Son Eklenen
Yükleniyor..

Avukatlık Cübbesinin Yırtılması bir devrin sonu mu?

Avukatlık Cübbesinin Yırtılması bir devrin sonu mu?

“Avukatlık Cübbesinin Yırtılması” bir devrin sonudur.
Avukatlar çokça yürüdü.
Meydanlara döküldü.
Şu veya bu nedenden “siyah cübbeliler” denilen avukatların, medyanın da bir çeşit malzemesi olarak genç yaşlı yüzlercesinin sokağa dökülmesine alışır olduk.
Bazen adliye girişlerindeki denetime kızarak, bazen bir avukatın öldürülmesine, bazen baronun bir kararına tepki olarak sokaklara çıktık. Kâh bağırarak kâh sessiz yürüdük durduk.
Şimdide kırıp dökmeye, yaralama ve ölüme ve hatta yırtık cübbeler, morarmış gözlerle medyatik olduk.
Manzara bunun daha çok olacağını gösteriyor.
İşçinin hakkını alamadığı zaman işyerinin önünde bağırıp çağırması gibi, sokakta dayak yiyen çocuğun sokağa fırlayan ebeveynleri gibi olduk..
Ve bir zamanlar şaşırtan bugün ise” vakayı adiye”den sayılan bu yürüyüşler meslek onurunu kaybettirir oldu.
Avukatlar sokağa neden çıkıyor. Hak aramanın yolu sokaklar mıdır, meydanlar mıdır? Biz hukukçu isek bunun bir başka yolu yok mudur? Arbede, kargaşa ve meydan savaşları çözüm yolu mudur?
Mademki hak ve hukuku avukatlar iyi bilir hak aramanın yolunu bulmada başka çözüm yolu bulmamız gerekirken kargaşa, arbede ve olay çıkartmanın anlamsızlığı beni rahatsız ediyor.
Biz o kadar mı küçüğüz.
En son “Gezi” merkezli tepkilerin içerisinde en tehlikelisi sizce nedir bilmem ama bana göre “cübbenin yırtılma” olayıdır.
Ve günlerce de bunu düşünüyorum
Her an ofisten içeri girecek bir sade vatandaşın “cübbelerin yırtıldığından “ söz edeceği korkusu ve ne cevap vermeyeceğimi bilmemenin çaresizliği içinde düşünüyorum
O müvekkil sormaz mı “siz avukat olarak haklarınızı sokağa çıkarak, ölüme varan olaylara karışarak hakkınızı alıyorsanız ben sana neden geleyim, senden yardım isteyeyim, hukuki çözüm yolunu sorayım.”
“Öldüreyim olsun bitsin mi” demelidir.
Yoksa hakkı aramak için, hakkın arandığı adliyelere giderek bulmamız mı daha etkili olur.
Olur, olmaz her durumda Baro çıkışlı ve hatta disiplin kovuşturmalı tehditlerle sokağa dökülen avukatların bu eylemleri bizleri dibi görülmeyen ancak hissedilen bir uçuruma sürüklüyor. Sürüklüyor ama kaçımız bunun farkında bilemiyoruz.
Son yıllarda artan sokağa dökülme rollerinde hukukçular artık işçiler kadar kanıksanır oldu. Yıllar yılı her tepkide işçileri sokağa dökenler artık bu konuda aşama göstererek biraz daha öteye gitmiş “mürekkep yalamışları” sahneye çıkartır olmuştur.
Siyah cübbeliler, beyaz önlüklüler ve diğerleri yürüyüşlerin merkezinde yer almaya başlayınca işçiler geride kalmaya başladı.
Ve artık vatandaşlar amacı ne olursa olsun sokağa çıkacaklar kesimin avukatlar ya da doktorlar ve zaman zaman öğretmenler olacağını tahminde yanılmamaya başladı.
“İşçiler meydanlara” artık klasik bir terim olsa da sendikalardan kopmaların, sendikaların giderek siyasi boyutta ve rant yönünde hizmet vermesinin, aldığı üç beş kuruşun hesabını yapan işçinin “sendikayı neden besleyeyim zaten alamayacaklar” demesi bu kez bir başka arayışa yöneltti, birilerini.
Ve sokağa dökülen, meydanlara çıkanlar okuryazar takımı oldu.
Beyaz önlüklüler, doktorlar alınmasın ama bizi derinden yaralayan adaletin savunma ayağı olan avukatlık mesleğinin sembolü cübbelerin artık yerlere düşmesi oldu.
Kolay kazanılmayan bir değer olan cübbenin, hakkın ve hukukun savunmasının göstergesi olan bu kıyafetin bu kadar basite indirgemesinin vicdanları titretmemesi, Baroların bu konuda derin düşüncelere dalmaması acı vericidir.
Adliyelerin içinde veya dışında tepki için döküldüğümüz meydanlarda bizleri saygın gören binlerce yurttaşın gözü önünde tartaklanarak, dövülerek, cübbeleriyle sürüklenerek, hatta cübbeleri yırtılarak yakışık almayan bir manzara içinde görülmemizin kime ne faydası var bilmem ama hukuk sektörüne çok zarar verdiği kesindir.
Saygınlık ve onur kalmadı.
Barolar birliği başkanına ve diğer tüm baro başkanlarına seslenmek istiyorum, “söyleyin avukatlar nereye koşuyor? Nerelere koşturuluyor?”
Bana göre baroların, asıl meslek sorunlarıyla ilgilenmeyerek temel görevlerini ihmal ettiklerinin sonucu olarak görünen manzaralar bunlar olmaktadır ve olmaya da devam edecektir..
Avukatların günlük hayattaki gelişmelerinin ve tıkandıkları noktaların barolarca masa başında çözülmesi gerekirken tüm üyelerini hak arayışı olarak sokağa dökmeleri büyük bir yanlıştır.
Şimdi diyeceksiniz ki “Barolar kendi sorunlarına çözüm üretme konusunda başarılı değil ki üye avukatların sorununa çare olsun.” Doğrudur, Haklısınız, ama “bizi maşa olarak sokağa döken Baronun da kaldırılması gerekir mi gerekmez mi” ben de bunu soruyorum.
Baroların meslek sorunlarına üstten bakan duruşları, yargının köhnemiş yapısını değiştirmeye yetmeyeceği açık olduğu kadar. Avukatların sorunlarını da çözmede başarısız olacağı kesindir.
Ancak birey olarak avukat taşıdığı misyon gereği uyanık olmalı ve hak arıyorum diyerek sokağa dökülmemelidir.
En fazla üyesi olan en büyük üç ilin Baroları başta olmak üzere, “mesleğin saygınlığı kalmadı, her yerde kötü ve saygısız muamele görüyoruz, baro yönetim kurulları ne yapıyor?” Diye sormaya kalksanız ekmek kaygısı içinde bulunan 10/15 kişilik yönetim size ne kadar cevap verecektir.
Ancak çözüm yine de saygın ve onurlu meslek sahibi avukatların sokağa dökülmeleriyle olmamalıdır
Cübbelerimizi yıttırmadan, dik durarak , medenice ve hukukun tüm yollarını deneyerek hakkımızı aramak bize yakışır. Yoksa müvekkilin karşısında SUSMAK ZORUNDA KALIRIZ.
SARU BATU - 08.06.2013

Google Plus'da Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder