-- --

Müdür, iyi yöneten, yönetmeyi bilen...diye kısa bir tarif ile geçiştirilen bir sözcük...Müdür kısa bir sözcük ancak beyinlerde çağrıştırdığı anlamı çok büyük....

Müdürlük kavramı ile ilk tanıştığımda ilkokula kayıt olduğum yıllardı. Henüz yedi yaşıma bile girmediğim o günlerde “müdür” sözcüğü beynimde o denli büyük bir kavram olarak yer etti ki diğer insanların onlardan birinin odasına girerken takındığı davranışlardan büyük bir haz alırdım.


Ancak bu haz biraz imrenme, biraz çekinme ve biraz da korku olurdu hep. Korku olurdu hep diyorum ama bana göre o makamda bulunanların her şeyi bilen, her konu hakkında bilgi sahibi olan, onların yanına gidince tüm sorunların çözüldüğüne inanan, iyilikperver ve insancıl yönü ağır basan, babacan birileri olarak bilirdim. Onlara hep saygı göstermek zorunda kalırdık.

Bazı kuruluşlarda onlar için “müdür baba ” dendiği bile olmuştur. Yaşım ilerledikçe daha çok müdür tanır oldum. Ve hep aynı müdür kavramı beynimde yer etmiş durumda idi. Ta ki konfeksiyon sektöründe müdür enflasyonunu görünceye kadar....

Müdür bolluğu konfeksiyon sektöründe o denli bol ki, elinizi nereye sallarsanız sallayın muhakkak bir müdüre çarparsınız.! Tabii çokluğun olduğu yerde değerden söz edilemeyeceği için bu sektörün içinde dolaştığınızda müdürlük kavramının hiç bir anlam ifade etmediğini kolaylıkla tespit edersiniz. Bu anlamsızlık yüzünden zaman zaman elemanlar arasında bulunan biri hiç bir makam sahibi olmadığı halde o işletme içinde “ben müdürüm” diyen birinden daha fazla saygınlığa kolaylıkla sahip olabiliyorlar.

Aslında sektörler içerisinde ancak konfeksiyon sektöründe makam ve mevki sahibi olmak kolay ...Bu sektörde işe adam ayarlanmaz adamlara iş uydurulur ve bu gerçek herkes tarafından da bilinir. Ve adama iş uydurulduğundan konfeksiyon sektöründe kalite ve verimlilik de hep sorun olur. Kalite ve verimliliğin sorun oluşu bir yana polemikler, adam kayırmalar ve dedikodular da ayyuka çıkar. Başarı her iş kolunda aslında işi bilen, verimliliği artıran, yönetmeyi ve yönetilmeyi bilenlerin hakkıdır. Ancak yönetim kadrosuna işi bilmeyen , hatırla bir masa ve koltuk edinen biri getirildiğinde bu kişinin sadece kendisine dalkavukluk edecek insanlara tahammül edeceği bir gerçektir. Atelyeden fabrikaya geçen bir işletme sahibi kuruluşu için bir yönetici seçeceği zaman bilgi ve beceri yönü ağır basan kişilerden ziyade diploması ya da sertifikası bol olanları seçmektedir. Bu seçimler o işletme sahibini her 4-6 ayda bir yeni arayışlara itmektedir. İşletme sahibinin diploma sahibi biri ile çevresine hava basmaktan öte bir amacı yoktur. Aslında bu tür kişiler işyerinin üretiminde geçerli akçenin kalite ve verimlilik olduğunu bilmediklerinden bu yola giriyorlar. Bu tür işverenleri de hoş görmek gerekir. Diplomalı yönetici arayan bir işverenin bilmesi gereken bir nokta daha var ki bu da yöneticiliğin yapılması için okul diplomasının yetmeyeceğidir.

Yazımızın başlığında “her müdür müdür müdür ” derken büyütecimizi konfeksiyon sektöründe çalışan müdürler üzerinde tuttuğumuzu bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum. Bu bağlamda diğer sektör müdürlerinin alıngan olmamasını önerirken aşağıda değineceğimiz noktalarda “yarası olanın gocunması ”gerektiğini de vurgulamak istiyorum

