Son Eklenen
Yükleniyor..

Dünden bugüne Vefa



Suriçi İstanbul'unun mutenâ semtlerinden biri Vefa, tarihi dokusunu uygulanan kötü imar politikası ifsat etmişti.

Tarihi yarımadanın, şehrin sosyal, iktisadi ve kültürel dinamiklerinin en canlı yaşandığı sahalarından biri olması hasebiyle İstanbul'un mazisine katkıları hatırı sayılır büyüklüktedir. Bu sahadaki her bir semtin, mahallenin ve hatta sokağın taşıdığı anlam, geçmişin gelecekle irtibatını temin ederek, şehrin medenileşmesine vesile olmuştur.

Suriçi İstanbul'unun mutenâ semtlerinden biri de, teşekkül ettiği zamandan bu yana biriktirdiği ve günümüze taşıyabildiği tarihi eseriyle, sokağıyla ve caddesiyle geniş bir mirası barındıran Vefa'dır. Semt, pek çok sebepten ötürü önemlidir. Bu sebeplerin başında; semtin şehirdeki ana arterlerin güzergâhı üzerinde konumlandırılması ve büyüklü küçüklü birçok sanayi tesislerinin yakınında yer alması ilk akla gelenleridir.

Semtin, kuruluş süreci hakkında yeterince bilgi sahibi olamasak da Bizans döneminde dahi İstanbul'un itibarlı bölgelerinden biri olduğunu bilmekteyiz. Kaynaklar ve arkeolojik bulgular, semtin Roma devrinde bir mezarlık sahası olarak kullanıldığını işaret etmektedir. Zira 1960'lı yıllarda bölgede sürdürülen imar çalışmaları sırasında ele geçen lahitler ve mezar taşları bu kanıyı güçlendirmektedir. Bizans zamanında, Vefa'daki iskân sürecinin hızlandığını görmekteyiz. Bu dönemde, semt, şehrin ana yolu olarak bilinen Mese'nin, Kharisius (Edirnekapı) Kapısı'na doğru giden yola yakınlığı sayesinde toplumun saygın ve zengin kişilerinin ikamet ettikleri yer haline gelmiştir. İmparatorluğun, kaynaklarda adı Hagios Theodoros olarak bilinen Osmanlı'da ise camiye çevrilerek Molla Gürani adını alacak kiliseyi yaptırması, Vefa'ya daimi bir alakanın hüküm sürmesine sebebiyet vermiştir.

Osmanlı devrinin Vefa'sına gelince; bu devir 19. yüzyılın sonları 20. yüzyılın başlarına kadar semtin belki de her bakımdan en parlak dönemidir. Vefa'nın Osmanlı ile münasebeti ve bilinen adını alması II. Mehmed'in (Fatih) İstanbul'u fethetmesiyle başlar. II. Mehmed'in büyük saygı duyduğu bir şahsiyet olan Şeyh Muslihüddin bin Mustafa Ebu'l-Vefa daha bilinen adıyla Şeyh Vefa adına burada bir cami inşa ettirmesi, semtin çehresini değiştirir. 1476 yılında yaptırılan ibadethane, sonraları hamam ve II. Bayezid'in saltanatında da medresenin eklenmesiyle birlikte semtin kültürel ve sosyal hayatını zenginleştiren ortak bir mekâna dönüşür. Cami, Semavi Eyice'nin ifadesiyle İstanbul'un Türkleşmesi'ni sağlayan önemli bir merkez haline gelmiştir. Caminin inşasının akabinde, semtin imar süreci hızlandırılarak fetihle birlikte şehre gelen nüfusa yeni iskân sahalarının açılması sağlanmıştır. Semt, çok geçmeden gelişen nüfusun ihtiyaçlarına cevap vermek üzere inşa edilen Osmanlı mimari üslubunu yansıtan küçük ölçekteki zarif mescidlerle, sebillerle, mekteplerle ve çeşmelerle boydan boya kuşatılmıştır.



Bizans ve Osmanlı'dan miras kalan önemli bir arkeolojik ve tarihi alan üzerinde bulunan semtte yer alan yapıtlar arasında; başta Şeyh Vefa Camii, Türbesi ve Haziresi olmak üzere, Molla Gürani Camii, Mimar Ağa Camii, Ekmekçizade Ahmed Paşa Medresesi, Recai Mehmed Efendi Sıbyan Mektebi ve Sebili, Atıf Efendi Kütüphanesi, Şehit Ali Paşa Kütüphanesi, Sarı Bayezid Camii, Rehabula Kadın Sebili, Vefa Çeşmesi sayılabilir.

Semt, medreselerin ve mekteplerin sayısının çoğalmasıyla birlikte ilmiye mensuplarının rağbet ettikleri yer olmanın yanı sıra Tahtakale'deki, Ayvansaray'daki, Cibali'deki, Sirkeci Balıkpazarı'ndaki büyüklü küçüklü pek çok imalathaneler ile sanayi tesislerine yakınlığı sebebiyle ticaret erbabına, devlet kurumlarına yakınlığı sebebiyle de asker ve bürokratlara ev sahipliği yapmıştır.

Vefa, sadece varlıklı sınıfın barınabildiği bir mahal olmamış, fakir ve muhtaçların da kendine yer bulduğu, zenginin yoksulu koruyup gözettiği müstesna bir semt kimliğiyle uzun bir dönem üzerinde taşımıştır. Bu denli olumlu hasletleri bünyesinde toplayan semtin bozulmaya başlaması, 20. yüzyılın başlarına rastlamaktadır. Bölgenin, bugünkü köhnemiş görüntüsünün altında yatan sebeplerin başında, tarihi yarımadanın genelinin etkilendiği ve daha ziyade 19. ve 20. yüzyılın başlarında görülen yangınlar gelmektedir. Yangınlar, şehri onarılamayacak bir şekilde tahrip etmiş, eski kent dokusunun yitirilmesine sebebiyet vermiştir. Yangınların sonrasında şehri revize edecek ciddi bir planlama yapılamamış; tarihi yapılar ve konut mimarisinin eşsiz örnekleri ya kaderlerine terk edilerek metruk bir durumda bırakılmış ya da yıkılarak yok edilmişlerdir. Vefa özelinde de bu durum değişmemiş, tarihi yarımadayı kuşatan yangınlar, semti neredeyse tanınmayacak hale getirmiş, tüm özellikleri yapılarda ve ahşap konutlarda onarılamayacak yaralar açmıştır. Afetlerin beraberinde getirdiği tahribat, belli başlı yapıların restorasyonuyla ve yangın yerlerine yapılan kâgir konaklarla giderilmeye çalışılmışsa da eskinin yeri, ikame edilememiştir. 1940'lı yıllarda yoğunlaşan suriçinin imarına yönelik yapılan çalışmalar, Vefa'nın hayatiyetini sona erdiren süreci hızlandırarak, semtin Osmanlı'dan edindiği ve yüzyıllar içerisinde zenginleşerek taşıdığı semt kimliğini, bir anda kaybetmesine sebep olmuştur.

Yok olan Vefa



Revani Efendi Mescidi; Banisi, I. Selim (Yavuz) dönemi devlet ricalinden ve aynı zamanda şair kimliğiyle de tanınan İlyas Süca Çelebi'dir. Şiirlerinde 'Revani' mahlasını kullanması sebebiyle mescid de bu isimle şöhret bulmuştur. 1908 yangınında yanan mescid, geriye kalan dört duvarı ve minaresiyle bir süre metruk bırakılmışsa da sonrasında bulvarın üzerinde kalacağı gerekçesiyle haziresiyle beraber yıktırılarak sonu getirilmiştir. Yerinde Büyükşehir Belediyesi'nin Sağlık Daire Başkanlığı'nın binası bulunmaktadır.

Yahya Güzel Mescidi; 1908 Fatih yangınında yanan mescid, bulvarın yapım çalışmaları sırasında ortadan kaldırılan onlarca eserden biridir. Bugün arsası üzerinde Manifaturacılar Çarşısı bulunmaktadır.

Payzen Yusuf Paşa Türbesi; İstanbul ve Boğaziçi eseriyle tanınan Mehmed Ziya Bey, harabeye dönen türbenin altındaki kemiklerin muhafaza edilir düşüncesiyle Revani Mehmed Efendi Mescidi'nin haziresine taşıdığını ifade etmektedir. Fakat ne acıdır ki, mescidde ortadan kaldırılınca Payzen Yusuf Paşa'nın adı da yok edilerek tarihten silinmiştir.



Kovacılar Hamamı; Yeri dahi belli olmayan hamamı, Evliya Çelebi'nin notlarından öğrenmekteyiz. 1923 senesinde yıktırılan hamama dair elimizde kalan tek hatıra, yıkılmadan önce alınan planıdır.

Voynuk Şücaeddin Camii; Camiyi önemli kılan en önemli unsur, fethin sonrasında ilk İstanbul kadısı olan Hızırbey Çelebi'nin, ibadethanenin haziresinde medfun olması idi. Atatürk Bulvarı'nın üzerinde kaldığı bahanesiyle yıkımına karar verilen cami için Eyice, "Cami, ne yanmıştı ne de haraptı. İçinde namaz kılınıyordu. Bir gün kimin emri olduğu anlaşılmaksızın yıkıldı. Bulvarın üstünde de değildi. Bulvardan bir hayli açıktaydı, gerideydi" der.

Ne yazık ki bu listeyi çoğaltmak mümkün. Semtin sokaklarını süsleyen çeşmeler, nice zarif konaklar ve semte ruh veren pek çok özellikli yapıt, birer birer ortadan kaldırılmıştır. Şimdilerde Vefa, bekâr odalarıyla, semti çevreleyen tekstil atölyeleriyle ve tek tük kalmış fakat onlar da harabeye dönen ahşap konaklarla bir de hiç eskimeyen bozacısıyla hatırlanmakta.



KAYNAKLAR:

Semavi Eyice, Bizans'tan Osmanlı'ya Vefa, Bir Semte Vefa, Klasik Yayınları.
Süha Göney, Semt Çalışmaları: Vefa Semti Örneği, Bir Semte Vefa, Klasik Yayınları.
Murat Sav, Vefa'nın Bizans Devri Topografyası, Bir Semte Vefa, Klasik Yayınları.
Süleyman F. Göncüoğlu, İstanbul'un Unutulmuş Bir Semti: Vefa, İstanbul: Şehir ve Medeniyet, Klasik Yayınları. 'Vefa', Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.7.

Fotoğraf; Monuments of Unaging Intellect Historic Postcards of Byzantine İstanbul adlı eserden alınmıştır.

http://www.dunyabulteni.net/


Nazlıgül Bulut-Dünya Bülteni / Tarih Servisi
Google Plus'da Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder