Paylaşmak Serbest

Vefa Haziresi - Mezarlıklar


 Vefa Semti Hazireleri

Genellikle tekke gibi yapılar etrafında gelişen mezarlıklar olarak tanımladığımız hazirelerin en büyüklerinden biri Şeyh Vefa Camii yanında teşekkül etmiş Şeyh Vefa haziresidir. Vefa hazireleri aslında sekiz tane olup bugüne kalan 5 mezardan ibarettir.

Semtte bulunan ve halen bir yer tutan beş adet mezar yerinden biri Şeyh Vefa mezarlığı diğeri de Molla Şemsettin Cami sokakta bulunan ve semtin en büyük mezarlığıdır.

Diğerleri Çifte gelinler yanında ve Hızırbey kabrini yanındadır. Molla Şemsettin Gürani Cami sokağında bulunan mezarlık turistlerin ilgisi çekmektedir. Ayrıca Ekmekçizade Medresesinin yanındaki küçük mezarlık halen yerini korumaktadır.

ŞEYH VEFA MEZARLIĞI

Buradaki 475 mezar taşı bugüne kadar gelmiştir. Bu hazireye 15 ve 19. asırlarda defin yapılmış olup, 15. asırdan günümüze kalan tek taş Zeyniyye mezar taşıdır. Taşların büyük bir kısmı ise 19 asra aittir. Yine haziredeki taşlardan anlaşıldığı kadarıyla bölgede tüccardan ilmiye mensuplarına kadar her sosyal sınıfa rastlamak mümkündür. İstanbul’un fethinden sonra oluşan hazirelerin ilklerinden olan Şeyh Vefa haziresi, zamanla büyük bir şehir içi mezarlığına dönüşmüştür. Hazire, camiyi “U” şeklinde, üç tarafından sarmış bir görüntüdedir. 500’e yakın mezarın olduğu hazirede 3 tane ketebeli (hattat imzası taşıyan) mezar taşı vardır. Erkek taşlarına, hayatta iken giydikleri serpuş veya tarikatlarının işareti sayılan taç ya da sikke işlenmiştir. Başlık kullanılmayan kadın mezar taşları ise, çiçek ve yapraklarla bezenmiş olup, üzerlerinde birçok remiz vardır.

Ebü'l-Vefâ hazretlerinin türbesinin duâ edilen penceresinde şu beyitler yazılıdır:

Muktedây'ı ehl-i mânâ, Muslihuddîn Ebü'l-Vefâ
Uyûn-ı uşşâka hâk-i merkadidir Tûtiyâ

Mânâsı: (Muslihuddîn Ebü'l-Vefâ, mânâ ehlinin, evliyânın uyduğu kimsedir. Mezarının toprağı, âşıkların gözlerine sürmedir.)

Hazirede medfun olan önemli zatlar

Lala Mehmed Paşa

Abdülkadir Erdoğan“Fatih Mehmed Devrinde Istanbul’da Bir Türk Mütefekkiri Şeyh Vefa Hayatı ve Eserleri” adlı kitabında Şeyh Vefâ haziresinde bugün mevcud olmayan kubbeli türbede medfun olduğunu yazmaktadır.Lala Mehmed Paşa Tekeli’dir. Defterdar, Nişancı ve 1591 yılında Lala olmuştur. 1594’te ve Sultan III.Mehmed’in cülûsunda vezirlik rütbesi verilmiştir. 1595 yılında sadrâzam olmuş ve daha sonra Şirpence hastalığına tutularak ölmüştür. Padişah vefâtından sonra bu zatın türbesini ziyaret etmiştir.

Ramazan Paşa

Lala Mehmed Paşa Türbesi’nde medfundur. “Târih-i Vefât Hazret-i Ramazân Paşa” ölümüne düşürülen tarihdir. Kabir taşının kitabesinde “Rahmetullah-ı Âli Medfeni” cümlesi yazılıdır. Ramazan Paşa maliyeden yetişmiş, baş defterdâr, III.Mehmed’e lala, 1593’de Konya Vâlisi, 1597 yılında Kıbrıs Beylerbeyi olmuş ve 1604 senesinde Hakkınrahmetine kavuşmuştur. Üveys Paşa’nın kardeşidir.

Hekim Çelebi

Asıl ismi Mehmed bin Seyyid Ahmed olup İznik’de dünyaya geldi. Doğum tarihi bilinmemektedir. Çivizâde’den ilim tahsil etti. Nakşibendiyye tarikatının büyüklerinden Emir Ahmed Buharî Hazretlerinin dergâhında Mahmud Çelebi ve Bursalı Lâmiî Çelebi’nin derslerinde bulunup tasavvufta ilerledi. Hakim İsa Çelebi’den tıb ilmini öğrendi ve Hekim Çelebi ismi ile anılmaya başlandı. Emir Ahmed Buharî’nin vefâtından sonra bir müddet dergâh kurmadan irşada devam etmiş, daha sonra müridi olan Rüstem Paşa’nın ısrarı ile Koska semtinde adına kurulan Hekim Çelebi Tekkesi’nde vefât edinceye kadar halkı irşada devâm etmiştir. 1566 senesinde İstanbul’da Allah’ın rahmetine kavuştu. Kabri, Şeyh Vefâ Türbesi’nin giriş kapısının sağında yer almaktadır.

Atâullah Efendi (Atâî Ahmed Efendi)

Sultan II.Selim Han’ın hocasıdır. Adı Ahmed, lakabı Atâullah, ünvanı “Molla” ve “Hace” dir. “Molla Atâullah” veya “Atâî Ahmed Efendi” diye tanınır. Doğum tarihi bilinmemektedir. İzmir’e bağlı Ödemiş kazasının Birgi kasabasındandır. 1571 senesinde İstanbul’da vefât etmiştir. Kabri, Hekim Çelebi’nin mezarı yanındadır.

Muhammed Muhyiddin Efendi

Niksarlı İbrahim Efendi’nin oğludur. 1495’te vefât etmiş

Şemsüddin Ahmed Ensarî

Aslen Genceli’dir. Rumeli Kazaskerliği yapmıştır.1600’de ölmüştür.

Mir Ahmed Ref’î

Meşhur hattatlardandır. Şeyhülislam Bahayî Efendi’nin tezkireciliğinde bulunmuştur.

Hacı Süleyman Halife

1727’de vefât etmiştir.

Mevlâna Ebubekir Çelebi

Mevlâna Hüseyin Yeganî’nin oğludur. Mezar taşının bir özelliği vardır. Baş ve ayak ucu taşlarının dört tarafında Arapça kitabe vardır. Dedesi, Fatih Sultan Mehmed Han devri âlimlerinden Molla Mehmed Yeganî’dir.

Hasan Tıbbî

Meşhur Hattatlardandır 1735 senesinde vefât etmiştir.

Mehmed Efendi (Cezâyirli Hasan Kapdanzâde)

Mevlâna Ebu Bekir Çelebi’nin yanında medfundur.

Kâtibzâde Zeynel Abidin Efendi

1594’de Vefâ Medresesi’nde müderris olan Zeynel Abidin Efendi 1601 Ramazan’ında Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Molla Şemsüddin Amed Karabağî

Âlimlerdendir. 1600 senesinde vefât etmiştir.

Yoluk Mehmed Dede

Aslen Isparta’nın Yalvaç kasabasındandır. “Yoluk Mehmed Efendi” veya “Yoluk Mehmed Dede” diye meşhurdur. Şehzâde Camiinde tefsir okutmakta idi. Her haftanın ilk dört gününü bütün ömrü boyunca tefsir okutarak geçirmiştir. 1591 senesinde vefât etmiştir.



Hızırzâde Mustafa Efendi

Mevlidhan ve Süleymaniye Camii’inin baş müezzini idi.

Şeyh Abdüllatif Mahrukî Efendi

Vefâzâde Zaviyesi’nin şeyhi idi. Zeyniyye tarikatine mensubtu. Uzun zaman İstanbul’da irşad postunda oturmuş, sonra Şam’da Ümeyye Camii’nde hatib oldu. Bir müddet sonra yine İstanbul’a gelerek, “Şeyh Vefâ Zaviyesi”ne yerleşti. Şeyh Abdüllatif Efendi kerametleriyle tanınmış olup, itikat sahibi, halis niyetli, çok yaşlı bir zattı. Yaşı yüzü aşmıştı. Kendisi “Ya Rabbi, beni nara, ateşe atma, dünyada yak fakat âhirette yakma” derdi. Bu duaları kabul olunup, bir gece tennur içinde yatmakta iken, tennurdan sıçrayıp bir kıvılcım yorganı tutuşturmuş ve yaşlılık sebebiyle davranamayıp, kendisi bağırıp seslendiysede, sesini kimseye duyuramadığında, vücudunun bir çok yerleri yanmış ve bu halle çok yaşamayıp, ertesi gün (1598) vefâtla, Şeyh Vefâ Türbesi haziresine defn edildi.

Şâir Nev’i

1533 senesinde Malkara’da doğdu. Şehzâde Mustafa, Bâyezid, Osman ve Abdullah’a hoca tayin olunmuştur. 1598 yılında ölmüş ve Şeyh Vefâ haziresine defnedilmiştir. “Tûtî vü Zağ”, “Hasb-i Hâl” ve “Netayicü’l-fünun” gibi eserleri ile divânı vardır. En büyük eseri ise “Fususü’l-Hikem Tercemesi”dir.

Doğan Pur anlattı

Şeyh Ebu’l-Vefa Camii Kabristanından 2 mezar taşı

Kabristanı gezerken, birbirine çok yakın dikilmiş iki mezartaşı çekti dikkatimi. Biri kız, diğeri erkek çocuğuna ait taşları okuyunca kardeş olduklarını gördüm. 4 sene ara ile vefat etmişler.

