Paylaşmak Serbest

Medine'nin arka sokakları


13 OCAK 2004

Medine’de Türk mahallesi olduğunu öğrendik. Bunu da mescidi nebinin hemen yanında bulunan çarşıda girdiğimiz bir dükkandaki küçük Mustafa 'dan öğrendik.

Mustafa 15 yaşında Erzurumlu bir ailenin çocuğu..

Hemen yanında bulunan kardeşi 8 yaşındaki Muhammed...

Çocuklar isterse Türk okullarına isterse Arap okullarına gidebiliyormuş. Bunlar Arap okullarına gittiklerini söylüyorlar.

Bazı Türk satıcılarının neden pahalı sattıklarını sorduğumuzda, onların Türkiye fiyatlarını esas aldıklarını söylüyor.

Biraz daha konuştuktan sonra oturdukları yerden bahsediyor.

Böylece Türk'lerin yoğun olduğu Kurban mahallesinden haberdar oluyoruz.

Bir kaç yıl öncesine kadar 10 milyona yakın Türk'ün Arabistan'da yaşadığını bir başka kişiden öğreniyoruz. Sayı giderek azalıyormuş.

Burada yüksek öğrenim görmek isteyen gençlere imkân veriliyor. Sünni mezhebinde kalanlara 1000 riyal, vehhabi mezhebine yönelenlere ise 2000 riyal burs veriliyormuş. Diye de bir rivayet dolaşıyor.

Bu akşam tavaf ve say nasıl yapılır konulu ders dinledik.

Kadın hoca sıkıntısı kendisini iyice belli ediyor.

15 Ocak perşembe günü ikindi namazından sonra inşallah Mekke’ye gideceğiz.


14 Ocak 2014 - Amberiye camisini ziyarete gittik. Ardından tren istasyonunu gezdik.

Osmanlı tren istasyonunun tam karşısında bizden bir yapı... Amberiye camii. Hamidiye Camii:

(Amberiye Camii) Tren İstasyonunun hemen yanında Amberiye mevkiinde, Sultan 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmış, kesme taştan, Osmanlı yapısı küçük bir camidir. Camiye girmeden önce az ötedeki Osmanlı tren istasyonunu camiinin yanından bir süre izliyoruz. Önce camiye girip dedelerimizin ruhu için 2 rekât namaz kılmak istiyoruz. Küçük bir yapı. İri kaya parçalarıyla örülen camiinin önce hikayesini dinliyoruz.

Rivayet odur ki, Osmanlı padişahlarının hacı olmadıkları bilinmektedir. Ancak Haremeyn için fedakârlığın ve hizmetin en güzelini göstermişlerdir. Haremeyn sevdası içinde yanan padişahlarımızdan biri olan Sultan Abdülhamit Medine'den gelen paşalarından birine peygamberin kabrinden amber kokan toprak getirmesini söyler.

Paşa buradaki vazifesini tamamladıktan sonra dönüş hazırlıklarını yapar ve trene biner. Tren kalkış düdüğünü derin derin çalarken paşanın aklına padişahın emri gelir. Hemen oturduğu yerden fırlar ve istasyonun dışına koşar.

Ravza-i Mutahhara uzakta kalmıştır. Hemen aceleyle istasyonun yanındaki camiinin bulunduğu alandan bir avuç toprak alır. "Canım toprak işte, padişah nereden anlayacak” diyerek İstanbul'a döner.

Sultan Abdülhamit paşayı huzuruna alır. Raporunu sunan paşa, beraberinde getirdiği toprağı padişaha uzatır. Padişah sevinç ve saygıyla toprağı avucuna alır. Burnuna götürür. Koklar. Bir daha koklar. Biraz hüzünle paşaya dönerek;

— Paşa, getirdiğin toprak amber kokuyor ama bunun miski eksik der...

İşte caminin adı bu şekilde oluşmuş, derler.

Camiinin içerisinde elinde süpürge ile oraları temizlemeye çalışan bir delikanlı yanımıza yaklaşıyor. Türk olup olmadığımızı soruyor. Kendisi Bengaldeş'li imiş. Burada görevliymiş. Bizden bahşiş istiyor. Veriyoruz.

Camiinin içinde bulunan karı koca bir Türk hacısı yanımıza yaklaşıyor. Fotoğraflarını çekip çekemeyeceğimizi soruyor. İstedikleri yerde otoğraflarını çekiyorum. Onlar da bizim gibi merak etmiş. Burayı arayıp bulmuşlar.

Amberiye camiinin hemen karşısında yer alan Osmanlı tren istasyonu bir garip bize bakıyor. Dile gelseler bize çok şey anlatacak bu iki yapı, birbirleriyle sır vermeyen iki arkadaş gibi bakışıyorlar. Bizlere kırgınlar gibi. Oralarda sahipsiz bırakılmış, kaderlerine terk edilmiş hem yetim hem öksüz duran iki çocuk gibi.

Bir rivayete göre bu caminin 6666 tane taştan yapıldığı ve minaresinin de 114 basamaktan yapıldığı söylenmektedir. (6666 = Kur'an-ı Kerimin ayet sayısı) ( 114 = Kur'an-ı Kerimin sure sayısı)
Google Plus'da Paylaş

Paylaşmak Serbest