Cuma Günlerinin Vazgeçilmesi - Helvacı Baba - Ertan Yurderi Yazdı




Vefa halkı ve çevre semtlerden gelenler tarafından her cuma fazlasıyla ziyaret edilen Helvacı Baba türbesini sitemizde anmadan geçemeyeceğiz.

O muhteşem kapıdan içeriye doğru girdim ve o taşlı yolda ilerlerken içim içime sığmıyordu... Az sonra onunla karşılaşacaktım... Bahçe çimlerle kaplıydı, yere döşenen taşlar bana o zamanda yürüyormuşçasına eşlik ediyordu.. Yolda ilerlerken onun hakkındaki bilgiler de aklımdan geçiyordu...

Kitapta bahsedilen büyük Çınar'ın dibine geldiğimde, heyecanım artmış, kalp çarpıntılarımın sesini duyar hale gelmiştim...

Tam "Tamam işte, çok şükür onu buldum" derken, büyük çınara asılan kocaman bir tabela bu heyecanımın birden sönmesine yol açtı... İçim burkuldu... Doğru yerde ve yolda olmadığımı anladım...

O sıralar Bir garip yunus mail grubunda İstanbul evliyalarını tanıtan yazılar yazıyordum... Fırsatım olduğunda da tanıttığım evliyaların mezar yerlerini ziyarete gidiyordum... Sıra Helvacı Baba'ya gelmişti... Helvacı Baba Sufi'ydi. 1500'lu yıllarda yaşamıştı. Adı, Şeyh Yakub Efendi'ydi... Bayrami Pir Ali Aksarayi'nin halifesiydi...



Ancak o zamanki halk, onu her Cuma günü Şehzadebaşı Camii'nde dağıttığı irmik helvasıyla tanırdı... Cuma günü namaz sonrası elinde büyük bir kazanla caminin sol tarafındaki çınarın altına gelir, cami çıkışında cemaate helva dağıtırdı... Kazandaki helvası hiç bitmezmiş gün boyu...

Elimdeki kitap da bana Helvacı Baba'nın burada yattığını söylüyordu... Fakat çınar ağacına asılan tabelada da "Helvacı Baba burada yatmamaktadır - Fatih Belediyesi" yazıyordu...

Peki "Helvacı Baba burada yatmıyorsa" dedim kendi kendime "insan altına mezar yerinin nerede olduğunu yazar, yön gösterir, insanlara yardımcı olur"... Böyle bir şeyi düşünmemişlerdi sanırım... Fakat bizim insanımız orayı mezar yeri bellemiş, orayı sanki bir canlı türbe haline getirmişti... Çınarın her tarafından bezler sarkıyordu, dilek çaputları da rengarenk bir panayır yerini andırıyordu...

Peki dedim kendi kendime "Muhterem neredesin?"

Üzgün bir şekilde oradan ayrılmak üzereyken, gözüm çınarın dibinde yatan, yaşlı, bakımsızlıktan bir deri bir kemik kalmış ve yüzü gözü yara bere içinde olan tekir kediye ilişti... Yürüyecek hali yoktu zavallının...



Yanına kadar geldim tekir kedinin... Gözleri çapak içindeydi, ve gözlerinin feri gitmişti.. Burnunun ucunu bile göremiyordu zavallı... Yanına geldiğimi fark etti fakat adım atıp kaçmaya mecali yoktu...

Yanına oturdum ve ona Reiki vermeye başladım... Reiki verirken de bir yandan Helvacı Baba'yı düşünüyordum.. Reiki'nin yumuşak enerjisini alan kedi de, öyle oturduğu yerde kalakalmıştı, uyuyor gibiydi...

Uzunca bir süre ona Reiki vermeye devam ettim... Etrafta da kimse yoktu, kime sorayım derken, kendimi o kediyle sohbet eder halde buldum... Onunla bir insanla sohbet eder gibiydim...

Ona da sordum... "Helvacı Baba nerede be tekir?"...

