-- --
Alem "çevrecilik"yeşilcilik" perverliğine öylesine kapıldı ki , hemen her imtinada çevreye zarar verecek , yeşili öldürecek doğayı katlederek her türlü etkenlerden uzak durmaya çalışıyor.

Aslında çvreye en büyük zararı "savaşlar" veriyor ama doğayı yakıp yıkan , insanların acımasızca ölümlerine sebep olan ve en canavar ruhlu yaratık olan insanlar bu kötü yanlarını görmemezlikten geliyor ya , neyse.

Her konuda olduğu gibi bu çevrecilik , yeşilcilik fobisine tekstil de ister istemez kapılmak zorundadır. Siz tekstilciler , eğer halen çevrecilik konusunda bir fayda bulma yolunda gitmiyorsanız size sormak zorundayız. Siz ne iş yaparsınız?

Gerçi aranızda üretimde çevreciyiz diyebilmek için yeni arayışlara yönelip , bir şeyler bulabilmenin ümidiyle kendilerini buna mecbur hissedile tekstil camiası bulunmuyor değil ama bunlar da bunlarda müşterilerin istedikleri gibi çalışmak zorunda kaldıkları için öylesine bir gayret içindeler.

Tekstilcilerin biz çevre dostuyuz diyebilmeleri için bazı tür kumaşlardan ve bazı tür boyalardan vazgeçmeleri de şart.Bunun için önce polyesterli, lycralı ,lastikli , gipeli , viskolu kumaşlara güle güle demeyi bildirmelidirler.Bunun ardından kumaş boyamalarında titiz olmalı ve kumaşını ne ile boyattığını bilmek zorundadır.

Ayrıca yaptığı ambalaşlama ve kolilemede kullandığı malzemenin geri dönüşümlü olmasına özen göstermelidir.Ve en önemlisi çevre konusunda faaliyette bulunmak için bu konuya severek gönüllü olarak sarılmalıdır.

Aslında doğadan gelen nimetleri kullanmada Türklerin üstüne yoktu ama zamanla batılılaşma hevesi yüzünden doğayı , insanı katleden icatlar nedeniyle , bu buluşlar neticesinde bizde kendimizi topraktan alıp sanayide endüstriyel malzemeleri kullandık.Burada saayiye karşı olduğumuz kesinlikle anlaşılmasın.Söylemek istediğimiz sanayide topraktan gelen ürünlerin kullanılmasını pekiştirmek , bu iki kategorinin birbirinden ayrılmamasını sağlamaktır.Ama sanayiye öylesine kapıldık ki tarlayı , tabanı , toprağı bıraktık fabrikalaşmanın hevesi olduk.

İşte bu sanayileşmenin zararını , şimdiki çocuk yaşta olanlarla gelecek neslin insanları çekecektir.

Fabrika bacalarından olsun , atıklarından olsun zehir saçılmasına seyirci ola ola bugüne geldik ve tekstil dünyasını da içine alan geniş bir sanayi sektörü elbirliği yaparak doğayı katletme yarışına girmiş bulunduk.

Bu konuda sayfalar dolusu yazabiliriz ama birkaç kalemde nasıl çevre dostu oluruz ona değinelim.

ÖNCE KUMAŞLAR

Polyesterli ya da diğer sentetik türü kumaşlardan elimize çekip , doğanın bizlere cömertce sunduğu pamuk , ipek , keten , yün , muslin ve hint kolikosuna dönmede büyük fayda var.Bunların doğal renklerinin yanı sıra Türkmenistan , Amerika ve Almanya'da olduğu gibi renkli pamuk üretimlerine geçmenin yollarını aradığımızda kime ne zararımız olur.Şu anda yukarıda saydığımız ülkelerde yeşil ve kahverenginin değişik tonlarında üretime geçilen renkli pamukları , pamuk ülkesi olan yurdumuzda neler başarmayalım? Bu renkli pamuk tamamen doğanın bir ürünü olduğu için bugün çevrecilikte önder olmak isteyen ülkelerin cazibe alanı olur muyuz , olmaz mıyız ona siz karar verin.

