0
‘’Sağlıkta Dönüşüm Programı’’ ile birlikte hastane sayısı, özellikle SGK ile anlaşmalı özel hastanelerin sayısı çok arttı. Duvar panolarında, uçak dergilerinde, televizyonda… hastaneler reklam veriyor. Rengarenk afişlerden o hastanede ,hangi cihazların bulunduğunu, hangi ameliyatların yapıldığını öğreniyoruz. Güzel mimariler, şık döşenmiş hasta odaları, güleryüzlü  doktorlar ve hemşireler de bu reklamları süslüyorlar.  Hastalara anketler yapılıyor ve memnuniyetin yükseldiği söyleniyor.

Hastane kar amaçlı çalışıyorsa ,doğru hizmeti  aldığınızdan hiçbir zaman emin olamazsınız.

Ancak ,hasta aldığı sağlık hizmetinin kalitesini değerlendirebilir mi?  Kesinlikle hayır. Sadece ,hastanenin temizliği, düzeni,ç alışanların davranışı gibi otelcilik hizmetlerini değerlendirebilir. Ama kendisine gereksiz bir bilgisayarlı tomografi çekilerek radyoaktif ışın mı verildi? Yoksa gereksiz endoskopi veya hatta boşuna ameliyat mı yapıldı? Bunu hastanın anlayabilmesi mümkün değildir. Hatta bazen , aynı branştan değilse, son gelişmeleri takip etmiyorsa ,hekim bile verilen hizmeti değerlendiremez. Siz orada hastane yöneticilerinin ve hekimin vicdanına terkedilmişsinizdir. Tek kaygısı bilimsellik, etik ve insana hizmet olan bir ekip,  iyi hizmet verebilir. Hastane kar amaçlı çalışıyorsa ,doğru hizmeti  aldığınızdan hiçbir zaman emin olamazsınız.

Kar etmek için daha çok kişinin hasta olması, hastane başvurularının artması  gerekiyor.

Artık maalesef, sadece özel hastaneler değil, ,devletin hastaneleri  de kar amaçlı çalışıyor. 2002 yılından beri gereksiz yapılan tetkik ve girişimlerin sayısı çok arttı. Bazen SGK, hastaneyle paket fiyat üzerinden anlaşma yapıyor. Bu sefer de paket fiyatı aşmamak için gerekli olan bir tetkik yapılmıyor. Masraflar artmasın diye, hasta, daha iyileşmeden hastaneden taburcu ediliyor. Kar getirmeyen bölümler kapatılıyor. Örneğin tedavisi uzun sürdüğü için bir çok hastanede tüberküloz yatakları kapatıldı. Kalp , onkoloji ,göz gibi kar getiren branşlara yönelindi. Koruyucu hekimlik hizmetlerinden vazgeçildi. Kar etmek için daha çok kişinin hasta olması, hastane başvurularının artması  gerekiyor.

Sistem halkımızın sağlığını acımasız rekabet ve piyasa koşullarına terketti. 

Neoliberal sistem, devlet hastanelerinin ödeneğini keserek, onları kar amaçlı çalışmaya mahkum etti. Halkımızın sağlığını acımasız rekabet ve piyasa koşullarına terketti. Oysa , diğer tüm mal ve hizmet  türlerinden farklı olarak, sağlık hizmeti,  tüketicisi tarafından niteliği değerlendirilemeyen bir hizmettir. Aldığınız bir danışmanlık hizmetini, bir otomobili, giyim eşyasını vs  iyi mi kötü mü ,büyük ölçüde değerlendirebilirsiniz. Buna göre pahalısını veya ucuzunu seçebilirsiniz. Ama sağlık hizmetinde böyle bir değerlendirme yapma şansınız yoktur. Kendinizin, yakınlarınızın yaşamına  paha biçemezsiniz.  Çok  fazla para ödeseniz bile, doğru hizmeti aldığınızı bilemezsiniz. İşte bu nedenledir ki, sağlık hizmeti , serbest rekabete ve piyasa koşullarına terkedilemez. Devlet veya kesinlikle kar amacı olmayan kurumlarca verilmeli, niteliği düzenli aralarla, bağımsız ulusal bir kurumca denetlenmelidir.

Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi esas alınmalıdır

Devlet, tüm hastaneleri kar amaçlı çalışmaktan kurtararak,  vatandaşlarına en doğru, en iyi ve en gelişmiş sağlık hizmetini götürmek zorundadır. Bunun için ,öncelikle 1. basamak ve aile hekimliğince verilen sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerekir. Böylece bir çok sorun hastaneye gitmeden çözümlenerek, hastanelerdeki kuyruklar ve gereksiz yığılmalar önlenecektir.  Hastaneye sadece 1. basamakta çözümlenemeyen hastalar  sevk edilecektir. 2. ve 3. Basamak hastanelerin doğru ve standart hizmet verebilmesi için gerekli ödeneklerin ,tamamen devlet tarafından verilmesi gerekir. Hastalardan sadece otelcilik hizmeti için fark alınabilir. Örneğin standart iki yataklı odada yatmak istemeyen bir hastadan ,tek odanın genişliğine ve donatımına göre fark alınabilir. Ama bugün olduğu gibi, parası olmayanların aylar boyu tetkik veya ameliyat sırası beklemesi, eşitlik ve hakkaniyet ilkesine aykırıdır. Ülkemizin milli geliri tüm yurttaşlarına kaliteli hizmet sağlamak için yeterlidir. Sağlıktan daha önemli  başka bir değer yoktur. İstenirse ,sağlık için bir çok lüks harcamadan vazgeçilerek, bütçede  yeterli  pay ayrılabilir. Devletin büyüklüğü  ve insana hizmet kapasitesi  ancak böyle anlaşılır.

Sağlık hizmeti, siyasetçilerin yandaşlarına maddi  teşviklerinden ve atamalarından da kurtarılmalıdır. Sağlık kurumlarına, belli grupların adamları değil, yetkinlikleri, objektif olarak  değerlendirilen yöneticiler atanmalıdır.

Hastanelerin denetlenmesi bağımsız bir kurum tarafından yapılmalıdır


Bu çerçevede hastanelerin denetlenmesi, sağlık bakanlığı tarafından değil, tüm yurttaşların güven duyabileceği ,  hekim örgütlerinin, hasta derneklerinin  de temsil  edildiği  bağımsız bir kurum tarafından yapılmalıdır. Bu bağımsız kurum , hastane denetlemelerinde  yüksek ücretle uzmanları da istihdam edebilmelidir. Hastanenin verdiği sağlık hizmetinin, uzmanlık derneklerinin yayınladığı, en güncel  tanı ve tedavi rehberlerine, yol haritalarına uygun olup olmadığı büyük ölçüde bu denetimlerde anlaşılabilir.

Böylece hepimiz hangi hastanenin daha iyi sağlık hizmeti verdiğini öğrenmiş oluruz. Doğru hastaneyi  seçebiliriz. Zenginin de,fakirin de, her partiden politikacının da ,istisnasız herkesin ülkemizin tüm hastanelerinde kaliteli sağlık hizmeti koşullarının sağlanmasına , şiddetle ve acilen ihtiyacı vardır.

Çünkü hiç kimse nerede ne zaman hastalanacağını, hangi hastaneye kaldırılacağını bilemez.

http://habervesoz.com/hangi-hastaneyi-secelim-prof-dr-feyza-erkan/

Yorum Gönder

 
Top