Ülkemizde 80 yıl sonra 2010 yılı Ramazan ayının girmesiyle birlikte Sultanahmet Camiinde ilk kez kılınan Enderun usulü Teravih bazı çevreler tarafından kabul edilmemekte ve bidat olduğu belirtilmektedir.

“Reformcuların” ve “Vehhabi” zihniyeti ile düşünenlerle “hoşgörü” ilkesinin arkasına sığınan cemaatlerin dışında Enderun usulü Teravih ne yazık ki tercih edilmemiş hatta bidat olduğu ve bidat olduğu için bu tür teravih ya da namaz kılınan yerlerden uzak durulması tavsiye edilmiştir.

Enderun usulü teravihinin geçmişi Osmanlı'nın Üniversitesi olarak bilinen Enderun'a dayanıyor. Enderun usulü Teravih Hicaz, segah, isfahan, uşşak ve acemaşiran. Teravih'in Türk musikisinin bu beş farklı makamıyla kılınmasına Teravih-i Enderun deniliyor. Türkiye'de en son 80 yıl önce uygulanmış bir Osmanlı geleneği bu.

1700 lü yıllardan sonra sarayda başlayıp entelektüel aileler arasında yaygınlaşan ve Eyüp Sultan Camiinde halka inen bu ibadet şekli ehli sünnet vel cemaat yolunda olanlar tarafından rağbet görmemiştir.

Medyada 2010 yılı Ramazan'ın ilk teravihini Sultanahmet Camii'nde eda edenler Enderun ayrıcalığı yaşadı diye lanse edilen bu olayda imam teravih namazını beş ayrı makamda kıldırdı, 17 müezzin de, her dört rekatın ardından, Türk musikisinin en güzel makamlarında bestelenmiş ilahiler seslendirdi

Ramazan öncesi medyanın haberlerinde yer alan endurun teravihi için Sultanahmet camiine ikindi namazından sonra giderek, dört dörtlük, olması gereken bir teravih namazı kılacağım düşüncesiyle gitmiştim. Yaklaşık 3 saatlik bekleyişten sonra akşam namazının ardından kürsüye çıkan imam bu konuda bilgilendirme yaptı. 'Bu teravih, Osmanlı saray camileri ve mescitlerinde kılınıyordu. Dört rekâtlık teravih arasında müezzinlerin ilahi okumalarına 'cumhur müezzinliği' denir.' diyor.

Bir an önce yatsı ezanının okunmasını bekliyorum. Kimi benim gibi bilerek gelmiş, kimi bilmeden geldiği camide farklı bir hazırlık gördüğünden heyecan içinde idi. Ne de olsa birazdan Ramazan ayının ilk teravih namazı kılınacaktı.

İlk sünnet kılındıktan sonra baş müezzin; cemaati, Peygamber Efendimiz'e ve Hz. Bilal-i Habeşî ile caminin yapımında emeği geçen hayır sahiplerine Fatiha okumaya davet ediyor. Buna da Tasliye ya da Gülbank deniyor. Tasliye'den sonra başka bir müezzin rast makamında üç defa 'İhlas-ı Şerif' okuyor. Aynı müezzin aynı makamla kamet getiriyor sonra. Camideki sıcak hava iyiden iyiye kendini hissettiriyor. İmam yatsı namazının farzına duruyor. Fatiha ve zamm-ı sûrelerle yatsı namazını kıldırıyor. Ancak son rekâtta namazdaki ilk değişim kendini gösteriyor. İmam rast makamını bırakarak bayâtî makamına geçiyor. Yatsı namazını bu şekilde bitiriyor. Her ne kadar ses tonundan makam değişikliği hissedilse de tecrübeli ve yaşlı imam teganniye fazla ilgi göstermiyordu. TRT nin yayın kameralarının etkisiyle bir zorlama içinde olduğu hissediliyordu.