Eleman girdi çıktısının en bol olduğu sektör konfeksiyon sektörüdür. Abartı değil öğle paydoslarında işyeri değiştiren eleman sayısı bile dünya rekorlar kitabına rahatlıkla girebilir. Hal böyle olunca belli bir istikrar göstermeyen konfeksiyon sektöründe eleman yönetmek ve eleman üzerinde ileriye dönük tasarruflar yapmak zordur. Gün oluyor en iyi ve en çok yarar göreceğiniz bir elemanın aniden işten ayrıldığını duyuyor ya da daha yetkili biri tarafından elemanınızın apar topar işten çıkartıldığını görüyor ve çaresizlik elinizi kolunuzu bağlıyor. İşte bu ve değinmediğimiz sebebler yüzünden konfeksiyon sektöründe yönetici olmak zorlaşıyor. Yöneticilik zor bir zenaat olduğundan bu görevi omuzlamak her babayiğidin harcı olmuyor . Diplomanızın süsü ne kadar çok olursa olsun müdürlük yapmak elinizdeki diplomayla olmaz da olmaz. Konfeksiyon sektöründe üç türlü yönetici vardır. Mektepliler, alaylılar ve torpilliler....Mektepliler son yıllarda iyice sayıları artan ancak teorik bilgilerle kazandıkları diplomalarla tekstil mühendisleri veya muadili okul mezunları. Alaylılar ise küçük yaşta sektöre girmiş bilgi , beceri ve çabalar sonunda takdir ve güven kazanarak yönetici olanlar ...Ve birde torpilliler...Bunlar için söylenecek sözlerin bir kısmına yukarıda kısmen değinmiştik..Yani kendilerine iş uydurulan eş,dost ve ahbablar....

Mektepliler arkasına sığındıkları diplomaları ile müdür olma hevesiyle başladıkları işlerde genellikle çuvallamak zorunda kalıyor. Yukarıda da değindiğimiz gibi yöneticilik için hiç bir okulun diplomasının yetmeyeceğidir. Stresi bol konfeksiyon dünyasında hareketliliğe, plansızlığa, karmaşıklığa, eleman sirkülasyonunun çeşitliliğine, her türlü cambazlığa bir türlü akıl erdiremezler.

Zira dirsek çürüttüklerini iddia ettikleri okul sıralarında bir yönetici için gerekli olması gereken öğrenmeye çalıştıkları bilgilerin çoğunun yaşadıkları ve karşılaştıkları olaylar için geçerli olmadığını kısa sürede anlamakta gecikmiyorlar. Ve o aşamada, pratik bilginin yokluğu adeta bir balyoz gibi kafalarına inmektedir. Mektepli yöneticilerin bu durumları bir üniversitede tez konusu dahi yapılabilinir.

Diplomayı alır almaz yönetici olmak hayali içinde bulunan arkadaşlara tek tavsiyemiz hiç heveslenmesinler ... Birkaç yıl alt kadrolarda çalışarak ısnmaları ve daha da ileri giderek bu sektörde yanmaları gerekir.

Alaylı yöneticiler ikiye ayrılıyor. İnsancıl yönü ağır basanlar ve “güç bende” diyen sonradan görmeler....Gerçek bir yönetici kendisinin bir insan olduğunu asla unutmamalı ve çevresindeki herkese bu yönü ile yaklaştığında onlarında insan olduğunu görmelidir. Bu gerçeği gören bir yönetici bilgi dağarcığında bulunan her türlü bilgi ile etrafına ışık olacaktır. Bunun yanı sıra elemanları arasında hiç bir ayrım ve bencillik yapmadan her elemanını koruyup kollamalıdır. Filanca müdürün adamı anlayışı artık gerilerde kaldığından iyi ve başarılı bir eleman aşırıya kaçmadan kollanmalıdır. Diğer çalışanlarında iyi bir eleman olmaları örnekleme yoluyla sağlanmalıdır.

Elemanına iş yaptırma yetisine sahip olmayan müdür bir gün muhakkak koliyi de kendi taşır, süpürgeyi de eline alır. Bugün konfeksiyon sektöründe elemanı otururken ya da bir türlü kendini çalışmaktan men ettiğinde yapılması gereken bir işi müdür konumunda birinin söylene söylene o işi bizzat yapmaya kendini mecbur hissetmesi kaçınılmazdır. Bunun böyle olmasının bütün yükü muhakkak müdürün değildir. Bilhassa küçük aile işletmelerinde işverenlerin kendilerini elemanlardan soyutlamamaları ve emirleri altında müdürleri varken halen alt kadro elemanları ile yüzgöz olmaları da bu tür çıkmazda bir müdür görüntüsü oluşturabilir.

Akla şu gelebilir.

Pekala işveren elemanlarla hiç mi muhatap olamaz. Olmalı. Ancak hangi koşullarda işveren müdürünü varsa şeflerini geçerek alt kadro ile muhatap olur. Bu zamanlamayı yapmak lazım. Genelde işverenlerin üst yönetim kadrosunu geçip alt kadro ile muhatap olacağı yer. Adalet mekanizmasının başlaması gerektiği andır. Çok iyi çalışan, firmasına faydası herkesce bilinen bir eleman müdürü ile yıldızları barışmıyor diye haksızca işten atıldığında işveren devreye girebilir. Ancak bu konuda karar verme yetisini işveren , işyeri sahasında olup biteni çok iyi izlerse olur.

