-- --
Takvimler 16 Nisan 2015'i saatler 12:20 i göstersiği zamanlarda milleti olmaktan gurur duyduğumuz ve yaratan Allah-u azimuşsanın "halilim" diyen ulu peygamberi bağrında barındıran Batı Şeria'da bulunan El-Halil kentine gidiyoruz.

Zeytin dağında gördüklerimizin etkisi devam ederken bunu devamla bizi heyecanlandıran yolculukta göreceklerimiz merak konusu olurken Filistin topraklarında olmanın yanı sıra Hz. İbrahim aleyhisselam'ın kabrini , Hz. Sara annemizin kabrini, Hz. İshak aleyhisselam'ın kabrini, Hz. Rıfka annemizin kabrini, Hz. Yakup aleyhisselam'ın kabrini, Hz. Laika annemizin kabrini, Hz. Yusuf aleyhisselam'ın kabrini göreceğiz. Ve tabii ki bunları muhafaza eden Halilurrahman Camini....


Rehberimiz Dr.Erkan Aydın'dan öğreniyoruz.

"El-Halil kelimesi "yakın dost" anlamına gelir. Şehir bu adını Hz. İbrahim (a.s.)'den almaktadır. Bilindiği üzere Hz. İbrâhim (a.s.) "Halilurrahman (Rahman'ın yakın dostu)" olarak anılırdı.

Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Allah, İbrahim'i kendisine yakın dost edinmişti." (Nisâ, 4/125) Hz. İbrâhim (a.s.) bir süre bu şehirde kaldığından ve kendisi için burada bir ma'bed inşa ettiğinden dolayı şehir de ona nispetle Medinetu'l-Halil (el-Halil'in şehri) olarak adlandırıldı. Daha sonra baştaki "Medine" kelimesi unutuldu ve şehrin adı el-Halil olarak kaldı. Bu şehirde Hz. İbrahim (a.s.)'in dışında da birçok peygamber hayat sürmüştür. Bunların göremeye gideceğiz"

Meraklısı için derlediğim bilgiye göre El-Halil kenti, Batı Şeria’da Kudüs’ün 32 km. güneybatısı ile Gazze’nin 55 km. doğusunda yer alan suyu bol, toprağı verimli bir arazi üzerine kurulmuştur.

Milattan önce II. binyılın ilk yarısında Kenânîler tarafından kurulmuş olan bu şehir, -dört ayrı yerleşim merkezinin birleşmesi sonucu oluştuğundan dolayı- önceleri “Dört Köy” manasına gelen “Kiryât Arba” adıyla anılmıştır.

Daha sonra da İbrânîce’de birlik, beraberlik manasına gelen “Hebron” adı verilmiştir bu kente. Daha sonra da halk arasında Ahd-i Atik’te Hz. İbrahim (A.S.) için kullanılan ve “Allah’ın dostu” manasına gelen “Halîlürrahman” adıyla anılmış. Bu isim konusunda bulduğum ilgi çekici bir bilgi de Peygamberimizden (S.A.V.) yapılan rivayetlerden. Peygamberimizin (S.A.V.) ashaptan Temîmed-Dârî’ye -bu şehir henüz Müslümanlar tarafından ele geçirilmeden önce- bu şehirdeki bazı arazileri iktâ ettiğini bildiren rivayetlerde “Habrûn, Mertûm, Beyt Aynûn, Beyt İbrahim” isimleri geçmekteymiş.

Bu isimlerin Kiryât Arba’yı yani dört şehri meydana getiren merkezlerin o dönemdeki isimleri olduğu sanılıyormuş. (Mustafa L. Bilge, Halîl, İstanbul: DİA, 1997, c. 15, s.s. 305–307.) Bu gün kullanılan “el-Halil” ismi ise “Halîlürrahman” kelimesinin kısaltılmış hali. Bu şehir Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslâmiyet’te mukaddes sayılmaktadır.

Müslümanlarca Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra en çok itibar edilen dördüncü şehirdir. Haçlı Seferleri’nden beri de Kudüs’le birlikte Mekke ve Medine gibi “Haremeyn-i Şerîfeyn” adıyla anılmıştır.


El-Halil kentinin en bereketli en işlek bir yer olduğunu söyleyen rehberimiz Yahudilerin bilhassa cami çevresiini önce tek tek daha sonra toplu olarak ziyaret ederek zamanla işgalci anlayışla yahudi ibadethanesine çevirdiğini belirtince yüreklerimiz yandı.

Milattan önce 3500 yıllarına dayalı kuruluşunun üzerinden sayısız peygamber, sayısız millet ve sayısız savaşlarla halen çilenin, yetim kalmışlığın, garipliğin ve Yahudilerin hedefinde olmayan devam eden El-Halil'e götüren sokaklarda ilerlerken yeni yapılanmaya başlamış, bakımsız tek tük katlardan oluşan evleri görüyoruz. Toprak yine bereketini sunmuş heryer yemyeşil. Doğa herşeye rağmen verimini gösterirken Filistinli çocukların el sallamasıyla bir başka gerçek gözümüze takılıyor.

Bize umutla, sevinçle bakan tesettürlü genç kızlar ve geleceğin delikanlıları çocuklar işgalci zulmün ezikliği içinde okula gidiyordu.

Birden yolun bir girişinde şerefsiz İsrail askerlerinin turnike şeklinde yol denetimde tuttuğunu görünce dilimizden lanetler döküldü. Kendi toprağında esir yaşayan Filistin halkının çaresizliği otobüste konuşulur oldu.

"Şüphesiz insanların İbrahim'e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir" (Ali İmran, 3/68) diye haykıran şehrin gerçek sahipleri olan Müslümanların garip kalmış sokaklarında ilerliyoruz.

Ve bir acı olay beynimizin iç kısımlarında dolaşırken yüreklerimiz kafeslerinden çıkacak şekilde dinliyoruz. "Yahudilerin Hanuka Bayramında Hz. İbrahim Camii’nde danslı müzikli eğlence yaptıklarını, caminin bir bölümünü sinagog olarak kullanırken, Müslümanlara açık olan ve içinde Hazreti İshak ile eşinin türbelerinin bulunduğu bölümde, Hanuka Bayramı’nında yüzden fazla Yahudi erkek, Selahaddin Eyyûbî’nin yaptırdığı minberin ve peygamber türbesinin yanı başına org ve müzik sistemi kurup, sahnede şarkılar söyleyip, kendilerinden geçene kadar dans etti.” ( Lanet Yahudilerin üzerine olsun)

HAREMÜ’L-HALİL'e gireceğimiz yere geldiğimizde otobüslerden indik. Yüksek yere kurulu olan Halilibrahim Camiinin yolu dik bir yokuş. Yolumuzun üzerine Filistinli olan her yaştan insan oluşmaya başladı. Kızlı erkekli çocuklar, gençler ve yaşlılar "Türko" diye bağırırken genelde her yerde göremeye alıştığımız "el açma"ları onlarda görünce biz Müslümanlar neden böyleyiz diye isyan edesim geldi.

Bahşiş, para, hediye,sadaka sözleri birbirini kovaladı. Elleri boş ve açık. Ezikliğin bu kadarını Müslümanlarda görmenin bana acı vermesi bir yana Allah ve Resulünün yasak ettiği bu hareket karşısında nutkum tutulmuştu.

Müslümanlar asla dilenmemeli, el açmamalıydı. Ama nereye gitsek, nerede olsak bu manzara bize has bir durum olmuştu sanki..

Bir şeyler satsalar, bir şeyler üretmiş olsalar, bir ot ,bir dal parçası, bir bileklik, bir yüzük, bir küçük bayrak tarzı bir şey yapıp satmış olsalar da alsaydık. Hatta satılanları onlara hediye edip yine gönlümüzden kopanları onlara bıraksaydık olmaz mıydı.

Tembellik ve beceriksizlik burada da karşımıza çıkmıştı. Bir Filistin hatırası bulamadığımız tüm gezi boyunca alabildiğim sadece Eriha'dan aldığımız Kudüs Hurması idi.

Kafilede bulunan bir kaç kişi bir Filistin bakkalından aldığı kutu kutu bisküvileri dağıtması için verdiği bir gencin yaptığı bu düşüncelerimin doğrulanması gibiydi.

Henüz bakkaldan çıkmadan arkadaşımızın elinden kaptığı kutudaki bisküvileri havaya atan delikanlı ve yerlere saçılanları toplamak için birbirleriyle adeta yarışan çocuklar hiçte güzel bir manzara oluşturmamıştı.

Kimse bana çocuktıur demesin. Zira yapılan hareketi Müslim ve gayrimüslim ziyaretçiler önünde olması, bisküvit ve çikolataların yerlere saçılması ve bunların Müslüman çocuklar tarafından toplanması her nerede görürsem göreyim tepki gösterdiğim bir davranıştır.

Sıra halinde dağıtılanı almayı öğrendiğmiz zaman adam olacağımıza inanıyorum. Bu Türkiye'de de aynı oluyordu.

Çocuklar deyip geçmeyelim. Onlar yarının büyükleriydi. El açmaları engellenmeli bu tür aşağılanmalara dur denmelidir.

Cami girişindeki Yahudi Polisinin kurduğu turnikeden geçerek Harem-ül Halil'e doğru yürümeye başladık. Camiye girmeden önce bulunan umumi tuvalet girişinde de yaşları ortayaşı geçmiş insanlarında çocuklar gibi ellerimize bakması hiç hoş değildi.







Tamam Filistin zulmün ve acımasız bir işgalin altında idi. Belki insanlar çaresiz idi ama bu insanları tembel etmez aksine daha azimli, daha çalışkan, daha girişimci yapar. Bu gördüğümüz manzara yüreğimize hançer gibi oturmuştu. Ve Filistin'in Filistinliler tarafından asla kurtulamayacağına aynı Filistin içinde iki örgütünde kurtuluş adına birbirleri aleyhine mücadele ettiğini öğrenince asla olamayacağına inandım.

Kesin olarak diyorum ki Filistin'i Türk Milletinin Kurtuluş Savaşındaki insanların duyguları içinde birileri kurtarır. Filistin'i sadece Türkler kurtarır.

Harem-ül halildeyiz.
 
Top