-- --
Yolculuğa başlamadan önce Kudüs, Filistin ve İsrail haberleri ile biraz daha fazla ilgilenmeye başladık. Bu yolculuğa çıkmadan önce eşin dostun soruları giderek artmaya başlamıştı. Nasıl gideceksin. Her taraf karmakarışık. Orada insanlar birbirini yiyor. Başınızdan taşlar uçuşacak,  İsrail askerlerinin gaz bombası önünüzde patlayacak belki de plastik mermiler size isabet edecek, kim vurduya gideceksiniz gibi akıl almaz hayaller, endişeler ve korkular arasında gittik ve geldik.

Kaldığımız süre içinde bu anlatılanları, endişeleri hiç yaşamadık. İsrail'in hak etmediği bu topraklara daha fazla sahip çıktığını, modern ve çağdaş bir şehir haline getirdiğini gördük. Vatan toprağının simgesi bayrakların İsrail tarafından daha fazla önemsendiğini gördük. Her sokak ve caddede sayısız İsrail bayrağını görmemize karşın Filistin topraklarında sadece 1 bilemediniz bir arkadaşın söylemesiyle 2 Filistin bayrağı gördük. Sözde İsrail ile Filistin bu yönde anlaşmışmış. O yüzden Filistinliler bayrak asmayacakmış. Oysa devlet olmanın ilk işareti bayraktır. Böyle bir anlaşmaya imza atılmaz. Atılmamalıydı.

İsrail askerlerinin arasında Müslümanlar gördük. Rehberimiz de İsrail vatandaşı olmuş bir Müslümandı.Filistinli idi ama İsrail vatandaşı olmayı tercih etmişti.

Filistin bölgesinde Hristiyan Arapların dükkanlarını gördük. Filistin topraklarında Cocacola ve Algida gibi ürünlerin satıldığını gördük. İsrail topraklarında çan sesleri eksik olmazken Filistin topraklarında ezan sesi duymadık. Hatta Filistin topraklarında camiye girmek için nöbet bekleyen Filistin askerinden izin almak zorunda kaldık. Ve kapıda beş dakika bekletildik.

Müslümanlarla, Yahudilerin yanyana yaşadığı semtleri gezdik. Japon, Alman, İspanyol, Ukraynalı, gibi dünyanın birçok farklı ülkesinden gelen turistlerle birlikte Hz.İsa'nın (as) yaşamının geçtiği kutsal yerleri gezdik.

Ağlama duvarı dibinde onları izlerken rahatsız edilmedik ve hatta kiliselerinde gezerken bir engele dahi rastlamadık. Kaldığımız otelde son derece güzel teşrif edilmiş Yahudilere ait ibadet yeri varken mescidlerin olmayışına üzüldük. Filistin topraklarında gezerken terk edilmişliği, garipliği, boşvermişliği, tembellik ve ataleti gördük. Filistin topraklarında el açan, para, bahşiş veya sadaka isteyen her yaştan kadın erkek Müslümanları gördük. Bu görüntüler karşısında ezildik, kahrolduk. Üretmekten çok uzak, bir Filistin hatırası olacak bir çöp bile bize sunulmadan para isteyen insanları gördükçe mahvolduk.

Kendi mahallelerine kimlik kontrolü yapılarak İsrail askerlerine boyun eğmiş Filistinlileri gördükçe ağlama duvarında ağlayanların Yahudiler yerine Müslümanlar olması gerektiğine inandık. Allah-u Teala'nın "halifem" dediği insanın, en şerefli varlık olan Müslümanların böylesine ezik, çaresiz, dilenir halde olduğunu gördük. Yakıştırmadık, yakışmadı. Görmez olaydık.

Duyduğumuz bazı bilgiler bizi derin düşüncelere sevk etti. Anlatılanlara göre Filistin ve İsrailliler arasında normalde sorun yokmuş. Hatta Filistin haklarını savunan iki örgütün birbirleri ile çatışması , aralarında ikilik oluşturması bile anlamsız bir döngü. Filistin'in kurtuluşu için sözde mücadele ettiklerini söyleyen iki örgüt birbirleri ile dolaşıyormuş. Son kavgaların arkasında hem Müslüman, hem de Yahudi radikal grupların olmasını yaşayan halk anlamsız buluyormuş. Hatta Yahudiler dahi birbirleri ile savaşır olmuş. Burada yaşayan halkın ortak fikri bizi rahat bıraksınlar oluyormuş.

İşte İsrail’e ve/veya Filistin'e geldik , gezdik, gördük ve döndük.

Size de tavsiye ediyoruz. Hatta şunu da kulağınızın bir tarafına koymanızı tavsiye ediyoruz. "Geçmişte hacı adayları önce Kudüs'e uğrar ardından Mekke'ye geçerdi. Hatta Kudüs'ü ziyaret etmeyenlere "Sen de hacı mısın?" denerek bu durumun pek hoş karşılanmadığı ima edilir" diye de öğrendik.

Dediğim gibi, İsrail/Filistin'i gezince ve olaylara yerinde tanık olunca, bakış açınız değişecektir.

Erol KARA - 09 MAYIS 2015
 
Top