Mesfele 2004


Diyanet kanalıyla hacca gelen adaylar Kâbe’ye yürüyerek 35 dakikalık mesafede olan, “Mesfele” ve 15 dakikalık “Mahbes–ül Cin”, semtlerine yerleştiriliyorlar. Bu iki isim artık Türkçeyle neredeyse özdeşleşmiş gibi. Bu iki bölgedeki bütün dükkânların tabelaları Türkçe. Bu dükkanlarda çalışan Pakistanlı ve Hindistanlılar bile Türkçe’yi öğrenmiş Mesfele ile Harem-i Şerife 3-5 riyale taksi tutmanız da mümkün. Ancak ihtiyacınız yoksa en iyisi yürümek. Yoksa trafiğin sıkışmasından yolların kapanması nedeniyle yarı yolda inmek zorunda kalırsınız.

Diyanet Mesfele bölgesinde otel ve ev kiraladığı için bu bölge Türk mahallesine dönüştü. Mesfele'de Türk bakkal, berber, lokantalar ve fırınlar dikkat çekiyor. Hacı adaylarının lokantalarda döner, köfte, etli pide, pilav ve kuru fasulye gibi yemekleri tercih ettikleri görülüyor..

Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı organizasyonla her ihtiyaca cevap verecek şekilde yapılanmış. Bunu kaldığımız semtte hissediyoruz. kayıp merkezi , haber alma yeri , şikayet bürosu , sağlık ocakları.... Bir takım hazırlıkları görünce devletin elini yanınızda hissediyorsunuz. Ancak görevlilerin suiistimali ile bu hizmetlere gölgeler düşüyor.

Otel girişine şikâyet telefonlarının numaraları konulmuş. Kim şikâyet edecek. Arkadan atıp tutanlar hocaları gördüklerinde adeta yalayıp yutacaklar.

Kaldığım oda 5 yataklı havasızlıktan nefes alamıyor gibiyiz.

Otellerde kişi başına 3,5 metrekare düşecek şekilde yerleştirme yapılıyor. Odalarda 5–7 yatak var. Bu sene karyola var, diye sevinen grup başkanımıza ." Ne yani daha önce yok muydu." diye şaşkınlığımı dile getirince "Yoktu , hacılar yerde yatıyor" denilince.... " Milyarlar vererek bu ülkeye getirilen hacıları, hem de Türk Milletine mensup birilerini yerde yatıranlar utansın " dedim.

Her dairede iki buzdolabı bulunuyor ve odalar klima ve pervaneyle soğutuluyor. Burada klimasız ev yok gibi. Kaldığımız otelde birçok oda havasız. Bir küçük pencere ara boşluğa bakıyor. Bir süre durduktan sonra nefessiz kalmak işten bile değil. Klimalar bile yetersiz kalıyor. Kilitlenmeyen odalar hatta banyo kapıları bile mevcut.  İçme su sorunu var. Deniz suyundan arıtılarak şebekeler üzerinden gelen su içilmiyor. Ama içme suyu olmadığından bunları içmek zorunda klalıyoruz. Temizlenmemiş pas kokan sebil tarzı soğutuculardan ya da musluklardan sıcak su olarak içmek zorunda kalıyoruz. Birçoklarımız  4- 5 riyale pet şişe su alıyor. Diyanetin denetlediği günlerde üç-beş gün zemzem sularını otelde gördük. Bir de otelden ayrılacağımız güngörmüştük.

Burada üzülerek belirtmek istiyorum. Hacılar burada da egoistçe davranıyorlar. Zemzem bidonlarının otele geldiği günlerde bazı hacıların almış oldukları 5 – 10 kg lık plastik bidonlara bunları boşalttıklarını gördük. Sanki kendilerine gelmiş gibi suları saklamakta. geride kalanlara haliyle su kalmamaktadır. O yüzden suyun dairelere bırakılmasıyla boşalması arasında yarım saat bile geçmiyor.

Odalarda telefon olmayışı çok kötü... Memleketinden telefonu gelen hacı anonslarla kaldıkları kattan resepsiyona indiriliyor. Düşünün 10. kattan hacı telefona gidene kadar neler oluyor. Bu anonslar tabi diğer hacıları da rahatsız ediyor. Sabahın köründen gece yarılarına kadar yapılan anonslar bazen insanı çıldırtıyor.

Otelde bulunan görevlilerden beş vakit ezan okumalarını istedim. Olmazmış. Dışarıdan ezan sesleri geliyormuş. Hava almayan odaya ses nereden gelsin, diyoruz. Çoğu hacı bilhassa sabah ve ikindi namazlarını uyudukları için kaçırıyor. 

Dikkatimi çeken diğer bir konu da bayraklar. Diğer ülke insanları binalara ya da kafile olarak gezerken kendi bayraklarını asıyor ya da taşıyorlar. Türklere ait yerlerde yok. Sadece merkezi yerde bulunan görevlilerin hizmet verdikleri yerlerde küçük çapta bayrak yer alıyor.Adeta korkuyor gibiler.Ya da başımıza iş almayalım tarzı.. Ürdün, Malezya gibi ülke bayrakları asılabiliyor Türk bayrakları olmuyor, çok şaşırtıcı...

Ayrıca bazı tuvaletlerde kirler taş tutmuş. Temizlik yapılırken sadece silgeç ile siliniyor. Hijyen bir temizlik yok. Ne kezzap ne de temizlik malzemeleri kullanılarak bir bakım yapılmıyor.. Küvetler, lavabolar içleri pis durumda. Klimaların bir kısmı çalışmıyor.

İyi bir denetim gerekiyor.

Türkiye’den gelen hacı adaylarının en büyük zaafı ne bulursa almaları. Odalar, valiz ve çuvallarla dolup taşmış durumda. Aslında bunların çoğu Türkiye’den alınabilecek cinsten şeyler. Hatta aldıklarının bir kısmı Türk malı damgasını taşıyor.

Bu alışkanlık hacılarımız açısından neredeyse bir adet halini almış. Bu sebep ile herkes kendini bir şeyler almak mecburiyetinde hissediyor. Aşırı ticaret ve giderek artan yükün nasıl götürüleceği sıkıntısı hacı adaylarının maneviyatını dahi etkiliyor.


Aslında bavul, çanta türü şeyler, hurma, zemzem, misvak ve kalitesi iyi tespit edilmek kaydıyla battaniyeler Türkiye’ye göre daha ucuz. İsrafın ve insanın kendisine eziyet etmesinin haram olduğu gerçeği hacı adaylarımıza iyice belletilmeli. Eline 45 kilo zemzem, 45 kilo hurma alan bir hacı adayının beraberindeki bavullarla birlikte oluşan yükün uçağa yüklenmesinde yaşadığı eziyeti siz düşünün artık...

Hacılarımızı oturdukları semtlerden Kâbe’ye oradan yerlerine ulaştırmak üzere ring seferleri tertip etmiş. 15  otobüs Hacıları Kâbe’ye götürmek üzere sürekli sefer yapıyor. Gerçi 100 -150 bin kişi için komik bir sayı ama hiç yoktan iyidir, diyoruz. Şoförler Mısırlı.. Türkçe bilmiyorlar. Servis otobüslerinin bir kısmı eski. Açılmayan kapılar , yanmayan lambalar ....Türk hacıları ile şoförler arasında klima savaşı sıkça yaşanıyor. Aç kapa naraları her sefer tekrarlanıyor.

Diyanetin yetersiz de olsa sağladığı bu güzel hizmet, insanlarımızın özel gayretleriyle (!) inme ve binme sıralarında hiç de hoş olmayan izdihama, yani hezimete dönüşüyordu. Binmelerde madem fedakârlık yapamıyoruz, bari herkes sırasına razı olsun. Aynı izdiham inme sırasında da yaşanıyor. İki dakika geç inmeye tahammül edilemediğinden, hacılarımız kapıda sıkışmalara sebep olup bazen on dakikada ancak inebilmektedirler. Bu durumu 23 Ocak günü gördüğüm manzara ile kahrolduğum için yazıyorum. Bu sabah insanların Mescidi Haram önünden otobüslere binişine kahroldum. Hepsi Türk hepsi aynı memleketin insanı. Üst üste bir panik halinde... Sanki azaptan kaçıyorlar. Kadınlar, yaşlılar çiğneniyor. Gücü yeten gücü yetenin kolundan çekip alaşağı ediyor.. Bunlar sadece otellerine dönecekler. Kadının biri ezildi. Bir diğeri hüngür hüngür ağladı. Ve bunlar Türk Hacılarıydı..
Mesfele bölgesinde adeta ikinci bir Türkiye oluşturan hacı adaylarımız, telefon ve televizyon vasıtasıyla Türkiye'deki gelişmeleri anında takip ediyorlar. Türk esnaflarına ait kafeterya, lokanta gibi yerlerde Türk televizyonlarını izleyebilen hacı adayları harçlık olarak kullanmak ve alışveriş yapmak için getirdikleri dolar ve markları ise banka ya da döviz bürolarında rahatlıkla bozduruyorlar.
Türk esnafın fiyatlarıyla diğer esnafın arasında fiyat farkı olduğunu bir kez daha üzülerek söyleyebilirim. Türkler daha yüksek fiyattan mal satıyorlar. Ne alırsanız alın araştırın, sorun öyle alın.

Döviz bürolarından yaptığınız para alış verişleri bankalardan daha kolay olmaktadır.
Google Plus'da Paylaş