Header Ads

erolkara.net"/

Vefa'yı Anlattılar - Vefaiye’nin Osmanlı Tarihindeki Önemi

Sempozyumun açılış oturumunun ilk konuşmacısı ise, video kaydıyla aramıza katılan Prof. Halil İnalcık idi.

Vefaiye’nin Osmanlı Tarihindeki Önemi başlıklı konuşmasında İnalcık, Aşıkpaşazade’nin kitabında “Baba İlyas müridiyim Şeyh Ebu’l-Vefa tarikatındanım” diyerek kendisini tanıtmasına atıfta bulunarak, Babaîyye-Vefâiyye tarikatlarına geniş yer ayırdı: “Moğolların saldırısı üzerine kaçan Babayîler, Anadolu’nun her tarafına yayılmış ve burada Vefaîlerle kaynaşmışlardır.

Babayî-Vefaî Şeyhlerinden olan meşhur Şeyh Edebali, döneminin aynı zamanda bir fıkıh âlimi olarak Osmanlı beylerine birliğin sağlanması hususunda danışmanlık yapmıştır...

Kendisi de bir Babayî-Vefaî dervişi olan Aşıkpaşazade, kendisini Fahru’l-Meşâyih Ahmet bin Aşık Paşa olarak isimlendirir ve neseb olarak El-Evladu’r-Resûl…Ebu’l-Vefâ el-Bağdâdî’ye dayandırır. Ancak bu durum bir tartışma konusudur. Fatih devrinde Ebu’l-Vefâ’ya büyük hürmet gösterildiğinden ve bugünün Cibali’sinde bulunan bir zaviyenin kendisine bağışlandığından bahseder.

İkinci Beyazıt da babası Fatih Sultan Mehmet gibi Ebu’l-Vefâ’ya değer vermiştir. Nitekim kendisi Seyyid Velayet’in tabutunu açarak yüzünü görmek istemiştir. Vefâîlere gösterilen bu bağlılık 15. ve 16. yüzyıl boyunca devam edecek ve Osmanlı’nın yaptığı harplerde, peygamber sancağı yanında Vefâiyye tarikatının sancağı da yer alacaktır.”


Açılış oturumunun ikinci konuşmacısı Prof. Semavi Eyice, tarihî suriçi İstanbul’unda bulunan Vefa semtinin uzun bir müddet devlet ricalinin, sanat adamlarının ve şairlerin bulunduğu önemli bir merkez vazifesi gördüğünü belirttiği Bizans’tan Osmanlı’ya Vefa başlıklı tebliğinde şunları vurguladı:

“Esasen Bizans döneminde çukur arazinin yanında bulunan Vefa semtinin karakteri hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Burada daha sonra camiye çevrilen (Kilise Camii ya da Mollar Gürani Camii) bir kilisenin var olduğunu biliyoruz. Yine burada Romalılardan kalma Bozdoğan Kemeri var ve bu kemer üzerinde II. Mustafa’dan kalan bir kitabe de bulunuyor.

Ancak esas Roma kalıntılarının 8-10 metre derinlikte olduğu tahmin ediliyor ve bu derinliğe inen bir arkeolojik kazı çalışması henüz yapılmadı. Bizans döneminde bu mekânın, limana da yakın olması dolayısıyla alışveriş merkezi olduğu düşünülse de, bugüne kadar böyle bir alana rastlanamadı… Vefa, özellikle Osmanlılar zamanında önem kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmet fethin hemen ardından buraya Ebu’l-Vefa Hazretleri için bir külliye yaptırmıştır. Bu külliyenin Fatih’in bizatihi kendi vakfiyesi olması başlı başına dikkati cezbeden bir durum ve Ebu’l-Vefa’ya gösterilen büyük değeri ortaya koyuyor.

Ebu’l-Vefa Camii hakkında kayda değer bilgimiz çok az. Nitekim 1776 yılında cami tamamıyla yıkılmış ve yerine dönemin moda üslubu olan barok üslubuyla yeniden inşa edilmiştir. Külliyede bulunan zaviye odaları da deprem sırasında önemli ölçüde zarar görmüştür. Cami en nihayetinde 1994 yılında yoğun uğraşlar sonucu yeniden inşa edilmiştir…

Vefa’da bulunan üç önemli sebil bu bölgedeki canlılığın bir göstergesidir. Yine burada şu anda mevcut olmayan sıbyan mektepleri, Yahya Çizel Camii, Revai Çelebi Camii ve Peyzan Yusuf Paşa Türbesi bulunmaktaydı. Vefa konaklarıyla da meşhur bir yerdi. Bunlardan Kayserili Ahmet Paşa ve Nuri Bey konakları bugün istimlâk edilerek kurtarılmıştır. Vefa’nın önemli bir özelliği de İstanbul’un en zengin ve en kalabalık hazirelerine sahip olmasıdır. Özellikle Molla Gürani Camii’nin alt tarafı tarihi kişilerin mezarlarına ev sahipliği yapmaktadır.”

Oturumun son konuşmacısı Doç. Turgut Cansever ise, Cumhuriyet devrinde Vefa’yı ele aldığı konuşmasına, Fatih Camii ve bundan sadece elli yıl sonra inşa edilen Beyazıt Camii arasındaki mimari farklılığa vurgu yaparak başladı.

Bir mimar olarak bu kadar kısa bir süre içerisinde böyle büyük bir değişimin nasıl gerçekleşebildiğinin cevabını Vefa Camii ve külliyesinde bulduğunu ifade eden Cansever: “Vefa külliyesi Fatih devrinin aksine bir bütün olarak değil, parça parça vücuda getirilmiş; önce ev, sonra camii, ardından külliyeler yapılarak bunlar birbirine eklemlenmiştir. Beyazıt Camii’nde de benzer şekilde bir yekvücutluk söz konusu değildir.”

Cansever yaptığı mimari tahlillerle, Osmanlı medeniyet anlayışını karşılaştırmak ve birbirine bağlamak suretiyle, bu dönemde Ebu’l-Vefa örneğinde medeniyetin tohumlarının atıldığını ortaya koydu.
Blogger tarafından desteklenmektedir.