Ya ipek menşeli kumaşlara ne demeli.

Ya da ketene...

Keten , ipek ve pamuktan mamul kumaşların insan sağlığındaki yeri asla gözardı edilemez.Bu saydıklarımız bize yeşil dünyanın cömertce sunduğu armağanlar değil mi? Bunların dışında yünün sağladığı faydalar var ki , hem hayvancılığın gelişmesinde hem de daha sağlıklı giyinmenin avantajlarını yakalamış oluruz.

Bitkisel ürünleri kullandığımızda; bunların hem doğal renkleri hem de yine doğal olan renkli türleri kullanıldığında , bizleri bir başka tehlikeden koruyacak , o da kansere sebep olan tekstil boyar maddelerinden.Nedir bu tekstil boyar maddeleri?

Çeşitli kimyasal yapılardan meydana gelen renkli bileşikler olup , içinde insan sağlığı açısından tehlikeli bulunan , hiçbir etkisi olmayan boyar madde gruplarıdır. 19.yy'dan beri kullanılan tekstil boyar maddeleri içerdikleri maddeler nedeniyle hem çalışana , hem atıklardan dolayı doğaya ve hem de bu maddelerle boyanmış kumaştan mamul giysileri kullanan insanlarda etkilerini göstermektedir. Fabrikalarda çalışan insanlar bu zehiri soluyarak , doğa atık suları emerek , diğer insanlar ise giyerek bu boyar maddelerin zehirleri ile kansere davetiye açmakta ve soyunu kurutmaktadır.

Sormak lazım.Doğaya bu kadar hasret , yeşili görmek arzusunda iken neden kimyasal boyalar kullanıyoruz.Dedelerimizin yaptığı gibi bitkisel ya da hayvansal maddeler kullanmıyoruz.

Doğanın bize sunduğu , dedelerimizin bolca kullandığı boya maddelerini ve yan ürünlerini liste halinde çözelim de , hiç olmazsa biraz bilgi sahibi olalım.

İlk çağda:

-Bitkisel süpürge (süpürge çalısı , muhabbet çiçeği , serratula vs.)

-Mineral (çok az da olsa oksit)

-Hayvansal

-Tanen

-İdrar

-Deniz tuzu

-Kül


16.yy'da bunlara ilaveten:

-Yerli bitkiler (aspir , yaban çivit otu)

-Hayvansal (Asalak böcekler)

19.yy'a kadar yukarıda saydıklarımıza ilaveten bitkilerin köklerinden , dallarından , yapraklarından , çiçeklerinden , meyvelerinden ve de böceklerin kabuklarından yararlanan insanoğlu bu tür kaynakları bırakıp gitti, kimyasal boyar maddeleri kullanmaya başladı.Bu tür boyar maddelerin kullanıldığı sanayi sektöründe en önem arz eden maddelerin başında ise benzidin grubu gelmektedir. Pamuğu doğrudan ve mordansız boyayabilen bir boyar madde olan benzidinin yanı sıra benzeldehit , benzaurin , benzazurin de boya sektöründe kullanılan diğer maddelerdir.

Peki , bu boyar maddelerinin menşei nedir? Bu maddeler maden kömürü katranından çıkartılan benzenin değişik elementlerle tepkimelerinden hasıl oluyor.

Bu boyar maddeler ise değişik yollarla insanlarda lösemi , akciğer , mesane , lenfoma ve daha birçok kanser hastalıklarına sebep oluyor.

İster farkında olalım , isterse olmayalım , kendi vücudumuzu ya da soyumuzu kurutmaya sebep olanbu tür maddeler aynı zamanda doğanın kurumasına da neden olduğundan bu vahşete daha ne kadar devam etmeliyiz.

Şimdi koltuklarınıza dayanın ve tekstilin çevreye olan zararından kurtulmanın yollarını birlikte arayalım.

EROL KARA
 
Top