0
-- --
Hekimin Hukuki Sorumluluğu

1. Genel Olarak

Hekimlik mesleği, temel hak olan yaşam hakkı ile doğrudan olan bağlantısı nedeniyle insanın var olduğu andan itibaren varlığını sürdüren bir daldır. En basit şekliyle insanların sağlıkları ile ilgilenen meslek dalı olarak bilinen hekimlik veyahut doktorluk kavramı ilk olarak Avrupa’da ortaya çıkmış ve zamanla Amerika’ya ve diğer Avrupa sömürgelerine de yayılmıştır.

Her meslekte var olan sorumluluk kavramı, hekimlik mesleğinin ilgili olduğu yaşam hakkının diğer tüm hakları kullanabilmenin ön şartı olması gereğince bu meslek dalında tarih boyunca daha çok önem arz etmiştir. Hekimlik mesleği ile ilgili kanun maddelerine Hammurabi Kanunları’nda rastlanmaktadır. Hammurabi Kanunları irdelendiğinde görüleceği üzere hekimin sorumluluğundan bahsetmek için hekimin kusurlu ya da kusursuz olması ayrımı yapılmamakta sadece zarar vermiş olması sorumluluğunun doğması için yeterli sayılmaktadır.

Günümüzde hekim sorumluluğu için gelinen noktada ise birkaç ayrıksı durum dışında Hammurabi Kanunlarındaki anlayışın egemen olduğu söylenebilir.

2. Hekim Sorumluluğu Kavramı


 Halk arasında doktor hatası, hekim sorumluluğu olarak bilinen Malpraktis yani yanlış tedavi kavramı, belirli tıbbi hatalarda mağdurlara dava açma hakkı tanıyan sağlık hukukuna ait önemli bir kavramdır. Tıbbi Malpraktis, tazminat hukukunun bir parçasıdır ve tazminat hukukunun genel özellikleriyle uyumlu bazı ilkesel hedeflerin gerçekleşmesini amaçlar.

2.1.Hekim Sorumluluğundan Kaynaklanan Davalarda Görevli Mahkemenin Tayini

 Kamı hastanelerinde görev yapan hekimler gerek Devlet Memurları Kanunu gerek Yüksek Öğretim Kanunu, gerekse sair mevzuat hükümlerine göre kamu görevlisidir. Kamu görevlisi sıfatına haiz olması sebebiyle hekimin sorumluluğu nedeniyle görevli mercii tayin edilirken bir takım yasadan kaynaklanan farklılıklar bulunmaktadır.

Anayasa’nın 125. maddesi “İdarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolu açıktır(…) İdare kendi eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü ile idarenin sorumluluğunu, 129/5 maddesindeki “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”ifadesiyle de husumetin yöneltileceği tarafı göstermiştir.  Aynı şekilde 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesinde ifade edilen “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.” hükmüyle de Anayasa’nın ilgili hükmü pekiştirilmiştir. İş bu hükümler gereğince artık doğrudan hekim taraf gösterilerek dava açma dönemi kapanmış olmaktadır.

Burada sıklıkla karşılaşılan durum Borçlar Kanununun 41. maddesinde düzenlenen haksız fiillere ilişkin durumun hekim sorumluluğunda uygulanıp uygulanamayacağına dair ikilemin olmasıdır. Borçlar Kanununun 41/1 maddesinde, gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs o zararın tazminine mecburdur. Ancak bu maddeyi baz alarak, Anayasanın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 13. maddesini yok sayarak kamu görevlileri aleyhine kişisel kast ve kusurlarının varlığı halinde Adli Yargıda dava açılabileceğinin kabulü mümkün değildir. Zira; Borçlar Yasasının 41/1. maddesi genel hüküm olup, yine genel olarak esas almış olup, kamu görevlisi veya memurdan bahsetmemektedir. Bir konuda hem genel hüküm, hem de özel hüküm varsa, o takdirde özel hükümlere üstünlük verilerek uygulama yapılması hukukun temel prensiplerindendir.

Her ne kadar ilgili anayasal maddelerde hekimin sorumluluğundan dolayı davayı idareye yöneltmek için hizmet kusuru-kişisel kusur ayrımı yapılıyor gibi gözükse de gerek öğreti gerekse yargı kararlarının katı tutumu sebebiyle hemen hemen her durum hizmet kusuru kavramının arasına dâhil edilmektedir. Öyle ki Danıştay 10. Dairesinin 1988/1042 Esas ve 1989/857 Karar sayılı kararında bir kamu görevlisinin görev sırasında, hizmet araçlarını kullanarak yaptığı eylem ve işlemlerine ilişkin kişisel kusurunun, kasti suç niteliği taşısa bile hizmet kusuru oluşturacağı ve bu nedenle açılacak davaların ancak idare aleyhine açılabileceği öngörülmüştür. Öte yandan Hukuk Genel Kurulu’na göre, kamu görevlisinin, hizmet içinde veya hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının suç oluşturması ya da hizmeti yürütürken ağır kusur işlemesi veya düşmanlık, siyasal kin gibi kötü niyetle bir kişiye zarar vermesi halinde dahi bu durum, aynı zamanda yönetimin gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle hizmet kusuru da sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yönetilmelidir.

Davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir. Dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye yöneltilmesi gerekir. Davalı doktor hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi gerekir. Bu açıklamalar gereğince; söz konusu doktorun çalıştığı kurumun devlet hastanesi olması durumunda husumet Sağlık Bakanlığı’na, vakıf ve devlet üniversitesi olması durumunda ise ayrı tüzel kişilikleri olması sebebiyle üniversiteye yöneltilmesi gerekmektedir.

2.2.         Açılacak Davanın Türü

Hekimin kamu görevlisi olması durumunda açılacak olan dava idari yargıda ‘’tam yargı davası’’dır. İYUK’ UN 13. maddesi hizmet kusuru olması halinde zarar tazmini için yapılması gereken işlemleri belirtmektedir. İYUK madde 13. maddesine göre; ‘’.. idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içerisinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde, bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. Görevli olmayan adli mercide açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.

Uygulamada genel olarak hukukçuların başvurduğu yol ise idareye başvurmadan doğrudan tam yargı açmak şeklinde olmaktadır. İdari başvuru koşulunu gerçekleştirmeden doğrudan tam yargı davası açılması durumunda, idare mahkemesi idari mercii tecavüzü sebebiyle dilekçeyi ilgili idareye tevdi eder. İYUK madde 15/e bendi uyarınca da mahkemeye başvuru tarihi idareye başvuru tarihi olarak kabul edilir. Böylelikle tüketilen hukuki prosedür basamakları avukatlar açısından kısaltılmış olur.

 2.3 Tam Yargı Davasında Tazminat ve Hesaplanması

Tam yargı davasının konusu olan tazminatın belirlenip hesaplanmasında Danıştay içtihatlarıyla geliştirilip kabul edilen temel kalemler şöyle sıralanabilir:

Maddi veya manevi varlık arasındaki kayıp ve eksilmeler yahut her türlü olumsuz fark

Maddi zarar

Mal varlığında oluşsan zarar

Beden varlığında oluşan zarar

Manevi zarar

Süregelen zararlar


Tam yargı davalarında söz konusu zararın nakden karşılanması gerekmektedir. Hükmedilecek olan tazminat miktarı belirlenirken tazminatın türü maddi ise, zarara uğrayanın kusuru da irdelenir. Hükmedilecek olan tazminat türünün manevi tazminat olması durumda ise kusur araştırılması yapılmaz. Dava dilekçesinde talep edilmesi halinde hakim tazminat miktarını hesaplarken faizine de hükmeder.

2.3.Tam Yargı Davası Kararlarının Uygulanması

 İYUK madde 28/2, tam yargı davasının uygulanmasına ilişkin, ‘’tam yargı davaları hakkındaki kararlardan belli bir miktarı içerenler genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.’’ Biçiminde kararların uygulanmasını kolaylaştırıcı bir hüküm yer almaktadır.  Bu hüküm gereğince tazminata hükmedilen idare, kararı uygulamazsa zorla infaz yolları kullanılarak karar yerine getirtilir.

3.Sonuç

Hekimin hukuki sorumluluğu kapsamında açılacak olan davalarda, söz konusu işgal ettiğiniz taraf davacı sıfatı ise başvuracağınız merci idari yargıdır. Bu durum, tazminatı ödeyen idari merciin sorumlu hekime adli yargıda rücu davası açmasına engel olmadığı gibi, mevcut cezai sorumluluğunu da kaldırmaz.

http://girgin.av.tr/doktora-tazminat-davasi-acilabilir-mi/

Yorum Gönder

 
Top