Taşlarda şunlar yazılıydı:

(sağdaki taş)

Hüve’l-bâkî Mahmud Ağanın kerimesi - Cennet-mekan-ı firdevs-i Aşiyan merhume Fatıma Zehra Hanım Ruhiçün fatiha fi 19 Rebiulahir Sene 1267 (miladi: 21 Şubat 1851)

(soldaki)

Hüve’l-bâkî Mahmud Ağanın mahdumu Cennet-mekan-ı firdevs-i Aşiyan merhum Mehmed Said Efendi Ruhiçün fatiha fi 13 Receb sene 1263 (miladi: 26 Haziran 1847)

Bilindiği gibi Firdevs Cenneti, cennetlerin içinde mertebe olarak en yükseğidir.

Küçük yaşta vefat edenlerin cennet kuşu olduğuna dair bir inanç da vardır. Kitabelerde geçen “cennet-mekan-ı firdevs-i aşiyan” tamlaması: “Mekanları Firdevs cennetindeki kuşyuvaları olsun” anlamına gelen bir dua, temennidir. Aşiyan aynı zamanda ev, mesken anlamına da gelmektedir. Mevlam mekanlarını Cennet-i firdevs-i aşiyan eylesin.

Meliha Şen (Osmanlı tarihi ve İstanbul ile ilgili çalışmalarından

VEFA MEZARLIĞI

Molla Gürani Camii Yanındaki Hazire

İsminin tespit edilemediği hazire yanı başında bulunan Molla Gürani Camii ile beraber anılmaktadır. 400’e yakın mezar taşının bir kısmı kırık, bir kısmı da toprağa gömülü vaziyettedir. Taşların en eskisi 1549 tarihli bir Zeyniyye mezar taşı, en yenisi ise 1869 tarihine aittir. Mezar taşlarından, Balkanlar’dan Mısır’a uzanan bir coğrafyanın mensuplarının da Vefa civarında yaşadığını öğreniyoruz. Yine Vefa semtinin devlet ricalinden pek çok sakini olduğunu da görüyoruz. Hazirenin diğer bir önemi de, çok nadir rastlanan yeniçeri mezar taşlarından birinin bulunmasıdır.

ÇİFTE GELİNLER MEZARLIĞI

Diğer mezarlık ise Vefa Caddesi üzerinde Çifte Gelinler (Rehabula Kadın) türbesinin hemen yanında
Sarı Beyazıt Caddesinin başlangıcında Atıf efendi Kütüphanesinin karşı köşesindedir. Diğerlerine göre küçüktür.

Rehabula Kadın Sebili Banisi Şahkulu Mehmed Efendi’nin hanımı olan Rehabula Kadın’ın kabri de burada bulunmaktadır. Sebil haziresinde var olduğu bilinen 1734 (H.1147) tarihli kabir taşı ise günümüze ulaşmamıştır



HIZIR BEY MEZARLIĞI

Unkapanı Atatürk Bulvarı ile Arifpaşa sokak arasında Manifaturacılar Çarşısında bulunan mezar yeridir.

İsmi, Hızır Çelebi bin Celâleddîn'dir. Nasreddîn Hoca'nın torunlarındandır. 1407 (H.810) senesi Rebî'ul-evvel ayının birinde Eskişehir'e bağlı Sivrihisar kasabasında doğdu. 1458 (H.863) senesinde İstanbul'da vefât etti. Vefâ ile Zeyrek arasında, Unkapanı'na giden cadde kenarında defnedildi.

EKMEKÇİZADE AHMET PAŞA MEZARLIĞI


Türbede Ekmekçizâde Ahmet Paşa, eşi Hanım Sultan, kızı Fatma Sultan, yakınlarından Ahmet Vasıf Efendi, Vasıf Efendi’nin eşi, torunu Siret Bey, Siret Bey’in eşi ve Hafız Mehmet Efendi’ye ait sekiz sanduka bulunmaktadır. Medresenin haziresinde 60’tan fazla mezar taşı bulunmaktadır. Hazire bakımsız bir vaziyettedir. Bazı mezar taşları kırılmış, bazıları yere yatmış, bazıları aşınmıştır. Hatta mezar taşlarından biri hazire duvarının güney doğu kısmındaki köşede, dışarıda duvara dönük ve ters bir vaziyette durmaktadır. Bu haziredeki mezar taşları da tıpkı diğer mezar taşları gibi birer sanat eseri olup hepsi okunmayı beklemektedir

HANÇERLİ SULTAN KABRİ

Vefa'da Kovacılar Caddesi üzerinde Defterdar Recai Efendi'nin harap sebil ve mektebi sırasındaki 'Hançerli Sultan' isimli hatunun mezarı bulunmakta idi. Yol yapım sırasında kabrinin yerinden kaldırılması gerekli görülmüştü.

Bunun üzerine Cemaleddin Server Bey, mevzii tarihîn korunması, ileride arandığı zaman kolayca bulunması ve İstanbul'un tarihîni araştıracak olanları şaşırtmaması için, bu hatunun kabrinden alınacak kemiklerin, Şeyh Vefa Türbesi haziresine veya Burmalı Mescid önündeki tarihî kabristana kaldırılmasını teklif etti. Bunun 'tarih ve an'anade bilinen bir yerin tarih boyunca muhafaza edilmiş olması bakımından' çok lüzumlu olduğunu ayrıca belirtmekteydi.
Google Plus'da Paylaş

Paylaşmak Serbest