SINGER ile ilk tanışmam 10 yaşlarında çırak olarak çalışmaya başladığım , terzi dükkanında olmuştu.

Televizyonun olmadığı , koca ampullü radyoların revaçta bulunduğu , buzdolabının sayılı evde bulunduğu zamanlarda idi... Elime ilk iğneyi batırışım , ustamın “işte şimdi kalfa oldun” dediği bile o günlerde olmuştu. Ancak size anlatacağım olay başka ...

Yıllar önce elime iğne batırdığım SINGER dikiş makinesinin faydasını yıllar sonra görmüştüm. Hem de SINGER sayesinde yeni bir yuva kurarak...

********
Halen oturduğum İstanbul’un yeni yerleşim yerlerinden olan bu sokağa ilk taşındığımız yıl idi. Ben bir konfeksiyon firmasında çalışıyordum. Düzenli olarak işe gidip geliyor. Diğer zamanlarda bu taşındığımız semte alışmaya çalışıyordum. Bu semte alışamamamın stresi bir yana , neden burayı seçtiğimizi de bilemiyordum.

Zaman geçiyor , bu yeni eve taşındığımızın on dördüncü ayında bir Pazar gününü bahçede gazeteleri okuyarak değerlendiriyordum. Kız kardeşim koşarak geldi. “Abi yandaki komşunun SINGERi bozulmuş.senin konfeksiyonda çalıştığını duymuşlar. Bizim makineye bakar mı ? diye soruyorlar.” dedi

Ben dikiş makinesi tamircisi değildim ama yine de bir şeyler biliyordum. Ancak ayaklarım gitmeyi istemiyor, gibiydi. Tanımadığım birinin evine gitmek,,,makineyi kurcalarken bozmak..yapamamak..Şimdi yeni de taşınmışız. Hayır desem de olmazdı. hakkımda kötü düşüncelere sahip olmalarını istemiyordum. Gitmekle kalmak arasında bir an bocaladım.
Sonunda gittim.

Ürkek adımlarla girdiğim evin salonundan içeriye adımımı attığımda çekingenliğimin bu denli yüksek olacağını hiç sanmazdım. Beraberimde gelen kardeşim evin sahiplerine “abim SINGERinizi onarmaya geldi “ dedi. Tonton , yaşlıca kadın gülümseyerek “hoş geldiniz, buyurun” diyerek bizi içeriye almıştı. Makinenin bulunduğu odaya yönlendirdi , bizi. Sanki koca odanın ortasında kocaman SINGER beni bekliyordu. Bir an geri dönmek geldi , içimden..
Hiç te işyerinde kullandığım makinelere benzemiyordu. “ Yanlış mı yaptım” der gibi kardeşime baktım. Bakışlarımı çevirdiğimde SINGER dikiş makinesinin de bana baktığını , alay ettiğini sandım. O bana bakıyor ben ona bakıyordum.

Makinenin önünde küçülmüştüm sanki... “Makinenizin neyi var” dediğim an sesimin titreyerek çıktığını hissettim
Yaşlı kadın içeriye doğru “ Türkmen ! SINGERinin neyi vardı , kızım “ diye seslendi. “ Dikmiyor ya anne ” diye yumuşak bir bayan sesi duydum. O an ben “ bir bez parçası var mıydı, teyze” demek zorunda kaldım.

Kadıncağız ağır adımlarla yanımdan çıkarken ben makinenin kafasını kaldırmış , mekiğin olduğu yere elimi uzattım. Mekiğin çağonuzu pamuk toplamış , yağla da temas ettiğinden mekiği sıkıştırmış , masuradaki iplik rahat çalışmıyordu. Küçük fırça ile mekiği ve yuvasını temizledim.

Çağonuzu düzelttim. Mekiği yuvasına yerleştirmiştim ki , tam o anda önüme uzanan bez parçası ile geriye doğru kafamı çektim. Elime uzanan parçayı uzatan eli takip ettiğimde dudaklarımdan dökülen “sağol ” sözcüğü yarım kaldı.

Nutkum tutulmuştu.

Çöldeki serap misali bir görüntü ile karşı karşıya kalmıştım. Tertemiz bir yüzü süsleyen çatal bir kaş , omuzlara dökülen kömür karası saçlar , pembe beyaz karışımlı bir yüz...nerede olduğumu unutmuş , bu güzel yüzü izliyordum. Hani derler ya Allah övmüş de yaratmış. İşte öyle bir güzellikle karşı karşıya idim.

İşte o gün sonradan eşim olacak kızı görmüştüm. Hiç konuşamadım. Makineyi çalışır durumda bırakıp eve dönerken adını bile soramadığım bu kız beni benden alıp götürmüştü. SINGERi tamire gitmiş , çarpılmış geri dönmüştüm.

Ve biz Türkmen’ı istettik. Nişanlandık.Evlendik. Bütün bunlar yedi ay içinde olmuştu.Bugün üç çocuğumuz var.

Ya ben o SINGER’i tamire gitmeseydim...



BU Öykü Singer firmasının 150. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen yarışmada 4. olmuştur.

EROL KARA
 
Top