Müezzinler ilahi söylüyor imam makam değiştiriyor

Sırada teravih var. Balkonda oturan bir müezzin, ısfahan makamında "sâlât-ü selam" getiriyor. Bütün cami ayağa kalkıyor. İlk dört rekât (tilavet) ısfahan makamında kılınıyor. Yatsının farzında olduğu gibi yine son rekâtta imam makamını değiştiriyor. Teravih bitene kadar bu gelenek devam ettiriliyor. Sabâ makamında biten ilk tilavetten sonra müezzinler devreye giriyor. Muallim İsmail Hakkı Bey'in kaleme aldığı Niyazi Mısrî Hazretleri'nin bestelediği 'Yine firkat narına yandı cihan' ilahisini seslendiriyorlar. Yaklaşık iki dakika sürüyor bu ziyafet. Normal teravihlerdeki gibi salâvat getirilip ikinci tilâvete geçiliyor. İmam, Hüseyniye makamı ile bitiriyor namazı. Nuri Baş'ın yazdığı Ali Kemal Belviranlı'nın bestelediği 'Elveda ey şehr-i rahmet mah-ı taban elveda' ilahisi müezzinlerin dudaklarında ıslanıyor.

Tesbihat üç nefeste çekiliyor

Üçüncü tilavette evc makamına geçilip Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'nin 'Ol ey hüdayi subh u şam' ilahisi seslendiriliyor. Dördüncü tilavette acemaşiran makamından sonra anonim bir ilahi olan 'Elveda bizden sana ey şehr-i rahmet elveda' ilahisi söyleniyor. Dışarı çıkıyoruz. Caminin avlusuna konan dev ekranın karşısında onlarca insan var. Eller semada. Beşinci ve son tilavette ise segâh makamını duyuyoruz. Sonrasında 'Allahümme Salli Âlâ Mustafa' ve Ramazan'ın Kuran-ı Kerim'in indirildiği bir ay olduğunu anlatan dualar okunuyor. Selâvat getirilip vitr namazına başlanıyor. Son rekatta hüzzamdan tahirbûselik makamına geçiliyor.

Sultanahmet cami 2010 yılı enderun usulü kılınan namaz videosu


Tesbihat yapılıyor, Ayete'l Kürsî okunuyor. Bir müezzin "Zü'l celali Sübhâna'llah" dedikten sonra tesbihlere başlanıyor. Başka bir müezzin "Sübhana'llah"ları sesli olarak 11 kere birbirine bağlı olarak makamıyla söylüyor. (7 ve 21 kere de söylenebileceğini hatırlatalım.) Diğer iki tesbihi de iki farklı müezzin 11 kere söylüyor. En sonda müezzinler koro halinde (cumhur olarak) "Sübhane Rabbiye'l aliyyi'l a'le'l vehhab" duasıyla tesbihatı bitiriyor.

İmamın elleri havada, dua ediyor. Müezzin okunan son duanın makamına uygun olarak birkaç defa amin diyor. Buna 'küçük âmin' deniyor. Daha sonra parlak sesli bir diğer müezzin duayı başka bir perdeden okumaya başlıyor. 'Büyük âmin' denilen bu kısmın arkasından başka biri, birkaç defa daha 'amin' diyor. Bütün müezzinler hep bir ağızdan "Ve'l-hamdû lillahi rabbi'l âlemin' deyip duaya son veriyor. Cemaat dağılmadan önce imam 'Mihrâbiye' okuyor. Namaza başladığı rast makamıyla geceyi sonlandırıyor.

Eve dönmek için camiden çıkarken içimde hüzün yer alıyordu. Ümit ettiğim gibi bir teravih kılınmamış, teganinin yer aldığı bir namaz şekli yaşanmıştı. Araştırmalarımda saraya özgü namaz kılınması şekli olduğunu öğrendiğim bu teravih şekli bidat ile dolu idi. Ve tespihatların duaların bile nağmelerle süslenmiş olması bana ağır gelmişti.

Birçok kaynaktan yaptığım araştırmalar neticesinde halka inmemiş bu ibadet şekli zengin – şımarık zümrenin ve hatta kendini entelektüel olarak addeden bir ibadet şeklinden başka bir şey olamazdı.

TEGANNİ İLE NAMAZ KONUSUNDA ANSİKLOPEDİK BİLGİLER

Kur'ân'ı Kerim okurken "Teganni" yapmanın bazıları haram olduğunu söylerken bazılar da haram olmaması gerektiğini söylüyorlar. Bunların hangisi doğrudur?

Bu meselenin hükmünü birbirine muarız iki ayrı şekilde gösterir gibi olan hadisler vardır. Farklı izahlar da, herhalde bu hadislerin herkes tarafından çok iyi anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Biz-Allah'ın izni ile iyi anladığına inandığımız alimlerimizin görüşleri ile mes'eleyi açıklığa kavuşturmaya, ya da daha doğru ifade ile varılan açıklığı anlamaya çalışacağız. .

Konu ile ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim'de önemli bir ayet-i kerime vardır: "... Kur'ân'ı da açık açık, tane tane (tertîl ile) oku".(K. Müzzemmil, (73) 4) "Tertil ile oku" bir ilahî emirdir, uyulması gerekir (vücup ifade eder). Peki "tertîl" nedir? "Tertîl"; "ratel" kökünden gelir. "Ratel", bir şeyin tertibinin uyumlu ve güzel olması demektir. Buradan alınan "tertîl" de: Sözün ifadesinin (telifinin) güzel olması, açık, anlaşılır ve acelesiz bulunması (Ibn Manzîu, "ra-te-le" md), harflerin özellikleriyle belirlenerek, harekelere hakkının verilip rahat ve sakin okunması (ZeMahşeri, IV/175) demektir. Tane tane, dizi dizi ve mütenasip dişleri de papatya çiçeğinin taç yapraklarına benzetilerek "es-segrul-murattel" denir (Ibn Manzûr ve ZeMahşeri, agk). Kısaca kelimemiz hep tenasübü, acelesizliği, sakinliği, tane taneliği ve intizamı anlatır. Yani Rasulüllah'a Kur'ân'ı böyle okuması emredilmiştir. Bu emir elbette onun şahsında bütün müminleredir ve O, bu emri yerine getirmiştir. Aişe validemize onun nasıl Kur'ân okuduğu sorulmuş o da: "Eğer dinleyen saymak istese bütün harflerini sayardı" diye tarif etmiştir (ZeMahşerî, agk). Enes bin Malik, "Rasulüllah uzata uzata okurdu", Ümmü Seleme, "Onun okuyuşu harf harf idi" demişlerdir (Bunlar ve benzeri hadislerin kaynakları ve daha geniş izahları için bk. M. Tayyib Okiç, Kur ân-ı Kerim'in Üslûb ve Kıraati, Ank.1963 s. 22). Demek ki, Rasulüllah efendimiz bu emri bu şekilde uygulamışlardır. Öyleyse tertil ile okuma budur ve muhalif mefhumu ile, bunun dışındaki okuyuşlar Allah'ın isteğine aykırıdır. Meselenin birinci ve en önemli noktası burasıdır. Bu nokta iyi kavrandıktan sonra geriye kalan kısmını anlamak kolay olur.

Kur'ân'ı Kerim'in "teganni" (elhan, melodi, ahenk, ezgi) ile okunmasını ister, ya da iyi gösterir gibi değerlendirilen hadisi şerifler vardır:

1."Kur'ân ile teganni etmeyen (başkaları, Kur'ân'ı açıktan okumayan, ilavesini de verirler) bizden değildir" (Buharî, tevhîd, 44; Ebu Davûd, vitr, 20; Darimî, salat 171; Müsned, I/172 vd).

2."Allah Kur'ân'ı teganni eden bir peygambere verdiği kadar hiç bir şeye ihsanda bulunmamıştır" ( Buharî, fedâilül-Kurân,19; Müslim, salatü'1-mûsafirîn, 232; Darimi, vitr, 20 vd).

3."Kur'ân'ı seslerinizle süsleyin" (Buharî, tevhid 52; Ebu Davud, vitr 20; Nesâî, iftitah 83; Ibn Mâce ikâme,176 vd. Hadisin kaynaklarının geniş bir tahrici için bk. Hafız Ebu bekr el-Acurî, Ahlâku hameleti Kur'an, thk. Fevvaz Ahmed Zemirli, Dâru'1-Kitabi'1-Arabî, Beyrut,1407 (1987) s.108).

