-- --




15 Nisan 2015.... Yafa 'daki turumuza devam ediyoruz. Saatler öğle namazının yaklaştığını haber verirken sokaklarda hemen hemen her direkte gördüğümüz İsrail Bayrakları adeta gözümüze sokuluyor.


Anlıyoruz ki buralar İsrail yönetiminde.. Ne var ki bizi karşılayan Osmanlı eserleri arasında denize bakan Bahriye Camii, Hamidiye Külliyesi, Karakol binası ve Çeşme ile Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı anısına yapılan Saat Kulesi buraların vicdan sahibi kişilerce Osmanlı topraklarını bas bas bağırıyor.


Atalarımızdan eserler görmek ve buralara kadar hüküm sürmüş bir imparatorluğun soyundan gelmek bizi gurur deryasına kaptırıyorsa da onlara layık olamamış bir nesil olarak da başımızı önümüze eğmeye sebep oluyor.


Gerçek bugün buralar Yahudi toprağı.



Mahmudiye Camiine giriyoruz. Yafa'da ayakta kalabilmiş bir kaç camiden biri Yafa Ulu camii.




Yafanın ortasında yükselen Mahmut paşa camii 1812 tarihinde yapılmış. ana giriş kapısına geldiğimizde ay yıldız görüyoruz. Bu ay yıldız zamana meydan okuyor adeta.. Mahmut paşa camii duvarına yaslanmış 1809 yılında yaptırılan Mehmet Paşa çeşmesini gördüğümüzde yine osmanlı geliyor aklımıza ve Osmanlının büyüklüğünü daha iyi kavrıyoruz.





Külliye olarak inşa edilmiş muhteşem bir mimarî olarak anlatılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığının Kudüs programında yer alan ibadethanelerden biri olan Yafa'daki Mahmudiye Camiinin bir diğer adı Ulu Camii imiş. Osmanlı Mahmut Paşa cami adıyla da bilinen Mahmudiye Camii için Yafa’nın en büyük ve en önemli camisi deniliyor










Caminin bitişiğindeki otel inşaatı bir kaç yıl sonra bu cami avlusunun otele katılıp katılmayacağının acı bir düşüncesine sokuyor.


Mahmudiye camiinde fazla bir cemaat yok. Cami imamıyla birlikte öğle namazı kılıyoruz. Namaz öncesi cai içinde hat yazıları görüoruz. Bunlar da bizim camilerde görmeye alışık olduğumuz sahabe isimleri dışında peygamberlerin isimlerinin de yazıldığını görüyoruz.



Namaz sonrası üst taraftan yemek yemeye gideceğimiz yola çıkıyoruz. Bu arada ana caddenin hemen solunda Venedik tarzı bir su hazinesini görüyoruz. Duvar tarafında yola bakan, kitabesi hala duruyor. Üzerinde yine Osmanlı'nın mührü var. Bu çeşme klasik bir Osmanlı çeşmesi.




Burada dolaşırken Osmanlı'nın ihtişamlı yapılarını görmek bizi heyecanlandırdığı kadar hüzünlendiriyor aynı zamanda.


Çok egzotik bir lokantanın kapısından içeriye giriyoruz. Öğle yemeklerini yiyeceğiz. Sofralarda buraya özgü meze türü yemekler bizi karşılıyor.




Her birimiz uygun bir yere oturuyoruz. Yemekler hakkında yorumlar yapılırken önce lavaş türü ekmekler ardından kebaplar geliyor.




Karnımız iyice doymuş halde lokantadan çıkıp meydana gördüğümüz bir saat kulesine doğru yola yürüyoruz.


İşte 1900 tarihli Sultan 2. Abdülhamidin saltanatının 25. yılında yapılmış saat kulesi.. eski Yafa'nın kalbine vurulmuş bir mühür gibi..


Şehir meydanında yer alan bu kule mahzun haliyle bir şeyler anlatır gibi. Üzerinde dalgalanan israil bayrağı ise yürek dağlıyor adeta.


Tüm kafile önünde toplu resim çekiyoruz.




Yafadaki camiler ay yıldızlı hanlar duvardaki Osmanlı süslemeleri hatlar çeşmeler ve her şey bize bizi bizim geçmişimizi hatırlatıyor.
 
Top