Genellikle müdürler çevrelerine hep bir “ekip” sahibi olduğunu duyurur. Ekibim şöyledir, ekibim böyledir diyerek “hava ” atmaya bayılırlar. Ancak bir lider tüm başarısını ekibin sırtına yüklemiş ise burada liderlikten söz etmek mümkün değildir. Zira iyi bir ekipte herkesin sorumluluğu eşit olduğundan burada lider yok iyi bir koordine vardır ve bu koordineyi sağlayan lider konumunda olur. Bu lider müdür de olabilir bir başkası da...Bilhassa bazı müdürler ekibim kelimesinden koltuk altına aldığı personelden anlar. Kim onun sözünden çıkmaz, kim kayıtsız şartsız onun dediğini yaparsa o çalışan ne kadar beceriksiz ve işgüzar olursa olsun o müdür tarafından “has adam” lığa layık görülmüştür. İşyerinde kalite isteyen bir işverenin bu zihniyetteki müdürlere yol göstermesi hiç te fena olmaz.

Aslında müdür olarak bir müdür kontrolü altında bulunan herkesten ve oluşan tüm olaylardan kişisel olarak sorumludur. Daha yetkili bir müdür şirketinin tüm stratejilerinden sorumludur. En krıtik anlarda bile soğukkanlılıklarını kaybetmemelidirler. Söyleyecekleri bir kelime tüm çalışanları moralman çökertebilir. Hiç bir müdürün astı ya da diğer müdürler arkadaşları dostu değildir. Bu gerçek bilinmelidir. Sırlarını saklamasını bilmelidir. Bir müdür inisiyatiflerini kullanabilmelidir. İşverenler genelde sonuçla ilgilenmek isterler. Onlar için kazanç yüksekliği önemlidir. Düşünmek istedikleri o kazancın nasıl oluştuğu değil ne kadar oluştuğudur. Bu yüzden bir müdür kararlarını kendi almalıdır. Her konuda işverenine ya da üst yönetimde birina koşan bir müdür her zaman başarısız biri olarak görülür. Aslında böyle müdürleri gördükçe aklıma hep “yalancı çoban” hikayesi gelir. Bilirsiniz ya da duymuşsunuzdur. Sürü emanet edilen bir çoban kurdun korkusuna tepeden aşağıya bağır ya da köye koşar “kurt geldi ” diye yaygarayı basarmış. Ağa ve diğer köylüler sürünün yanına koştuklarında sürünün sakince otladığını görünce çobana demediklerini bırakmazlarmış. Bir iki derken bu çobanın yalancılığına herkes alışmış. Artık ne zaman çoban kurt geliyor dese kimse kılını kıpırdatmaz olurmuş. Ancak bir gün sürüye kurt gelmiş. Ve yalancı çobanın onca feryadına hiç kimse koşmamış. Olan sürüye ve tabii ağanın malına olmuş. İşte öyle müdürler var ki işverenlerine ya da üst yönetime yaranmak amacıyla en aptal bir kişinin çözüm bulabileceği işleri dahi her fırsatta onlara aktarmaktadır. Tabi sonra da oturup sızlanmaya başlarlar. “Ya patron işime karışmasa bak neler yapardım ”diyen yine o tip müdürler olur. Bir müdür kişilere görev taksimi yaparken onların konumlarını ve bilgi becerilerini dikkate almalıdır. Etkin organizasyon ve deneyimlerini çok iyi kullanmalıdır.

İyi bir müdür olmanın çok kolay ama çok zor koşulları vardır. Tabii doğuştan müdür biri bu koşulları zaten elinde bulundurmaktadır. Emri altındakileri kendisine bağlayan ve kendisini yıkmağa çalışanların karşısında çelikten bir duvar gibi durmasını bilen bir müdür her şeyi keşfetmiş durumdadır. Müdürler çalıştıkları şirketin misyon ve vizyonunu korumaya çalışırken aynı zamanda mahiyeti altında çalışanların da insani değerlerini korumasını bilmelidir.Bu koruma hem işverenin hem de çalışanların birbirlerine karşı olmalıdır. Hiç bir zaman söylediği ya da yazdığı bir sözden taviz vermemeli ve geri adım atmamalıdır. Murpy “her insan iki yüzlüdür ” derken bu kural yönetici konumunda biri için geçerli olmadığı bilinmelidir.

Kısaca , emri altındakileri her fırsatta azarlayan , onları istediklerini yapacak bir grup gibi gören, dedikodu eden ,ihtiyaç anında ortalarda görülmeyen, başkalarının başarısızlığına sevinen, verdiği sözleri tutumayan ekip anlayışına verdiği önemden söz edip bireysel oynamaya çalışan ,sorunları çözen değil sorun oluşturan veyahut çözebileceği sorunlar oluşturup onlara yine çözüm bulduğunu söyleyen, koltuk sevdalısı olmadığını belirtip koltuğuna sımsıkı yapışan ,işverenlerine şirin gözükmek için her türlü cambazlığı yapan bir müdür müdür müdür .....?

EROL KARA
 
Top