4. "Rasulüllah (sav) Fetih Senesi yürüyüşü sırasında "Feth" sûresini okuyordu ve okuyuşunda "tercî" yapıyordu" (Müslim, salatü'1-müsafirîn, 237; Buharî tefsir (48) 1; Ebu Davûd,vitr, 20). "Tercî" Kamusa göre, sesi boğazda titretmekten (terdid) ibarettir ki, Kur'ân okurken yahut beste söylerken nağme ve ahenge çalmaktır" (Ahmed Asım, Terceme-i Kâmus, (radde) md). Buharî "tercî"nin (â) sesini (â-ââ) diye çıkarmaktır, diye tarif edildiğini söylemiştir (Buharî, tevhid 50; Kurtubî, I/16).

5. Rasûlüllah (sav) bir gece Ebu Mûsa el-Eş'ari'nin Kur'ân okuyuşunu dinlemişti. Karşılaştıklannda ona buyurdular ki, "Gerçekten sana Davud (as) ehlinin kavallarından bir kaval verilmiştir." O da: Eğer senin dinlemekte olduğunu bilseydim onu daha süslü bir sesle okurdum (tahbîr ederdim) karşılığını verdi (Buharî, Fedailül-Kur'an 31; Müslim, salâtül-müsafirin 235; Timizî, menâkib, 55 vd).

Nağmeli ve melodili (teganni ile) Kur'ân okuyuşun caiz olabileceğini söyleyenlerin tutundukları delillerin en önemlileri bunlardır. Şimdi bunları teker teker ele alıp bu konuda delil olamayacaklarını anlatmaya çalışacağız.

Verdiğimiz hadislerin sırasına göre:

1. "Tegannî" kelimesi birinci hadisimizin anahtar kelimesidir. Kur'ân'ın nagme ve makamlarla okunmasının caiz olmadığında ittifak olduğu için bu kelime çok değişik şekillerde anlaşılmaya çalışılmıştır. Bazıları "teganni"nin sesi güzelleştirip zinetlendirmek demek olduğunu söylerken bazıları da onunla yetinip başka şeye ihtiyaç duymamak (istigna) anlamına geldiğini söylemişlerdir(bk. Davudoğlu, IV/347). Hatta Ebu Cafer et-Tahavî meseleyi uzun uzun inceledikten sonra diyor ki: "Anlaşılmış oldu ki bu konuda iki ihtimal düşünülebilir. Tegannî ya nağmeli okuyuştur, ya da Kur'ân'la yetinme (istiğna)'dir. Bunlardan birincisinin olamayacağı delilleriyle ortaya çıktıktan sonra ikincisinin olduğu kesinlik kazanmış olur ki o da Kur'ân'ın dışındaki şeylerden Kur'ân ile müstağni olmaktır"(Tahavî, Müşkilül-Âsâr, N/130). Bazılarına göre "tegannî" Kur'ân okumakla geçmiş milletlere ait haberlerden ve eski kitaplardan müstağni kalmaktır. Diğer bazılarına göre meşgul olmak, yani Kur'ân'a ilgi duymak, bir diğerlerine göre faydalanmak, yani Kur'ân'ın emir ve nehiylerine uymakla ondan istifade elde etmek, bir kısmına göre de zengin ve tok (gani) olmak demektir (Davudoğlu, agk. Kurtubî, I/10; Et-Tizkârfî-Efdalil-ezkâr, Darül-Kütübil-Ilmiyye,123 vd).

Elbette "ginâ" kökünden gelen "tegannî" de bu manaların her biri için bir ton, bir işaret ve bir koku vardır, ancak kanaatimizce bunların çoğu zorlama mahsûlü yorumlardır. Çünkü "teganni"de asıl olan ve ilk akla gelen mana sesi bir takım tasarruflarla güzelleştirmektir (krs. Kurtubî, I/14-17; Okiç, Kur'ân-ı Kerim'in Üslûp ve Kiraati, Ank.196318). Bu matlub ve mergûb olan bir şeydir. Daha sonra da açıklayacağımız gibi; Allah'ın kelâmı elbette, ses de dahil, her bakımdan en güzel şekilde okunmalıdır. O halde hadisimizin manası şöyle olur: "Her bakımdan bizim gibi olmak isteyenler Kur'ân'ı, "tertil" emrine riayet etmek şartıyla, en güzel ses tonları ile okumalıdırlar." Yani "tegannî" sesle ilgili bir durumdur. Ilk başta gördüğümüz gibi "tertîl" ile okumamız emredildiğine, onun da ne demek olduğunu Rasûlüllah'tan öğrendiğimize göre, "tegannî"ye öyle bir anlam vermelidir ki, Kur'ân okurken hem "tegannî" yapılmış, hem de "tertil"e riayet edilmiş olsun. Bunun nasıl olabileceğini-insallah-müteakip hadislerin izahinda anlamaya çalışacağız.

