Vefa'da bir kitap tabibi


Klasik cilt sanatının mahir ustalarından Rafet Güngör, Türkiye'deki ciltçiliği tarihsel boyutuyla birlikte Dünya Bülteni'ne değerlendirdi.

Klasik cilt sanatının mahir ustalarından Rafet Güngör ile yazma eserlerin korunmasında dikkat edilecek hususlar ve ciltçilik üzerine sohbet ettik.

Türkiye, yazma eserler bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden... Sahipleri tarafından kütüphanelerin tozlu raflarına bırakılan emsalsiz elyazmaları, ilgisizlik ve tabii tahribatla, zamanla özelliklerini kaybediyor. Türkiye, yazma eserler bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden... Sahipleri tarafından kütüphanelerin tozlu raflarına bırakılan emsalsiz elyazmaları, ilgisizlik ve tabii tahribatla, zamanla özelliklerini kaybediyor.

Hoş kokulu satır aralıklarında nadide bir nesih istifin ilerlediği ecdad yâdigârı emsalsiz elyazmaları vardır.. Bir müzehhibenin parmaklarından dökülerek tabiattaki aslına benzemiş çiçek motifleri süslemektedir bu elyazması kitapların sahifelerini. Usta bir mücellidin tezgahından çıkmış mis kokulu bir cilde sahiptir bu kitaplar. Kütüphanelerin en mutena yerleri işte böyle kitaplara tahsis edilir çoğu kez. Geriye tek bir şey kalmıştır artık. Bu kitaplarla aynı dili konuşmak; onların ibaresini çözebilmek... İbareleri çözdüğünüzde kendinizi bahtiyar addedersiniz. Bu bahtiyarlığın devamı, şüphesiz nâdide elyazmalarının iyi muhafaza edilmesine bağlıdır. Biraz güneş ışığı, bir kaç damla su ecdad yadigârı, kıymeti bulunamayan bu eserlerin tahrip olmasına yetecektir.

Tahrip olan eserlerin eski haline dönmesi bazen uzun zaman alabilir. Bu noktada mevcut keyfiyeti izâle edebilecek işin ehli kimselere ihtiyaç duyulur. İşte böyle bir problemimizi cilt sanatkârı Rafet Güngör’ü bulduğumuzda halledebildik.

Rafet Güngör, ‘dahil-i sur’da kitâbiyat hizmetleriyle meşgul olan bir cilt sanatkârı. İstanbul Üniversitesi’nde tahsil görüp de Vefâ civarındaki yurtlarda kalan kitaba sevdalı hemen herkesin tanıyıp hürmet ettiği bir zat o. 40 yıldan beri kitap ve kütüphane ile haşir neşir olan cilt ustası Rafet Güngör’ün elinden şimdiye kadar 10 binden fazla yazma eser geçmiş. Evet, yanlış okumadınız, Rafet Usta, on binin üzerinde el yazması kitabın cildini yenilemiş, kitap kurtlarının musallat olduğu eskimez sahifeleri ince bir kuyumcu nezaketiyle gergef gibi işleyerek tamir etmiş.

Kitap tabibi

Rafet Güngör bir mücellit; cilt ve kağıt ustası. Eski eserlerin patolojik restorasyonu ve bakımı konusunda 40 yıldan beri emek harcıyor. Cilt ile birlikte, cilt kenarlarında kullanılan ebru yapımını da öğrenmiş. Hat sanatına da bir müddet devam ederek, son devrin büyük hat üstadından; Hamid Aytaç merhumdan ders almış. Vefa’daki dükkanının duvarlarını Hamid Aytaç’tan Mahmut Şahin’e kadar müteveffa ve yaşayan pek çok usta hattatın levhaları süslüyor.

Rafet Güngör bundan 30 yıl kadar önce hat sergisi açtığında karşısına soğuk yüzlü biri dikilmiş: Bürokrasi. Harf inkılabına muhalefetten dolayı mahkemelere düşmüş. Ceza almaktan güçlükle kurtulabilmiş. Ardından cilt sanatında karar kılarak, zamanın mahir mücellitlerinden bu sanatın inceliklerini öğrenmiş. Uzun yıllar Süleymaniye Kütüphanesi’nin cilt ve patoloji servisinde elyazmaları için ter dökmüş. Unesco kültür etkinlikleri çerçevesinde Van, Ankara, Amasya, ve İstanbul’da sanat aktivitelerinde bulunmuş. 1984-1989 yıllarında Suriye Nizamiye Medreseleri ve Kütüphanelerinde çalışmalar yapmış. Bu esnada Selahaddin Eyyubi’nin Kaside-i Bürde’sini, İbn-i Asâkîr ve Tarih-i Demeskos eserlerinin restorasyonunu ve ciltlerini yapmış. Suriye’de Nizamiye Medreseleri’nin cilt ve restorasyon bölümünün kurulmasına öncülük ve rehberlik etmiş.

Topkapı Sarayı’nda bulunan Hz. Ali (k.v.)’nin el yazması Kur’an-ı Kerimi’ni restore ederek, cildini yapmış. Güngör’ün tezgahından çıkan binlerce klasik cilt, gönlünün derinliklerinde İslâm sanatlarına yer bulunan on beşe yakın ülkede yüzlerce sanatseverin kütüphanelerini süslemekte. 10 yıl önce Osmanlı Devlet Arşivleri’nden emekli olan Güngör, amacını “Önceki dönemlerde olduğu gibi bu sanatın, bundan böyle de yaşatılması ve yazma eserlerin asıllarının korunarak gelecek nesillere emanet bırakılması” olarak özetliyor.

En büyük idealini, Fatih Sultan Mehmet Han’ın kurmuş olduğu Ehl-i Hiref halkalarının devam etmesi olarak belirten Rafet Güngör, şu sıralar Vefa semtinde Türkiye’nin ilk kitap hastanesi olma özelliğine sahip Süleymaniye Mücellithanesi’nde kitap sevdalılarına hizmet ediyor.

Rafet Güngör ile elyazmalarının muhafazası ve cilt sanatı üzerine kısa bir sohbet ettik.

Elyazmalarının muhafazasında nelere dikkat edilmelidir?

İnsanoğlu tarih boyunca kendinden sonrasına kalıcı eserler bırakabilmenin azmi içerisinde bulunmuştur. Bu gayretler neticesinde memleketimiz, sanat kıymeti yüksek, yüz binlerce esere sahip olmuştur. Hele işin içerisine geçmiş dönemlere ait değerli sanat eserleri de girerse hadisenin boyutları haliyle daha da büyür. Geçmişe ışık tutan, baha biçilemeyen bir sanat eseri düşünün... Bizim tarihimizin şeref levhalarında bu şekilde birçok sanat harikası boy göstermektedir. Bunlar, bizlere emaneten bırakıldılar. Sanatkâr dedelerimizden miras kalan emanetleri, bizden sonraki nesillere aktarmamız en mühim vazifelerimizden olsa gerek. Devletler/şahıslar uhdelerindeki yazma eserlerin bakımlarını en iyi bir şekilde yapmalıdır. Bilinçli hareket etmeleri gerekmektedir. Öyle oluyor ki çok kıymetli bir eserin tozunu almak için ıslak bez kullanıyor. Böylelikle değer biçilemeyen bir levhanın üzerindeki is mürekkebi dağılıyor ve eserin kıymet-i harbiyesi kalmıyor.

Yazma eserlerde tahribata sebep olan amiller nelerdir?

Tahribata sebep olan amilleri şöyle sıralayabiliriz…Güneş ışınları, sıcaklık, rutubet, haşarat, mantarlaşma, kullanım hataları vs.. Güneş ışığına maruz kalan lifler mukavemetini kaybeder. Tahribatın hızı, ışığın şiddetiyle, sıcaklığın derecesiyle doğru orantılıdır. Tabii ışıklar kadar sun’i ışıkların da tahribata sebep olduğu unutulmamalıdır. Güneş ışınlarının elyazmalarını tahrip edici etkisi göz önünde bulundurularak, eserlerin güneş alan yerlerde muhafaza edilmemesi gerekir. Ciltler kullanım hatalarından dolayı da tahrip olur.

Ciltçilik sanat izzetine ne zaman kavuşmuştur?

Ciltçilik, Ortaasya milletlerine mahsus bir sanattır. Türklerin İslâmîyet’le şereflenmelerinden sonra cilt sanatı ivme kazanmıştır. Bu gelişmenin sebeplerini şu hususlarda aramak yerinde olur kanaatindeyim. İslâmiyet’te yazı ve kitabın yeri ulvîdir. Belden aşağıya indirilemez. Yazı ve kitaba gösterilen bu özen, kitabın tezyinine (süslenmesine) ve ciltlenmesine de apayrı bir ehemmiyet verilmesine sebep olmuş böylece ciltçilik bir sanat dalı haline gelmiştir.

Cilt sanatı tarihi dönemlerde yoğun olarak hangi bölgelerde gelişme göstermiştir?


Doğu Türkistan’da ikamet eden Uygur’ların ciltçilikte uzmanlaştıkları bilinmektedir. Sonraları Halife Mu’tasımbillah döneminde (833-842) Samara kentine gelen Uygurlar buralarda da ciltçiliği canlandırmışlardır. Asya’da deri ciltçiliğinin geliştiği yerlerin başında Horasan gelmektedir. Bu sanatın geçim kaynağı olmasında en önemli faktör, buralarda hayvancılığın yaygın olmasıdır.

Bir kitap ciltlenirken nelere dikkat edilmelidir?

Kitap ve cilt, zarf ile mazruf gibi birbirinin tamamlayıcısıdır. Kitap denildiğinde cilt, cilt denildiğinde kitap gelir akla. Cilt yapımında asıl gaye kitabın muhafazasıdır. Bu durum yazma eserlerde olduğu kadar, matbu eserlerde de böyledir. Bir kitap ciltleneceğinde muhtevası önem arz eder. Kitabın yazıldığı devir, yazılış tarihi, kitabın muhtevası çok önemlidir cilt için. Kitabın muhtevasının mutlaka cildine de yansıtılması gereklidir.

Ciltçilikte bir ihsaslaşma var mı?

Her millet kendi sanatına kendi millet olma izzetinin öz damgalarını tatbik etmiştir. Kanaatimce ciltçilik, bir adım öte yazma ciltçiliği amatörlüğü olmayan tek meslek dalıdır. Bu sahada emek sarf edenlerin ruhlarında sanat ve estetiğin bir arada bulunması gereklidir.

İslâm tarihinde bilinen ilk cilt örnekleri nelerdir?

İslâmîyet’in ilk olarak ilerlediği bölgelerde ciltçilik ilerleme kaydetmiştir. İslâm ciltlerinin bilinen ilk örnekleri Mısır’da Tolûniler döneminde 868-905 yılları arasında görülmeye başlanmıştır. Memlükler döneminde de seçkin cilt örneklerine rastlamaktayız. Memlük ciltleri kitabın bütün dış yüzeyini kaplayan geometrik geçme öğeleriyle süslenmiştir. Ayrıca Timurlar, Karakoyunlu Türkmenleri, Akkoyunlu Türkmenleri, Safavîler ve Özbekler, ciltçilik tarihine devasa misaller armağan etmişler.

Klasik bir cildin belli başlı bölümleri nelerdir?

Kenar şemse, diğer bir tabirle köşebend, salbek, ön kapak, zencirek, şiraze, sırt ve tığ olmak belli başlı bölümlere ayrılmaktadır.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

İlmin devamının kitaplar ile kitapların devamının da cilt ile mümkün olduğunun unutulmamasını temenni ediyorum.

İbrahim Ethem Gören / Dünya Bülteni

Google Plus'da Paylaş