Arafatta Vakfeyi Beklemek


Takvmler 5 Şubat 2004 ü gösteriyor

Çantaları yastık yaparak uyumaya çalışıyoruz. Ancak ne mümkün, . Hanımlar ise bitişik çadırda. Sabaha doğru doğu kesimlerde başlayarak gelen ezan sesleri ile uyandık..

Aslında uyuyanda yoktu. Sesler, uyumayanların konuşmaları, heyecan, koşuşturma ve anonslardan kimse rahat uyumamıştı. Adeta tilki uykusunda gibiydik.

Diyanet İşleri’nin tertiplediği organizasyonla gelen hacıların bulunduğu bölgede iki müezzin aynı anda ve münevabeli ezan okuyorlar. Ancak anlayamadığım bir şey vardı ki sabah ezanını okuyan müezzin 2 şer kere değil dörder kere ezanı okuyordu. Akabinde ise her çadırda topluca namaz kılınarak dualar ediliyor. Bulunduğumuz çadırda sabah namazına durmamız tam bir komedi idi. Aynı çadırda 2 kafile. Aynı yerde 2 kamet , 2 imam 4-5 müezzin olunca cemaat kime uyacağını şaşırdı. Kimi 2 kimi 4 rekat sabah namazı kılmak zorunda kaldı. Namazdan sonra kimi uyudu kimi kahvaltı etti.

Akşam otelde verilen "Arafat yemeği " kutularını açıyoruz. Yemekler içinde, zeytin, peynir, bal, helva, sandviç ekmeği yoğurt ve meyve suyundan oluşan mendil, çatal–bıçak ve kaşıkların da olduğu 25x25 cm.lik karton kutulara konmuş.

Gün ışığınca ortalık biraz daha netleşti.

Çadırlarda uyumaya alışık olmayanlar, üşüyenler, kemikleri donanlar hepsi ayrı bir manzara... Her bölüme mektep deniyor. Mekteplerde 2 -3 tuvalet yeri vardı. Her çadırın etrafında 2-3 adet su varilleri vardı. Sabah olup, Saat 8.–9’a doğru güneş sıcaklığıyla kendini hissettirmeye başlayınca eşimle birlikte Arafat’ı gezmeye çıkıyoruz. Her çadır görülmeye değer ayrı bir dünya sanki. Kimi çadırlarda zikir alabildiğine sesli yapılırken, bazılarında sessiz sessiz dualar ve gözyaşları, kimisinde hıçkırık sesleri, bazılarında ise uyuma emareleri. Bizi şaşkına çeviren ise dağ taş demeden insanların rast gele yatmalarıydı.

Tüm Arafat her milletten insanlarla doluydu. Hepsinin yeri ayrılmıştı. Bulunduğumuz yerin karşısında seyyar Türk hastanesi hastalara hizmet etmekteydi. Yüksekçe bir kuleye çıkıp Arafat meydanına baktım. Çevresi yüksek dağlarla çevrili bir vadi. Gecesi soğuk gündüzü sıcak bir Arabistan vadisi.

Hocaların Arafat'ta tuvalet ve su sıkıntısı var, yiyecek sıkıntısı var demeleri boş çıktı. Çok şükür her şey boldu. Bedava yiyecek dağıtan kamyonlar her bölümün girişinde idi ve önleri ana baba günü gibiydi. Allah c.c her şeyi vermişti. Mina'da yiyeceğimiz yemeklerde, anonslarla çağrılan kafile başkanlarına teslim edilerek, dağıtım hiyerarşiye uygun bir şekilde yapıldı.

Öğlene doğru yapılan anonslarla heyecanlar arttı. Anonstan duyduğumuz kadarıyla Diyanet İşleri Başkanı açılış konuşmasını yapıyor, görevlendirilen irşad ekibi Kuran-ı Kerim, ilahiler, kasideler ve konuşmalarda bulundu. Uzun bir sohbetten sonra öğle namazı ve ikindi namazı birleştirilerek kılındı. Bunu müteakip kuranı kerim okundu.

Ve müthiş saat başladı. Arafat duası. Yaşanması gereken müthiş zamanlar.....

Arafat Vakfesinin Zamanı

Arafat vakfesinin zamanı, yani Arefe günü öğlen vakti, Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur.

Öğle namazı cemaatle kılınıyor. Arafat’a has olarak öğlen ve ikindi, öğlen vaktinde cem edilerek kılınıyor. Yani öğlenin ilk dört sünneti ve öğle–ikindi farzları kılınarak farzlardan sonra teşrik tekbirleri getiriliyor.

Arafat Vakfesinin Yapılışı

Arafe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan sonra, ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün Türk hacılar için Arafat duasının tek bir çadırdan yönetmektedir. Arafat duası da genelde ayakta yapılmaktadır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salâvat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki Arafat Vakfesi duasını okuyabilirler.

Çadırlarda Dua Sesleri Ayakta yapılan dua. Duaya iştirak eden milyonlar ki. Af olmanın, affedilmenin eşiğinde... Yüz binlerce insanın ellerini göğe açtığı, ilâhi rahmetin saçıldığı o değerli vakitte, kalplerimizin duygularına, bütün gönül yangınlarımıza tercüman oldu. Sanki zaman, devrân durmuştu. Canlar, ruhlar cem halinde, “Amin!..” dedik hepsine.

Filistinli, Cezayirli ve bütün mağdur Müslümanlar da duadan nasibini aldılar. Gözyaşlarından seller gönüllerimizi yıkayıp gözlerimizden yol buldu. Etrafımda hıçkıran, yutkunan kalabalık da benden farklı durumda değillerdi.

Dua bittikten sonra etrafımızda oturanlarla, tanıdık veya yabancı farkı gözetilmeksizin musafaha yapıldı, tebrikleşildi. İlk kez bayram namazı kılmadan kurban bayramı, Arafat vakfemizi, hacı olma şerefini ve tebriklerimizi yapmıştım. Çadırlarda dua sesleri biraz daha zayıflamış şekilde devam ediyor. Akşam namazı kılınmayacaktı. Akşama doğru saat 6 da Müzdelifeye yola çıkılacağı söylendi. Bu yüzden akşam ve yatsı namazları Müzdelife' de kılınacaktı.

Akşam serinliğiyle beraber bir hareketlenme başlıyor. Hazırlıklar yapılıyor, çadırlar boşaltılıyor ve yolun açılması için polisler tarafından sürekli anonslar yapılıyor. Kafile ve gurup başkanları adeta birliklerini hazırlıyorlar. Hacılar önce çadırlardan dışarı çıkarılıyor. Dışarıda yapılan sayım ve içeride unutulan eşyaların kontrolünden sonra, insanlar birbiriyle karışmayacak şekilde yol kenarındaki turnikelere sevk ediliyor ve Müzdelife’ye gitmek üzere otobüslere bindiriliyorlar.


Google Plus'da Paylaş