkını yemek...

Konumuz işçi hakkını yemek... Diğerleri konusunda pek çok yerde bilgi bulunabilecektir. Ama bilhassa kapitalist rejimlerin hakim olduğu sistemlerde ve sermaye sahiplerinin bazı konuların açıklanmasını engellemeleri konusunda etkin rol almalarından dolayı bu konuya fazla değinilmemektedir.

Diyanet görevlilerinden tarikat başlarına, cami imamlarından irşat görevlilerine kadar ilahi kanunları, ilahi emir ve yasakları anlatırken dikkat ederseniz suya sabuna dokunmayan konularda sohbetler vermektedirler. Bu sohbetlerde cehennem anlatılırken korkular saçılmakta, ateşin şiddeti verilmektedir. Cümle Kuran-ı Kerim'in her emri anlatılsa çok farklı toplum anlayışına sahip olacağımız inanıyorum. Türkiye halkının Kuran dilini anlamaması, hadisi şeriflere gereken önemin verilmeyişi bizleri dinden uzaklaştırmakta sonunda tam bir Mümin Müslüman olamadığımız gibi bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Mecusi vs. dahi benzemediğimiz gün gibi ortaya çıkmaktadır.

Aslında Türkiyeli insanların kimliklerinde yazmasa Müslüman olduğu pek de anlaşılmayacaktır. Yaklaşık 300 yıldır kendi öz kimliğinden ve kendi öz dininden uzaklaşma savaşı veren milletimiz dünya kimliğinde dahi ne Avrupalı ne de Doğulu olabilmektedir. Maddi ve manevi kimliksiz ve kişiliksiz bir millet olup çıkıyoruz...

İŞÇİ HAKLARI

Geçmiş günlerde bizzat şahit olduğum olaylardan söz edeceğim.

Yönetici olarak müracaat ettiğim bir firmada işe başlayacağım. İşverenle görüşüyoruz. Ücretim konusunda fazla ısrarcı davranmadım. Bu firmanın ücret politikasına göre benim istediğim ücret bir hayli fazla.. Verdikleri rakama razı oldum. Önce bu ücret konusunda anlaştım. Çalışma saatlerini sordum. Sabah sekiz buçuktan akşam sekize kadar. Yani hemen hemen 12 saat. Ne yasanın verdiği 45 saatlik süreye uyuyor ne de piyasanın fazlaca uyguladığı 50 saatlik çalışma süresine... Anlaştığımız ücreti hesapladığımda bana teklif edilen ücret %35-40 daha da azalmış olacaktı. Fazla çalışma ücreti ödüyor musunuz dedim. Hayır. Biz de çalışanlara fazla ücret ödenmez. diye cevap aldım. Arada bir yaptıkları işe göre ikramiye tarzında biraz harçlık veriyorlarmış. Düşünün yaklaşık günde 12 saat tuttukları çalışanlara ve bu süre haftanın 6 gününü kapsıyor. Kabaca 72 saat çalıştırıyorlarmış. Kanun haftalık çalışma süresini 45 saat olarak belirlemektedir. Fazla ücret ödemiyorlarmış. Neden diye sordum. 9 aydır muhasebede şef olarak görevlendirdikleri gençten biri söze girdi. İyi ama bazen bu insanlar akşama kadar hiç bir iş yapmadan oturuyorlar dedi. Ne alakası var diye içimden geçirdim. Sen adamı firmada akşama kadar tut sonra ücretini ödeme.. Bir çok firma idari kısım adı altında lakaplar takarak büro ve idari işlerde çalıştırdıkları insanlara fazla çalışma yaptırdıkları zamanda fazla çalışma ücreti vermiyor. Bayramda olsa seyranda olsa... Bunlara bunu sorduğunuzda ücretleri yüksek ya da ne iş yapıyorlar ki akşama kadar oturuyorlar diye saçma sapan cevap verdiklerine şahit olursunuz. Neyse firmayı tanımak için o gün işe başladım. Emrime verilen 8-10 kişinin bulunduğu ortamda araştırma yaptım. İşçiler yaşlı, dışarıda iş bulamaktan buraya sığınmış insanlar. İki kişi orta yaşın üzerinde ... Sordum. Hepsi yeni en fazlası 1 yıllık. Haftada 3-6 adet arası tır geliyormuş. Yurt dışından gelen araçlar trafik yasağı yüzünden gece geliyorlarmış. Ve bu insanlar bu araçları indirmek için gece de çalışıyorlar ve yine fazla çalışma ücreti yok. Yanlış okumadınız. Hayır bu durumda bile fazla çalışma ücreti yok.

