.

.
.

Kısa Kısa

Harem-ül Halil - Hazreti İbrahim ve ailesinin misafiriyiz

HAREMÜ’L-HALİL'in dik yokuşundan yukarıya çıkarken geride bıraktığımız Yahudi kontrol noktasının buraya konulmasına sebep olanları Allah'a havale ediyoruz.

Taş yapı yolu yürüyüp birazdan atamız İbrahim aleyhisselamın huzuruna çıkacağız. Abdestleri tazeledik ve yapıdan içeriye girdik. Bizim gibi burayı merak edenler sağda solda namaz kılıyorlar. Kimileri türbenin çevresine odaklanmış gönül yağmurlarını yağdırıyorlar.

Burayı anlatmadan önce derlemiş olduğum bilgileri de sizinle paylaşmak istriyorum.


Hz. İbrahim (A.S.), eşi Hz. Sâre vefat edince ona Hebron’da ağaçlık bir arazi satın almış. Arazinin içinde bir mağara bulunmaktaymış. İşte o mağaraya defnetmiş hayat arkadaşı, Hz. Sâre’yi. Daha sonra da Hz. İbrahim (A.S.) vefat edince o da oraya defnedilmiş. Sonra da Hz. İbrahim’in (A.S.) oğlu Hz. İshak ile hanımı Rebeka da aynı mağaraya defnedilmişler. Bütün mübarekler o mağarada olduğu için Filistin halkı, mezarları Mısır’da bulunan Hz. Yakup (A.S.) ile hanımı Lea ve oğlu Hz. Yusuf’un (A.S.) mübarek naaşlarını bu kutsal saydıkları mağaraya taşımışlar.

Mağara’ya “Machpelah: Çift” ismini vermişler. Ayrıca halk arasında Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın da bu mağarada medfun olduğuna inanılıyormuş. Yahudi Kralı Herod zamanında (M.Ö.40–4) bu mağara yani Machpelah ve çevresi duvarlarla çevrilip bir meşhet yani şehitlik haline getirilmiş. Bu gün buraya Meşhed-i İbrahim veya Haremü’l-Halil denmesinin sebebi buradaki -başta Hz. İbrahim olmak üzere- peygamberlerin kabirlerinin bu yerde olmasındandır. Bu meşhedin mimarisiyle uyumlu buraya bir ibadet-ziyaret yeri inşa edilmiş sonraları.

 Emevîler döneminde de bu ziyaretgâh ile mağaradaki mübarek mezarlara İslâmî bir biçim verilmiş. Abbasîler de burayı bir camiye dönüştürmüşler. 1099’da Haçlılar burayı işgal ettiklerinde bu caminin yerine bir kilise inşa etmişler. Etrafını revaklarla tezyin etmişler.


1187’de Kudüs’ü fetheden Selâhaddin Eyyûbî bu kiliseyi camiye çevirmiş.


Fatımî Halifesi Müstansır-Billâh’ın Askalân’daki Hz. Hüseyin Meşhedi için yaptırdığı ahşap minberi de buraya getirtmiş ve bu minber caminin minberi olarak kullanılmış. Selâhaddin Eyyûbi’nin kiliseden çevirdiği bu cami günümüze kadar korunarak gelmiş. Eyyûbî’den sonra gelen Müslüman sultanlarımızın her biri buraya hizmete devam edip, buraları tezyin etmişlerdir.

Mezar-ı şeriflerin üzerini kubbe ile kaplatarak bu kabirleri türbe haline getirmişler. Haremü’l-Halil, Osmanlılar döneminde de harem-i şeriflerden biri olarak kabul görüp, itina ile korunup, bakılmış, tamirleri yapılmıştır.

Haremü’l-Halil’i çevreleyen sur duvarları burayı küçük bir kale görünümüne bürümüştür. Burada Hz. Yusuf Türbesi’nin bitişiğinde Hz. Yusuf Mescidi vardır.

