Header Ads

erolkara.net"/

Harem-i Şerif yani Mescid-i Şerif'teyim.


Yanımızdan din kardeşlerimiz gelip geçiyor. Nijerya'dan, Malezya'dan, Endonezya'dan, Sudan'dan, Bangladeş'ten, Bosna'dan , İngiltere'den Amerika'dan , Almanya'dan ve daha nice uzak diyarlardan.... Bu ne garip bir iştir Ya Rabbi?  Aynı yüce makamın rızasını kazanmak için aynı yolda yan yana yürüyoruz. Nefret yok, ırkçılık yok, önyargı yok. Yalnızca tek bir hedefe  doğru yöneliş ve yoğun bir kardeşlik duygusu var. Şimdi bu insanlar savaş meydanında karşıma çıksalar, onları nasıl öldürebilirim ki?

Mescidi haramın dış duvarlarını görünce heyecan bastı. İnsanın anlatmakla gerçeğini yansıtamayacağı bir manzara..

Sütunlar, zemzem termosları, merdivenler, tavaf alanı, Makam–ı İbrahim, Hacer–ül Esved her gün daha bir tanıdık geliyor insana. Benimsiyor, seviyor, sevdikçe kendimizi evimizde gibi hissediyoruz. Evimizdeki emniyet ve sevgi halesini burada da buluyoruz.

Kabe’de tavaf sadece Beytullah’ın etrafındaki geniş alanda yapılmıyor. Tam dönüş imkanı vermeyen zemin kat haricinde diğer üç katta da tavaf yapılabiliyor, yani Beytullah’ı uzaktan çevreleyen bu mahfillerden de tavaf ibadeti ifa edilebiliyor.

Beytullah çevresinde en yakın tur (şavt) 50 ve 60 metrelik bir mesafe tutarken, en üst katta yapacağınız her bir dönüş ise yaklaşık bir kilometrelik mesafeye karşılık geliyor. Alttaki geniş alanda kalabalık içine dalıp, çarparak, çarpılarak, ezerek, ezilerek, keskin ve sert bakışlar fırlatarak yapılan tavafa kıyasla üst katlarda yapılanlar daha sakin dinimizin anlayışına daha uygun diye düşünüyorum.

Terasta tavaf gerçekten rahat ancak mesafe neredeyse aşağının 3 katı. Yani bir şavt bir kilometre tavaf ise 7 kilometre tutuyor. Üfül üfül esen maddi ve manevi  tertemiz hava içinde tavafları bitirebilir, zemzemimizi kana kana içer, yüzünüze gözünüze sürer ve makamı İbrahim’in arkasına gelecek şekilde, namazınızı kılarsınız. Kabe'nin terasını, Altın Oluk’u, Hicr’i Hacer–ül Esved’i kuşbakışı seyreder ve istediğiniz kadar namazı rahatça eda edersiniz. Burada aşağıdakiler kadar rahatsız edilmesiniz, hatta hiç denecek kadar.....

İnsanlarımız, Kâbe’ye nâzır bir şekilde, etrafında dönen hacılarla adeta çiçek bahçesine dönmüş avluyu seyre koyularak dualar eşliğinde mahfillerde rahat bir şekilde neden tavaflarını yapmazlar? Anlaşılması güç bir durum. Ancak teşvik edilmesi gereken önemli bir husus bu. Arafat, Müzdelife, Mina ve Say’da da durum bundan pek farklı değil.

Mescid–i Haram’ın üst katlarına düz merdivenlerle çıkılabildiği gibi yürüyen  merdivenlerle ya da asansörlerle de çıkılabiliyor. Her tarafa yerleştirilen iki iniş, iki çıkışlı yürüyen merdivenler hacı adaylarına rahatlık veren en güzel unsurlardan biri. Oldukça yaşlı hacı adayları çıkmakta çok zorlanacakları üst katlara bu sayede hiç yorulmadan çıkabiliyorlar.