2. Ikinci hadisimiz, mana itibari ile birinciden farklı bir şey anlatmamaktadır.

3. Üçüncü hadisimiz, bizce aynı zamanda "tegannî"nin ne demek olduğunu da anlatmaktadır. Yani Kur'ân mademki Allah kelâmıdır, öyleyse yine Kur'ân'ın kendisiyle istenmiş ilk ve en önemli şart olan "tertil"e riayet edilmek üzere, ses dahil, mümkün olan en güzel kıvamda okunmalıdır. "Kur'ân'ı seslerinizle güzelleştirin, çünkü güzel ses Kur'ân'ın güzelliğine güzellik katar".(Hesemi, Mecma'uz-Zevâid, VN/171 (Bezzâr dan. Zayıf bir senetle) "Güzel ses Kur'ân'ın süsüdür" (Hafız Ebubekr el-Alcuri, Ahlâku-Hameleti'1-Kur ân,108) mealinde hadisler de vardır. Öyleyse sesi güzel olmayanlar okumayacaklar mıdır? "Onlar da becerebildikleri kadar güzel sesle okuyacaklardır." Bu söz Ibn Ebi Müleyke'den nakledilmiştir (Tahavî, age, N/128-29; Acurî, agk.; Kurtubî, I/12). Beşinci hadisimizde zikredilen Ebu Musa el-Eş'arî'nin sözü de böyle anlaşılır. Yani: "Eğer senin dinlemekte olduğunu bilseydim, Kur'ân ile sesimi güzelleştirir, onu süsler ve tertil yapardım" demek olur. Çünkü "Tahbîr" : güzelleştirme ve süsleme demektir (Kurtubî, agk). Bu izahtan anlaşılan bir şey daha vardır ki burada zikredilmeye değer: Hadiste geçen "Kur'ân" ifadesi ya "kalb" sanatı yapılıp yer değiştirilmiş olarak, ya da "kıraat" manasında mastar olarak anlaşılmıştır. Birinci duruma göre Kur'ân sesle değil, ses Kur'ân'la güzelleşmektedir. Ikinciye göre ise yine Kur'ân değil okuyuş, yani "kıraat" güzelleşmektedir. Yoksa insanların sesleri elbette Kur'ân'a-haşa-güzellik katacak değildir (agk).

Durum bu olunca "teganni" kelimesinin ilk anlamı ortaya çıkmış oluyor.1. Genel olarak makam ve titreşimlerle yapılan lahn, melodi, ezgi. Bu, "tegannî"nin hakiki manasıdır. 2. Bu genel içerisinde de bir cüz olarak sesi normal söyleyişin dışında bir eda ile güzelleştirme. Bu da kelimemizin mecazî manasıdır. Işte Kur'ân için caiz olan bu ikincisidir ve Rasulüllah bizden bunu istemektedir. Birinci anlamda Kur'ân ile "teganni" yapmak caiz olamaz. Çünkü bu herşeyden önce "tertîl" emrine muhalif olur.

"Tegannî"yi hüzünlü okuma diye tarif edenlerin dedikleri de bu anlattığımızı destekler. "Bu Kur'ân hüzün ve keder ile inmiştir. Binaenaleyh onu okuduğunuzda ağlayın. Ağlayamazsanız ağlar gibi yapın"(Hadisin kaynaklarının geniş tahrici için bk. Fevvâz Ahmed Zemirli, Âdâbu Tilavetil-Kur'ân Tahkiki, s.107; ayrıca Suyûtî, E1-Itkân,1/141). "Kur'ân'ı hüzünle okuyun, çünkü o hüzünle inmiştir" (agk). "Insanların kıraatça en güzeli, Kur'ân okuduğunda hüzünlü okuyanıdır" (agk).

