Son Eklenen
Yükleniyor..

Taşköprü Danacı Türküsünün Öyküleri

Eski bir cezaevi türküsüdür. Yaptığından pişmanlık duyan, cezaevinin çekilmez çilesinden bıkan bir yükümlünün feryatlarıdır. Türkünün sözleri, Danacı Pehlivan sazını eline alıp başından geçenleri dile getirdiğinde, cezaevinin etrafında oturanların, yada bu civardan geçenlerin ağladığı söylenir.

Kastamonu halife Kuyucağı Köyü’nde mahalli bir güreşçi, Danacı. Güreş yapan amcasından heveslenmişti güreş yapmağa. On iki yaşında Camili Köy’de yapılan bir güreşte ilk soyunmuştu. Güreş ustaları: “Bu oğlanda iş var, gelecekte gıyak güreşçi olur” notunu vermişlerdi. O günden sonra çevrede güreş olan her yerde Danacı da bulunuyordu. Tuttuğunu el-ense yere yatırıveriyordu.

Ona, Danacı lâkabı da küçük yaşta takılmıştı. Ama nasıl, neden böyle dendiğini bilen yok.

Güreş karın doyurmaz ya. Bizim danacı, köylerinin hemen yanında küçüksu’da yapılan abaları (toprak kap-çömlek) büyük sepetin içine saman- ot koyarak itina ile akşamdan yerleştirir. Bu, onun bir haftalık yolculuğunun hazırlıklarıdır. Sabahın ışıkları ile gözünü açan Danacı, taze gelinin hazırladığı tarhana çorbasını yudumlayıp “ya bismillah” deyip, iki sepeti (küfeyi) yükleyip deh der atına. Niyeti üç aydır gitmediği Taşköprü- Boyabat yönüne...

Taşköprü’yü geçtikten sonra uzaktan bir davul sesi duyar. İçi kıpır kıpır olur. “Düğündür herhalde” deyip, sesin geldiği tarafa yönelir. Bir de ne görsün tam istediği. Yemyeşil harman, güreşçiler meydanda peşrev çekiyor. Millet yığılmış, heyecanla başlamak üzere olan güreşi bekliyor.

Danacı’yı tanıyan birisi hemen yaklaşıp, “sen de soyun” der. Zaten niyetli olan Danacı, atını bir kenara bağlayıp deste birinciliğinin ilan edilmesini bekler. Güreşi kolayca alır. Küçük ortaya çıkan iki pehlivanı da yener. Büyük ortada da aynı başarıyı gösterir. Gözler, atla gelen caba satıcısına çevrilmiştir. Baş altını da alışından sonra, onun bir cabacı değil; iyi bir güreşçi olduğu anlaşılır.

Sıra başpehlivanlığa gelmiştir. Ama nerde, her güreşte tuttuğunu kazıkla saniyede tuş eden köyün güreşçisini yenecek. Zaten güreş icadını çevreye o tanıtmıştı. İriyarı, çam yarması gibi bir adam. Bıyıklarına adam assan idam eder. Herkes, onun Cabacı’nın hakkından geleceğine inanmaktadır. Herkes, köylüsü tarafı. Cabacı’ya hak tanıyan, ihtimal veren yok.

Danacı, başaltı için meydana çıkınca “Ben cabacı değil, Danacı’yım” deyip bacağındaki beyaz donu indirince; sırma işleme kispet ortaya çıkar. O zaman gerçek bir güreşçinin köylüleri ile güreşeceği anlaşılır. Cazgırın salavatlanmasının ardından Danacı, atlayarak gezinirken arada bir nara atmaktadır. Davul sesleri arasında birbirlerine girerler. Danacı bir ara alta düşer. Kimse nasıl olduğunu bilemedi. Ani bir hareketle ayağa kalkıp rakibinin kolunu yakalayıverdi. “Çat” sesi ve ardından “anam” nağrası ortalığı inletti. Rakibinin kolunun geriye doğru kıvrıldığını görenler Danacı’nın üzerine gittiler. Saldıranlara karşı tek başına mücadele edip, kaçmayı denedi. Nafile. Atının heybesindeki kamayı çekip fırıl fırıl döndü. Gözleri kararmıştı. Vurduğunu düşürüyor, kamayı önüne gelene saplıyordu. Bir aralık, yerde dört-beş kişinin yattığını fark etti. Herkes geri çekilmişti. Atının sırtındaki küfelerin iplerini kesip atına atladı ve uzaklaştı.
İki kişiyi öldürmek, üç kişiyi ağır yaralamaktan yargılanan Danacı’nın, idamına karar verildi.

Lâkabım Danacı ismim pehlivan
Bana acısınlar gâvur müslüman
Efendim efendim şunda nem kaldı
Urganım yağlandı üç günüm kaldı

Elimde kelepçe yüzüm peçeli
Zaptiyeler durmuş iki geçeli
Hapishanede yakarlar kara kömürü
Mevlâm size versin uzun ömürü

Kaynak Kişi:

Adı soyadı: Emine Bekdemir.
Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü, (1937).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazması yok.
Derleyen: Ahmet Bekdemir.

KUMA

Bu türkünün hikâyesi Taşköprü’ye bağlı Bey Köyü’nde geçmektedir. Emine, ailenin dört çocuğundan biridir. Daha dokuz yaşındadır.

Emine’nin babası bir gün karısının üzerine bir kuma almaya karar verir ve eve bir kadın getirir. Emine’nin annesi bu duruma çok üzülür ve yatağa düşer. Emine de bu duruma çok üzülmektedir. Artık ailenin huzuru bozulmuştur. Emine, üzüntüsünü dile getirmek için gece gündüz ağlayarak bir türkü yakar. Bu türküsünü yatağa düşen annesine okur. Annesi de, türküyü babasına okumasını ister.

Emine, hemen gider ve babasının önünde bu türküyü okur. Bunun üzerine babasının da yüreği yumuşar ve ağlamaya başar. Onlara çektirdiklerinden dolayı üzülür ve eve getirdiği kumayı bırakır.

Belinezi’nin çayları da çağlasın
Hiç durmasın anam otusun da ağlasın
Anam bizi Fadim’imiz eylesin

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

Evimizin öñü bakacak
Dört yavruña şindi kimle bakacak
Yavrularıñ güccükden boynu buruk galacak

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

A bubam entireñde gök müydü
Hiç göğsünde din iman da yok muydu
Dört uşağıñ içine saña kürd gızı hak mıydı

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

Ne uzunumuş şu Sökü’nüñ düzleri
Gırılmışdu sala sala dizleri
Yakdı seni şu gahbeniñ sözleri

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım
Google Plus'da Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları