-- --
16 Nisan 2015 - Kudüs'te Sağanak halinde yağan yağmur akşamdan beri devam ediyordu. Gece 3:30 da lobiye indim. Amacımız Mescidi Aksa topraklarında ilk sabah namazını kılmaktı. Lobiye indiğimde bir kaç kişi vardı. Daha sonra diğerleri gelmeye başladı. Ancak kafilenin henüz beşte biri vardı. Kafile başkanı Selman hoca gelen otobüslere yönlendirirken ikinci otobüste gelmişti.
Beklenen kişilerin gelmemesi, otobüsten indikten sonra 1 km lik yolu yürümek zorunda kalacağımız bazılarımızın gözünü korkutmuştu. Islanmak işlerine gelmemişti. Selman hoca gelerek sabah namazına gitmenin iptal edildiğini kimseyi riske atmak istemediğini söyledi. Otobüslerden inerek lobiye geçtik. Sabah namazı otelde kılınacaktı. Oysa otelde toplu olarak namaz kılınacak yer yoktu. Konferans salonu önerilmişti. Bizi oraya yönlendirmek isterken ben dahil bir kaç kişi ilk sabah namazımızı Mescidi Aksa topraklarında kılmak istediğimizi, normal hayatta karda kışta işe gitmek zorunda kalırken şikayetçi olamazken böylesine kıymetli yerde namaz kılmamanın saçmalık olacağını vurguladı.
Israrlı önerimiz sonunda kabul edildi ve 35 kişi ile Mescidi Aksa'nın yolunu tuttuk.
Yağmur Allah-u Tealanın hikmeti ile indiğimiz yere gelince durmuştu. Hiç vakit kaybetmeden koşar adımlarla kale surları ile çevrili eski Kudüs'ün içinde yürümeye başladık.
Mescid-i Aksa haremine doğru yürüyoruz. Sabahın alaca karanlığında Harem’in loş ışıkları altında yer yer gölete dönmüş avlusundan seher vaktinin o hoş esintisi gönlümüzü okşarken, ayak seslerimiz duvarlarda yankılanırken gelişimize adeta sevinen yollar bizi daracık sokakların arasından haremin giriş kapısına getiriyor.

Girişte nöbet tutan Yahudi askerlerini gördüğümüz zaman içimiz burkuluyor. Serin hava ve uykusuzluktan neden buradayız dercesine boş boş bakan Yahudi askerlerin arasından geçip kapıdan içeriye girdiğimizde bu kez Filistin askerleri hemen ötede bizim karşımıza çıkıyor. Selam verip ilerlerken  Âyet-i kerime ile kutsiyet kazanan mübarek mekâna ve makama yürüyoruz. Sağımda, solumda nazlı nazlı sallanan ağaçlar ve ağaçlardan başımıza dökülen rahmet damlaları... Resul-i Zişan Efendimiz’in (s.a.v.) semaya mirac ettiği kaya parçasının üzerine yapılmış Kubbetüssahra bütün güzelliğiyle önümüzde... Altın varak ile kaplanmış olan kubbe ışıl ışıl... Sessizliği yaran sabah ezanı Kıble Camine varana kadar bize eşlik ediyor. Aman Yâ Rab, bu ne büyük lütuf, bu ne tatlı anlar! Ruhlarımız kanatlanıp sanki arşa çıkıyor. İslamin insanlığa getirdiği izzeti en had safhada hissediyoruz. Ezanının nağmeleri yüreğimin hasretini sevince boğuyor sanki. Ve Kıble caminin içine ıslanmadan gelmenin sevinci, gelemeyenlerin neler kaybettiğini düşünmemiz ve  anlatılamayacak müthiş bir duygu... Sonsuz bir şükür halindeyiz. Sabah namazına duruyoruz. Fatiha sûre-i şerif’inin sonundaki “Amin” ile kuşların ötüşleri Aksa Camini inletiyor. Tıpkı Mescid-i Nebevi’deki kuşlar gibi onlar da
kendi dillerince “Amin” diyorlar.
Namaz bitimi hemen çıkmıyoruz. İkinci grup sorumlusu İbrahim Tunç hoca yasin-işerifi kıraat etmek üzere caminin arka kısımlarından bir yere bizi topluyor. Bir hilal şeklinde çevresine diziliyoruz. Okumaya devam ettiği sırada bir Filistinli elinde bulundurduğu torbadan her birimize şeker ikram ediyor. Teşekkür ederek, gülümseyerek verilen ikramı kabul ediyoruz. Aslında bize verilen bir "şeker" değil bir ziyafetti. Filistin halkının sunusu idi. Bize ikramda bulunan bir Filistin kişisi değil Filistin'in ta kendisi idi.

Gün doğuşunda camiden çıkarken diğer bir yoldan Yusufiye kabristanının hemen yanındaki yoldan otobüslere doğru yürüyoruz. Kabristanın hemen yanında gördüğümüz tabela bizi şaşırtıyor. Ve gurur veriyor.
Tabeladaki Türk Bayrağı ve "Yusufiye Mezarlığının çevre duvar inşaatı Türkiye Cumhuriyeti tarafından yaptırılmıştır - 2000- 2010"
Bu arada şu bilgileri vermem de yararlı olacaktır. Surların onarımı Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmış. Herod kapısının yanındaki caddenin adı talelada İbranice, Arapça ve Latin harfleri ile yazılı "1495-1566 Sultan Suleiman St."
Mescidi Aksanın etrafı yüksek taş duvarlarla çevrili ve bu duvarların dışında da yine taş döşeli dar sokaklar ve hareme girişteki kaılarda birkaç İsrail askeri ve iç kısımda Filistin Polisi bulunuyordu. Mescide gitmek için otobüsten inince yaklaşık 500 m yokuş yukarı rampa çıkmak ve Mescidin dış duvarının kapısından mescide kadar yaklaşık bir buçuk kilometre yürümek gerekiyordu. Yani otobüsten inip mescide varmak yürüyüşünüze göre 10-15 dk sürüyordu.

Ve otele döndük.. Oteldeki ilk kahvaltımız için yemek salonuna yürüdük. Yine açık büfe.Yine beğen beğendiğinden ye yiyebildiğin kadar. Bazı arkadaşlar sabah namazı için Mescidi Aksa'ya gitmemeize imrenmişlerdi. Keşkeler dudaklarından dökülüyordu. Fırsat kaçmış bizde kendimizle ve verdiğimiz kararla gurur duymuştuk.

Kahvaltıdan sonra Zeytindağı, Selmanı Farisi ve Rabiatül Adeviyenin makamları Hz.İsanın havarileri ile sohbet ettiği ve göğe yükseldiği yere gidileceği söylendi.
 
Top