Bekar Odaları - Yaşar Kemal Yazdı


"Kahvede yırtık elbiseli,perişan yüzlüler,yıkılmış gitmiş,yüzü gülmezler...-Nerde yatarsınız?-Sorma-Görebilir miyim?-Gösteririm.

Bir sabahtı.İnsanlar sırtlarında kendileri kadar büyük yüklerin altında iki büklümdü.Karıncalar gibi.
Denizden de ağır bir sabah kokusu geliyordu.Bir odanın kapısı açıldı.Suratıma ağır,koyu,taş gibi bir hava çarptı.Yumruk yemiş gibi sendeledim,içerde kir içinde,kapkara kesilmiş ranzalar.Kirli çar çaput
yığını yataklar.

Ve kaşık gibi biribirinin içine girmiş yatan, yirmibeş kişi.Oda şu kadarcık,oda avuç içi gibi.
Hasan Hüseyin yattıkları yeri gösterdi..
.-Ayda on beş lira veririz.
-Kaç kişi yatarsınız?
-Yirmi kişi.
- Ne iş görürsün Hasan Hüseyin?
-Belli bir işim yok.İnşaattan tut da hamallığa kadar her işi...
- Eve ne kadar para gönderiyorsun?
-Hiç.
-Kaç yıldır çalışırsın.
-On yıldır çalışırım,eskiden iş vardı,para kazanıyordum,Şimdi İstanbul adamla dolu.Adam almıyor
İstanbul.Ağzına kadar dolu.Gelmeyelim desem o da olmuyor.Aç kalsak da ,sürünsek de gene de tek umut kapısı İstanbul.Belki bir gün iş bulunur.Bekliyorum.Evde de çocukların hali perişan.Dört aydır
bir kuruş gönderemedim eve.Perişan aç sefil,ekmeksiz aşsız...Benim oğlan boyuna mektup yazıyor.Her biri yağlı kurşundan beter.Gurbet çok zor,ölümden de beter ya...Başka çaremiz de yok.
Ben de para bulamayınca çocuklara bir mektup gönderdim ki dokunaklı,burada ki halimizi anlattım.
Bilsinler ki ,İstanbul'da biz cennette yaşamıyoruz.

Oniki yaşlarında bir çocuk vardı ötede.
Arkasını dönmüş,uyukluyordu.Yüzü kıpkırmızıydı.
Uzun ,kara,yağlı saçları alnını,gözlerini örtmüştü.Sırtında lime lime bir ceket vardı.
-Bak, dedi birisi,bakın şu çocuğun haline.Köyünde olsa anası bunu yün yataklara yatırmaya kıyar mıydı?
Kim bilir ne kadar uykusuz kalmış fukara.
Kim bilir kaç gündür açtır.
Anacığı bunu öpmeye kıyar mıydı?
Kim bilir ,belki de hasta babasına bir kutu ilaç parası için gurbetlere düşmüştür bu yaşında...

Konuşmak,macerasını öğrenmek için çocuğu uyandırmaya çalıştım.
Bir türlü uyanmıyor.
Gayretle uyandırdık.
Ama konuşmuyor,yüzü yerde,müthiş bir utangaçlık içinde.
Kimsenin yüzüne bakamıyor.
Yüzü kıpkırmızı,gözleri,kocaman,kara gözleri dopdolu,dokunsan boşanacak.
Gurbet senin öpmeye kıyamadığını dinler mi anacığım,çaresizim,eli kolu bağlım.Gel gör ki,senin oğlunu,canını,ciğerpareni gurbet ne hale getirmiş!
Boynundan da kocaman bir bit gidiyordu.
Burada bite gurbet kuşu diyorlar.Senin oğlun gibi gurbetçilere de "gurbet kuşları"......
"Alain Bosguet ile görüşmeler-Yaşar Kemal kendini anlatıyor" kitabından da

Not :Yaşar Kemal'in İstanbul'a ayak bastığında bekar odalarında bile kalamamış olduğunu,Gülhane parkında yatıp kalktığı söylenir
Google Plus'da Paylaş