Yazık çok yazık... Zaten 1969 yılında kurulmuş bir firmada eski elemanın olmayışı bile ipucu vermeye yetiyordu. Sen insanları dilediğince çalıştır Ve onlara verdiğin 350--400 milyon lirayı çok gör. Neymiş arada bir bahşiş dağıtıyormuş. İşçilerden biri depo sayımları sırasında verilen sözü hatırlatıyor. Bir haftada 4 depo sayımı yapılacakmış. Bu sayım bir hafta da biterse 100 Milyon TL bahşişi verilecekmiş. Aradan bir ay geçmiş ses seda yok. YAZIK ÇOK YAZIK.. Alenen işçi hakkını yemek değil mi bu. Emeğin hırsızlığı değil mi bu. Bu, o insanın ve geçindirmekle yükümlü olduğu ailesinin karısının , çoluk çocuğunun rızkını çalmak değil mi. Sıkı durun işverenlerde Hacı olmuş bir babanın yine hacı olmuş iki evladının idare ettiği bir firmada tüm bunlar oluyor. Şimdi bu gariban insanların yönetimi bana bırakılacaktı. Vebale ben de şahit olacaktım. Allah-u Teala bana hesap sormaz mıydı Bu insanlara neden sahip çıkmadın diye. O akşam işten ayrıldım. Emekçinin hakkını gasp etmek bana o gün çok ağır gelmişti.. Aslında bu tür bir çok örneklemeden bahsetmek isterim ama her halde sizler de yaşamışsınızdır. Ya da duyuyorsunuzdur.

Pekala işçinin hakkını yiyen işveren nelerle karsılaşıyor.

Kazancının bereketini göremiyor.

Ağız tadıyla evinde bir huzur bulamıyor. Eşi ya da çoluk çocuğu sürekli huzursuz bir ortamda histeri krizleri içinde yaşıyor

Firmasında ya da evinde sürekli hırsızlıklar baş gösteriyor.

Sıkıntı ve huzursuzluk her geçen gün bir çığ gibi büyüyor

Eve gidince işi işe gidince evindeki rahatsızlıklardan mutlu bir gün geçiremiyor. Oluk oluk geliyor oluk oluk gidiyor.

En güvendiği insanlar sürekli kendisini aldatıyor

Çevresinde arkasını dönebileceği bir kimseyi bulamıyor

Dalkavuklar ve iki yüzlüler çevresini o denli sarıyor ki hakkını gasp ettiği insanların ağlayışlarını görmüyor

Yönetici diye koydukları insanlar mallarını ve parasını devenin avurduyla götürmesine rağmen bunları görmüyor: Gariban işçin çöpe attırdığı bir iğneyi cebine koyması ile sırf hakkını vermemek için canına okuyor

Çocukları sürekli hasta

Kedi ve köpek beslemekten işçisine göstermediği ilgiyi bunlara göstermekle huzur duyacağını sanıyor

Repo ve faizde hesapsız paralar kaybediyor

Kumar ve içki hatta fuhuş yoluyla bir fabrika daha kuracak parayı harcıyor.

Karısının üzerine başka kadınlarla düşüp kalkıyor. İşçisinden kestiği paralarla ortada cirit atıyor

İşçinin maaşı ile repoda borsada üç beş gün daha para tutup kazandığı faizlerle işçin parasını vermeye çalışıyor

İşçinin sıkıntısına kulaklarını tıkıyor Şan olsun diye boşa para harcıyor

Ve öyle bir gün geliyor ki yıllarını verdiği firmasından ceketini bile zor alıp arkasına bile bakmıyor. Bakamıyor. Çünkü o an etrafında ne bir dalkavuk ne de bir dost sandığı insanlar kalıyor. Ağlarsa tek işini kaybeden işçisi ağlıyor.

Eylül 2005

EROL KARA
 
Top