Kabe’nin içinde bulunduğu Mescid–i Haram içinde, sağlık sorunları olan, yaşlı ve güçsüz hacı adaylarının tavaflarını rahat yapabilmeleri için  tekerlekli sandalye ile taşıma hizmeti veriliyor. tekerlekli sandalye ile yapılan taşımalarda ise 50 Suudi Arabistan Riyali ücret alınıyor. 
Mescid–il Haram’ın mimarisi Arapça’daki vav harfine benziyor.

Mimarideki vav’ın oldukça uzun olan düz çizgisini, Hz. Hacer’in oğlu İsmail’e su bulmak için 7 kez gidip geldiği Safa ve Merve tepeleri oluşturuyor. Safa tepesi Kabe’ye 80 metre uzaklıkta olmasına  karşılık, vav çizgisinin en uç noktasını oluşturan Merve tepesi ise 250 metrelik bir uzaklığa sahip. İki tepenin arası ise yaklaşık 400 metre. Safa’dan başlamak üzere Say yapmak için 4 kez gidip, üç kez gelmek zorunda olduğumuz iki tepenin arası, çok küçük bir kayalık kısmın haricinde tamamen mermerle kaplanmış durumda. 20 metre genişliğindeki Say yolunun tam ortasına yapılan birer metrelik, biri gidiş biri geliş olmak üzere iki dar şeridi, tekerlekli sandalyeli hacılar kullanıyor. 2. ve 3. katlarda da say yapmak pekala mümkün.


Hacer–ül Esved hizasına gelindiği bilinsin diye mahfillere yeşil ışık konmuş. Zeminde ise renkli mermerden bir çizgi oluşturulmuş. İlle o çizgi üzerinde durup selamlama da şart değil. Bilindiği üzere Efendimiz zamanında böyle bir çizgi yoktu. O hizaya gelmemiz, yeterli olacaktır. Fakat hacılarımız çizgiyi kaçırmamak için birkaç metre kala heyecana kapılmakta, kafalar yere eğilirken eller insanların açılması için mengene gibi çalışmakta. Çizgiyi yakalayan bırakmak istememekte, esas duruşa geçerek birkaç kez ellerini kaldırıp ayalarını öpmekte, dolayısıyla gereksiz bir birikmeye, izdihama sebep olmaktadır.

Üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da, tavaftaki izdihamın en önemli sebeplerinden biri İranlı hacıların, tam Makam–ı İbrahim’de iki rekat namaz kılmayı farz kabul etmeleridir. Hacer–i Esved’in hizası ile Makam–ı İbrahim arası birkaç metrelik mesafe olmasına rağmen ölüm kalım yerine dönüyor. İnsanlar, özellikle yaşlılar ezilme tehlikesi geçiriyor. Çünkü bir bakmışsınız İranlılar namaz kılıyor, yolu kapatıyor.

Başka bir rahatsızlık ise tavaf bittikten sonra hacılar ibadetlerini başarı ile bitirdikleri için iki rekat şükür namazı kılarlar. Bunun da Kâbe kapısının hemen ön tarafındaki Makam–ı İbrahim’in arkasında kılınması sünnettir. Binlerce insan tavaf  halinde iken dönmeleri devam ederken onların yolu üzerinde iki rekat namaz kılmaları hem trafiği aksatıyor hem de namaz kılanın namazından bir şey anlamamasına sebep oluyor. Dönmesine devam eden hacılar yoluna devam edebilmek için şükür namazı kılmakta olan hacının kafasına, sırtına, ayaklarına basmaktan kendilerini alamayarak ezip geçmektedirler. Bu arada bazıları arkadaşının, eşinin–dostunun rahat namaz kılabilmesi için kollarını açarak bariyer oluşturunca binlerce kişi arka tarafta birbirine toslamak zorunda bırakılmaktadır.

Halbuki tavafını bitiren yine Makam–ı İbrahim arkasında olmak şartıyla daha uzak bir yerde mesela mahfillerde hem namazını huşû içinde eda edebilir, hem de tavaf trafiğini allak bullak etmeden yüzlerce, binlerce insanın rahat bir şekilde dönmelerini ve dualarını yapmalarını sağlayabilir. Tavafını veya namazını bitirdikten sonra en kısa yoldan çıkmak varken bazı hacılarımızın insanlara çarpa çarpa akıntının, yani dönme yönünün aksine gitmeye çalışmasını anlamak mümkün değil.

Tavafın ilk turunda (Şavt) oldukça zorlanıyoruz. Alışık olmadığımız manzaralarla karşılaşıyoruz. Kimileri namaza durmuş, kimileri rükuda, kimileri secdede kimisi ise bizim gibi, “Remel”, yaparak ilk üç, “Şavtı”, tamamlamaya çalışıyor. Kadın erkek karman çorman bir insan selinde yürümek oldukça zor oluyor. Hele kimseye çarpmadan, üstüne basmadan yürümek, tavaf etmek isteyenler için imkansız gibi bir şeydi.Bir müddet sonra alışıyoruz. Çünkü dışarıdan (Kabe’nin uzağından) tavaf yaparsanız fazla problem çıkmıyor. Sadece Şavt ve tavaf başlangıç yerini gösteren ve “Hacer–ül Esved”i selamlama çizgisinde izdiham görülüyor. Onun dışında yolumuzun uzaması hariç hiçbir sıkıntıyla karşılaşmıyoruz.

Safa-Merve arasında gidip gelmeleriniz size Hz. Hacer ve Hz. İsmail'i hatırlatır. Bu defa da Hacer siz olursunuz, gözünüz İsmail'de, Kâbe'de. Safa-Merve arası gider gelir, 'su' istersiniz. Bir farkla ki, siz hatalarınızı, kusurlarınızı, eksik ve zaaflarınızı temizleyecek bir su ararsınız. Bir de himmetiniz âlî ise, 'nesil' gibi bir derdiniz, 'Allah'ın adının i'lası' gibi bir davanız varsa, dizlerinizdeki derman nispetinde koşar durur da, 'Rabbim, neslin ateşini söndürmeye su, Rasulullah'ın gemisini yüzdürmeye su...' dersiniz. Yine o suyun ilk kaynağı sizin gözleriniz olur.

Safa—Merve arasında yedi kez koşuyorsun. Kimden kaçıyorsun? Kime koşuyorsun? O’ndan kaçıyor ama yine O’na koşuyorsun. O’nun kahrından kaçıp yine O’nun lûtfuna koşuyorsun aslında. O’nun bu halimizle bizi ancak ateşe lâyık gören adaletinden, O’nun lâyık olmadığımız halde cenneti ihsan eden fazlına koşmalı, sığınmalıyız.

Elektrik donanımının parlak aydınlığında rükûa, secdeye giden cemaatle birlikte hareket eden başka bir kalabalık vardı. Bunlar uçuşan, sıçrayan 10-12 cm. boyunda çekirgeler ve daha küçük kara böceklerdi.

Mahfiller lebâleb dolu. Bir de alt mahfil var ve binlerce sütundan müteşekkil. Merak edip adımladığımızda tam 241 adım olduğu ortaya çıkıyor. Altı köşeli mahfillerde namaz kılmak apayrı bir güzelliğe, ilahi lütfa mazhariyetin ifadesi.

Türk hacıları genelde Müezzin mahfilinin olduğu yerde buluşuyorlar. Oraya gidilince neredeyse herkes Türkçe konuşuyor. Bu alanda kimileri Risale dersi yapıyor, kimisi evine misafir götürmek için bekliyor. Kimisi ise yeni hacılarla tanışıp hasret gideriyor, kimileriyse ucuz malların nerede olduğunu, o gün karşılaştığı manzaraları anlatıyor, tanıdıklar buluşarak hasret gideriyor.

Dış yola kadar taşmış, mahfillerine varıncaya kadar hıncahınç dolu olan Mescid–i Haram’ı ve Kabe’ye her hangi bir şekilde fotoğraf makinesi, kamera gibi alet edavat sokmak yasak. Her namaz vakti aynı mahşeri kalabalık.

Her vaktin farzının bitiminden sonra Hac’da vefat etmiş hacı ya da hacıların peşpeşe cenaze namazları kılınıyor
Blogger tarafından desteklenmektedir.