Kısaca sesi l. konuşma ve hitabet üslûbunun dışına çıkarıp hüzünlü ve ahenkli okuma ile 2. çeşitli makamlarla sesi titrettirme, tecvid ve tertilin gereğiolmayacak tarzda uzatma, kısaltma (tar'îd, tadrîb) ayrı ayrı şeylerdir. "Teganni" kelimesi bunların her ikisini de içine alır. Aralarındaki ortak özellik, normal konuşmanın dışında bir üslûb ve eda kullanılmasıdır. Hadisler bize Kur'ân-ı "tegannî" ile okumamızı emretmektedir. "Tegannî"yi bu iki anlamının ikincisiyle uygulamamız, Kur'ân'ın "tertil" emrine aykırı olduğu gibi, biraz sonra göreceğimiz üzere, bunu yasaklayan hadisi şerifler de vardır. Öyleyse bizden istenen "tegannî" son izahımıza göre birinci anlamda "tegannî"dir. Yani Kur'ân; düz konuşma ve hitap üslûbu ile değil, sadece ona has ahenkli ve hüzünlü bir eda ile okunmalı, şarkı-türkü makamları ile, bir sesi birçok ses yapacak biçimde titreşimli, tecvid kurallarına aykırı uzatma ve kısaltmalı okunmamalıdır. Bu kendine has makamın "Arap ağzı" olduğunu biraz sonra görecegiz.

4. Resulüllah'ın "tercî" ile okuyuşu bir defaya hastır ve o da Ibnül-Esir'in dediği gibi, isteyerek değil, deve üzerinde bulunduğu için devenin ahenkli sallayışından ötürü elinde olmayarak husule gelmiştir (Ibnü1-Esîr, En-Nihâye, N/202; Okiç, age, 22 (Lisanü'1-Arap'tan)).

5. Ebu Musa el-Eş'arî'ye, Ehli Davud .kavallarından bir kaval verilmiş olması, ya da Kur'ân-ı daha süslü okumak istemesi, yasaklanan anlamı ile "tegannî" ile sesin güzel olması, güzel okumaya çalışma ayrı ayrı şeylerdir. Bu farka yukarıda işaret ettik.

"Tegannî"yi böyle anlamaya bizi zorlayan sebeplerden biri, buraya kadar anlattığımız "tertîl" emri ise, bir diğeri de, yine işaret ettiğimiz üzere, Rasûlüllah'ın fiili uygulaması ve şu haberlerdir:

"Kur'ân'ı Arabın ona özel nağmesiyle (lahn) ve sesiyle okuyun, aşıkların fısk ehlinin ve Yahudilerle Hiristiyanların nağmeleriyle okumayın. Benden sonra bir takım insanlar gelecek, Kur'ân'ı türkü gibi dalgalı ve ölü ağıtı gibi okuyacaklar. Kur'ân onların gırtlaklarını öte geçmez. Onların da, onların bu halini beğenenlerin de kalpleri saptırılmıştır."(Kurtubî, I/17; Et-Tizkâr Fî-Efdalil-ezkâr,130. Ibnü'1-Cevzî, hadisin sahih olmadığını söyler, E1-Ilelül-mütenâhiye, (Halil el-Meys tahkiki; I/118. Ancak hadisi birçok kaynak zikreder. Kaynaklar için bk. Ez-Zemirli agt.109). Âbis el-Gifarî der ki:

"Rasûlüllah, kendisinden sonra ümmeti için korktugu bazı hasletler saydı. Onlardan biri de: "Kur'ân'ı türkü gibi okuyup kazanç sağlamak isteyenlerdir"(Suyutî, el-Havi, I/252).

Saîd b. Mûseyyib, Ömer b. Abdilazîz'in imam olup insanlara namaz kıldırdığını ve okuyuşunda rastgele uzatma ve kısaltmalar (tatrîb) yaptığını duydu da ona: Allah iyiliğini versin, imamlar böyle okumazlar, dedi (Kurtubî Tizkâr,122).

Ibn Abbas'tan nakledildiğine göre, Rasulüllah'ın bir müezzini vardı. Okuyuşunda gelişigüzel uzatma ve kısaltmalar yapardı da Rasulüllah ona: "Ezan düz ve pürüzsüzdür. Ezanın düz ve pürüzsüz olacaksa oku, olmayacaksa okuma" buyurdular (Kurtubî I/16; Tizkâr,122). Rasulüllah (sav) bunu ezanda yasaklamış olursa Allah (cc)'in koruması altında olan Kur'ân'da yasaklanmış olması haydi haydidir (Kurtubî Tizkâr, agy). Rasûlüllah'ın ashabı Kur'ân okurken sesi yükseltmeyi kerih görürlerdi (Kurtubî I/10). Kaldı ki, Kur'ân okurken gelişi güzel uzatma ve kısaltmalarda (tatrîb) sesi dalgalandırmada (tercî), hemzesiz yere hemze getirme, çekilmeyecek olanı çekme vardır. Böylece bir elif birkaç "elif ‚, bir "vav" birkaç "vav" olmuş olacaktır. Bu da Kur'ân'da ilave yapmaya götürür ki o da haramdır (Kurtubî I/16; Tizkâr,129). Serahsî, "Ezanda lahn yapmak mekruhtur" başlığı altında şu hadisi nakleder: "Bir adam Ömer'e geldi ve ben seni Allah için seviyorum dedi. Ömer'de ben de sana Allah için buğzediyorum, dedi. Niçin? diye sorunca, Ömer: Duyduğuma göre sen ezan okurken tegannî yani lahn yapıyormuşsun", diye cevap verdi (Serahsi, I/138).

Kur'ân'ın manasına birazcık aşina olan birisi; Kur'ân'ı kendine has hüzünlü güzel eda ile, tane tane ve mananın akışına göre "tegannî" yapmadan şekillendirerek okumakla, gelişi güzel uzatmalar, bağırmalar, kıvırmalar ve "teganni" ile okuma arasındaki korkunç farkı rahatlıkla sezer. Birincide mest olur, Kur'ân ruhuna işler, saatlerce dinlemekten usanmaz. O Kur'ân'ın ruhu ve lafzı ile birlikte muhatabıdır. Hatta Arapçayı bilmeyen dahi bundan sonsuz bir haz alır. Etkiyi Kur'ân'ın kendine has ahenginde değil de kendi sesinde arayıp, bir sürü zorlama ve tasarrularla güzel okuyor görünmeye çalışanlar ise, en çok iyi okunmuş bir şarkı ya da türkü kadar etkili olabilirler. Çünkü onlar etkinin Kur'ân'ın ruhundan değil kendi nağmelerinden olacağını sanırlar ve bir hoca arkadaşımızn ifadesi ile Kur'ân'ın ruhunu ve manasını tegannîye feda ederler. Meselâ "Râbbena âtina" derken bazan seslerini öyle yükseltirler ki, manasını bilen bu üslûptan (haşa!) "Yâ Rab, ver, yoksa şöyle şöyle olur hâ!" gibi komik ve çirkin bir tehdit manası çıkarır. Bunların çoğu ya artistik okuyuşlardır. Yani sanatsallık Kur ân'ın ilahiliğinden üstün tutulmaktadır. Ya da dinleyenleri mestedip ulûfeyi biraz daha artırmak içindir. Bu eskiden beri hep böyle olagelmiştir (krs. Kurtubî, Et-Tizkâr,122; Tefsir, I/11,16). Nevevi'nin ifadesi ile "Kur'ân'ı böyle haram tegannîlerle okumak bir takım cahil, aşağılık ve zalim kimselerin mübtela olduğu bir musibettir. Onlar cenaze ve (mevlid gibi) törenlerin okuyucularıdırlar. Işte bu açıkca haram bir bidattır ve -Kadılar Kadısı Mâverdî'nin de dediği gibi-böyle okuyuşu her kim dinlerse o da günahkâr olur" (Nevevî, et-Tıbyan, 78-79). Oysa Rasûlüllah Efendimiz de: "Ey nâs! Rahat ve normal sesle okuyun (bağırıp çağırmayın). Çünkü siz sağır ya da gaipteki birisini çağırmıyorsunuz" (Kurtubî, I/15) buyurmuşlardır.

Sonuç olarak:

1. "Kur'ân-ı Kerim'i güzel sesle ve tecvid kaidelerine göre, yani Arap elhanı ile okumak, arzu edilen okuma tarzıdır. Yoksa "profan" tegannî ile, şarkı söyler gibi Kur'ân'ı Kerim okumak caiz değildir (Okiç, age, 21).

2. Kur ân-i Kerim'i, düz yazı hitabet şarkı ve türkü makamlarından biriyle değil kendine has bir eda ile, olabildiğince güzel bir sesle ve Arap aksanı ile okumalıdır.

3. Uzaklardakilere duyurma gibi bir maksat yoksa, Kur'ân'ı Kerim'i bağırıp çağırmadan ve sesi manaya ayarlayarak okumalıdır.

4. Dinleyenlere sesinin nağmesi ve kıvırmaları ile değil, ihlâs ile, hüzünle ve Kur'ân'ın ruhunu aktarma gayretiyle tesirli olmaya çalışmalıdır. Bunun da birinci şartı Kur'ân okuma karşılığında kesinlikle maddi menfaat beklememek, kendiliğinden gelse dahi kabul etmemektir. Bunun çok çirkin bir haram olduğunu, özellikle Imam Birgivî ve Ibn Abidin'e dayanarak bir başka yazımızda etraflıca anlatmaya çalışmıştık .

Sual: Din kitaplarında sık sık özellikle namaz, ezan, Kur'an okuma bahislerinde, teganni edilmemesi bildiriliyor. Teganni nedir?

CEVAP

Teganninin bir sünnet olan kısmı, bir de haram olan kısmı vardır. Sünnet olan teganni, tecvide uyarak okumaktır. Haram olan teganni, ırlamaktır, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Burada kelimeler bozuluyor. Teganni ederek, yani kelimeleri bozarak da okumak caiz değildir.

Kelimeleri bozmak demek, musiki perdesine uydurmak için harfleri harekeleri uzatmak, hareke, harf eklemek veya çıkarmak demektir. Mesela, (Elhamdü lillahi râbbil) diye â’yı uzatmak, manayı bozuyor. Bunun gibi, müezzinlerin (Râbbena lekel-hâmd) diyerek râb diye â’yı uzatmaları namazı bozuyor. Çünkü, Râb, üvey baba demek olup, (Allahımıza hamd ederiz) yerine (Üvey babamıza hamd ederiz) oluyor. Mana değişmezse, namaz bozulmaz. Fakat elif, vav, ya sesli harflerini çok uzatırsa, mana değişmese de, namaz bozulur.

Görülüyor ki, teganni, kelimenin manasını değiştirmezse ve harfler, iki harf kadar uzamazsa, yalnız sesi güzelleştirip okumayı süslerse, caiz olur. Hatta, namaz içinde de, namaz dışında da, müstehap olur.

İmam, ameli kesir oluncaya kadar teganni ederse, yahut üç harf ziyade ederse, namazı fasid olur. (Ebussuud efendi fetvası)

Namaz vakitlerini bilmeyen ve teganni, ederek, yani musiki perdelerine uyarak okuyan kimse, ezan okumaya ehil değildir. Bunun müezzinlik yapması caiz olmaz, büyük günahtır.

Kur'an-ı kerimi, zikri, duayı teganni ederek okumanın sözbirliği ile haram olduğu Bezzaziyye’de yazılıdır. Ezan okumak da ve vaktinden önce okumak da böyledir. Ezan okurken, yalnız iki (Hayye ala...) da teganni etmeye izin verilmiştir. (Berika)

Tatarhaniyye fetva kitabında, (Başkalarını kötüleyen ve şehveti harekete getiren şiirleri teganni ile, yani ses dalgaları ile okumak haramdır. Harama sebep olan şeyler de haram olur) demektedir. (Hadika)

Teganni ile okunan ezanı ve Kur'an-ı kerimi ve mevlidleri dinlemek de günahtır. Bunları ilave etmeden, yani kelimeleri bozmadan teganni etmek, yani sesi güzelleştirmek caizdir ve iyidir. (S. Ebediyye)

EROL KARA
 
Top