 Doğu cephede ise Sencer el-Câvülî’nin yaptırdığı sur duvarına bitişik bir başka mescit vardır. Sur duvarının içinde asıl mukaddes mekân vardır. Bu mekân Hz. İbrahim, Hz. Yakup (A.S.) ile hanımlarının türbelerinin bulunduğu eski ziyaretgâh bölümü vardır.

Bu bölümden üç kapı ile geçilen Selâhaddin Eyyûbî’nin kiliseden çevirdiği bu günkü Hz. İbrahim Camii bulunmaktadır. Girişlerin açıldığı ilk ana bölümde etrafı revaklarla çevrili dört türbe bulunmaktadır. Bu türbeler Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sâre ile Hz. Yakup ve eşi Lea’ya aittir. Bu türbelerin batısında kalan revak Kadınlar Mescidi, bunun mihrabının önündeki bölümü de Hz. Âdem’in (A.S.) makamıdır.

Hz. İshak ve eşi Rebekâ’ya ait olan türbeler ilgi çekicidir. Bu türbelerin duvarlarındaki hacet pencerelerinden içerideki sandukalar görülmektedir. Buradaki ceviz ve abanoz ağaçlarından yapılmış olan kûfi kitabeli fevkalâde güzel bir minber vardır ve bu minber de Selâhaddin Eyyûbî’nin emriyle getirttirilen Askalân Camii’nin minberidir.

Hz. İshak’ın sandukası hizasında asıl kabirlerin bulunduğu mağaraya inilen merdivenli iki kuyu vardır. Buranın güneybatı ve kuzeydoğu köşelerinden Memluk üslûbunda yapılmış iki minare yükselmektedir. (Mustafa L. Bilge, Halîl, İstanbul: DİA, 1997, c. 15, s.s. 305-307.).

Sözde el-Fetih yönetimindeki bu mübarek mekânın hali yürekler acısı! Siyonistler camiyi işgal edip ikiye bölmüşler. Hz. İbrahim’in (a.s) kabrinin yarısı ile Hz. Yakub’un (a.s) ve Hz. Yusuf’un (a.s) kabirleri Yahudilere ayrılırken, Hz. İbrahim’in kabrinin diğer yarısı ile eşi Hz. Sare’nin ve Hz. İshak (a.s) ile eşi Hz. Rıfka’nın kabirleri Müslümanlara ayrılmış. İki taraf da birbirinin seslerini duyabiliyor.

Camiye girişler, etrafı çeviren silahlı işgalcilerin iznine tabi. Bu noktada da kederinizi ve hüznünüzü içinize gömerek haykıramadığınız isyan sesleriyle birlikte Rehberimiz Erkan Aydın beraberimizde olduğu halde girdiğimiz camide öncelikle öğle namazımızı kendi aramızda cemaat yaparak kıldık.

Duadan sonra türbelerin etrafında önce dua ardından fotoğrafları çekerek bu anlarımızı ailemize, sevdiklerimize ve çocuklarımıza anlatmak üzere ebedileştirmeye çalıştık.

Ve bu arada öğreniyoruz ki hazreti Yusuf aleyhisselamın kabrini Yahudiler tarafından kapatılan tarafta olduğu için göremeyecekmişiz.

Rehberimiz Dr. Erkan Aydın mihrapta bazı delikleri göstererek bunları bize açıklıyor "

"Yıl 1994: El-Halil Camii katliamından söz etmek isatiyorum." der rehberimiz. ve içi acıyarak anlatmaya devam eder. " O yıl Ramazan Ayının 15'ine denk gelen Cuma günü sabah namazını kılan müslümanların üzerine Barush Goldstien (Baruş Goldşıtayn) adlı bir Yahudi mermi yağdırarak katliam yaptı.

67 Müslümanın şehid olduğu 300'e yakın Müslümanın da yaralandığı bu saldırıyı; Katil Yahudi Devleti, Barush Goldstien (Baruş Goldşıtayn) adlı Yahudinin ferdi bir eylemi olduğu ve bu kişinin akli dengesinin yerinde olmadığını açıklayarak inkar etmeye çalışsa da müslümanlar buna inanmadılar." ve mihraptaki o günlerin izlerini gösterdi. ( Soyları tükenesi Yahudi)