Paylaşmak Serbest

2023 Cumhuriyetine Mektup



Cumhur(undan Hürr)iyet’e  ( Cumhuriyet’e)
Bugün 16 yaşında bir genç kız olarak, bir cumhur olarak sana yazmak istediğim o kadar çok şey var ki bunun için bir iki sayfa yetmez sanırım.
Ben bugün İmam Hatip Lisesinde okuyan senin 100. Yılında 26 yaşın güzelliklerini yaşamak arzusunda olan biriyim.
Henüz çocuk denen ama genç kızlığın ilk heyecanını yaşayan ben senin isminin içinde yer alan hürriyetin, özgürlüğün, insanca yaşamın varlığını hissetmediğim yılları yaşadım.
Ben okudukça, büyüdükçe Cumhuriyet yönetiminin ne olduğunu öğrendim. Sınavlarda sorulan soruların arasında senin ne olduğunu anlatmaya çalıştım ancak senin nasıl yaşanacağına cevap bulamadım.
Çok değil bundan yıllar önce 50. yılında şu anda benim babam, dedem yaşında olanlar “Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu” diye marşlar okumuşlar ne yazık ki bunu yaşantılarına uyduramamışlar.
Cumhuriyeti, özgürlüğü, insanca yaşamı kendi at gözlükleri içerisinde sadece kendileri için uygulamışlar kendilerinden olmayana bu hakkı tanımamışlar.
Doğudan batıya önü alınamaz göçlerin ardında insanca yaşamanın hakkı yatarken batıdan doğuya gidememenin hastalığının bulunduğunu yıllarca göremeyen büyüklerimiz ya bu kavramı anlamadılar ya da o kadar yukarıdan bakıyorlardı ki kibrin parlaklığı gözlerini kör etmişti.
Doğudan batıya, kuzeyden güneye kardeşçe yaşamış bizleri öylesine cephelere bölmüşler ki doğduğum ve gençliğini yaşamaya başlayacağım vatanımda ilk bunların sızısıyla büyüdüm.
Gazetelerde, dergilerde, televizyonda kısaca her yerde birbirlerini vuran kardeşlerin, akraba çocuklarının ölüm haberlerini okudukça nasıl bir dünya bu diye şaşıyor ve buna kimseden cevap bulamıyordum.
İnsanca yaşamayı henüz 16 yaşında kendime dert ediniyorsam büyüklerimin yaptığı bir hatanın faturasını ben de ödeyeceğim diye kendimden korkuyordum. Bu korku ile yaşarken kendi soyumun farklı iki kökenden geldiğini duyduğumda bir çıkmaza daha giriyordum. Bu çıkmazlar beynimin içinde giderek büyüyen bir labirent olurken ben o labirentin içinde kobay gibi bir duruma düşüyordum.
Ya da kendimi çaresiz hissediyordum.
Bu yüzden bana sorduklarında “büyüyünce ne olacaksın” dediklerinde “bir şey olmayacağım” cevabını net verebiliyordum.
Ne olabilirdim ki…
Askerler vuruluyor, doktor vuruluyor, öğretmen vuruluyor, anne vuruluyor, genç vuruluyor, yaşlı vuruluyor.
Bu durumda ne olmak istenir ki..
Kardeşi kardeşe kırdıran iç ve dış mihrakların oyunlarının içinde doğan ben  Cumhuriyetin özünü yaşayamaz hale gelmişim.  Birlik beraberlik, bütünlük ve huzurun olması gereken senin, Cumhuriyetin varlığında bunlar yok edilmiş ve ben böyle bir durumda ne olmak istersin dediklerinde bunu soranların kafalarının çalışmadığına inanıyordum.
Artık yeter diye bir çığlık atmaya kalksam inanıyorum ki boğazımdan sesler çıkmayacak ve sessiz bir çığlık boğazımdan geriye yüreklerimin derinliklerinde kaybolup gidecektir.
Benim bir tarafım bir ırk, diğer tarafım başka bir ırk. Ben her iki taraftan sevenleriyle yaşama tutulmaya çalışan bir genç kızım. Ben her iki tarafta bir yerlerine bir şey olduğunda gözyaşlarını dökeceğim, mutluklarına ortak olacağım insanlarla yaşamaya mecburum.
Ve ben bu müthiş güzel mozaik içerisinde, harika yaşam içerisindeki bir dünyada korkarak, çekinerek yaşamaya alışmak istemiyorum.
Öyle ise hey Cumhuriyet,  Kalk ve silkelen...
Öyleyse ey Hürriyet dalga dalga yayıl,
Öyleyse ey insanlık yaşamın güzelliklerini tat.
Ve beni doğduğuma pişman etme..

Erol Kara / 12.05.2013
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder

Paylaşmak Serbest