Evde Şanslı adında benim de tekir bir kedim var... Zaman zaman onunla evin en sessiz saatlerinde oturur halleşiriz... Ben anlatırım o dinler... Anlattığımdan anlar mı anlamaz mı onu bilemem ama, kısa bir süre sonra mırıldanarak uykuya dalar "Bana ne senin anlattıklarından yaw, şunun şurasında biraz uyuyalım dedik kucağında, seni mi dinleyeceğiz" dercesine... Ben de o mırıldanmaya dayanamayarak kısa bir süre sonra ona eşlik ederim... Uyuyakalırız birlikte... Doğal bir terapi, doğal bir mental çalışması yapmış gibi uyandığımda da kendimi çok dinlenmiş, mutlu ve huzurlu hissederim...

Neyse yaşlı tekire Reiki vermeyi kestim, o da zaten uykuya dalmıştı... Yanından usulcana kalktım, o geldiğim muhteşem kapıya doğru yönelmek üzereydim...

Çınarın yanından biraz uzaklaşmıştım ki, arkamdan acı bir miyavlama sesiyle durakaldım... O biraz önce uykuda bıraktığım kendi yerinden kalkmış, acı acı miyavlayarak caminin kuzeydoğusuna doğru yürümeye başlamıştı... Acı miyavlama sesi hala kulaklarımdan gitmiyor...

Gözlerime inanamıyordum... Az önce değil yürümeye, oturduğu yerden kalkmaya mecali olmayan tekir gayet rahat bir şekilde yürüyordu... Geriye dönüp peşinden gittim... Durduğu bir yerde yeniden Reiki vereyim, acısını dindireyim bari diye düşünürken, camiyi geçip caminin arkasındaki bahçenin son duvarına kadar geldik böylece... Oradan başka bir yola kapı açılıyordu... Tekir kedi o kapının önünde durdu ve durduğu yerde de yeniden yattı... Mecali buraya kadardı sanırım... Kısa bir süre daha orada yanına oturarak ona orada da Reiki vermeye devam ettim...

Ayağa kalktığım sırada, gözüm bahçe kapısının ardındaki yolda bir elektrik direğine asılı tabelaya ilişti...

O tabelada şu yazıyordu:



"Helvacı Baba'ya gider.."

Bir anda donakaldım... Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı... Az önceki o acı acı miyavlamanın beni nereye getirdiğinin farkındaydım... O yürüyemeyecek kadar yaşlı kedi, verdiğim Reiki'yle biraz canlanmış ve beni ancak buraya kadar getirebilmişti... Aradığım YOL'u buldurtmuştu bana... "Hadi yol burası, bundan sonra sen devam et" der gibiydi hali...

Kapıdan dışarıya çıkıp Helvacı Baba'ya gitmek istedim, kapı sıkı sıkı kilitliydi... Yeniden caminin etrafını dolaşmam gerekiyordu... O yaşlı kediye bir kez daha "teşekkür"lerimi sunarak, hızla caminin etrafını dolaştım o kapının dış tarafındaydım artık... Kapının diğer tarafından içeriye baktığımda da o yaşlı kediyi bıraktığım yerde göremedim... Neyse geriye döndüğümde onu yeniden bulur, yeniden Reiki veririm diye düşünüyordum. Koşar adımlarla tabelayı takip ettim.

Helvacı Baba'nın mezar yerini buldum ve ziyaret ettim...

Ziyaretim bittikten sonra geriye, caminin içine döndüm, yaşlı tekirle ilk karşılaştığım çınar dibine gittim yoktu... O beni götürdüğü kapının yanına kadar da gittim, orada da yoktu... Sırra kadem basmıştı sanki... Bahçenin her tarafını aradım, bulamadım onu...

Camiden çıkarken aklıma Reiki'nin beş altın kuralından "bugün özellikle var olan tüm canlılara iyi davran" cümlesi geliyor, bana böyle bir şansı verdiği için hem yaşlı tekir'e hem Helvacı Baba'ya hem de Yaradan'a şükürler ediyordum... Ben ona iyi davranmış ve ondan bir şey talep etmiştim, o da o yaşlı haliyle bunu yerine getirmişti...

Aradığımız yol ne olursa olsun, gönlümüzde beslediğimiz sevgiyle o yola ulaşabilmemiz aslında o kadar basit ki... Yeter ki bunu istemesini bilelim tüm yaratılanlarla birlikte ve var olan tüm canlılara iyi davranalım, bu yaşlı bir tekir kedi bile olsa da...
Google Plus'da Paylaş