Tavaf’ta huzur bulmak, âşık pervaneler gibi dönmek


Her günümüz tavafla geçiyor. 


Tavaf’ta huzur bulmak, âşık pervaneler gibi dönmek

Niyetimizi yapmış, Hacer-ül Esved’in hizasına gelmiş bulunuyoruz.  Yüreğimizle, gönlümüzle ve saygıyla Kâbe’nin önünde eğiliyoruz.  Ve musafaha yapar gibi, Allahu Teâlâ’nın elini tutmuşçasına, Resullulah Aleyhisselamın dudak izlerini ararcasına mübarek taşa bakıyoruz.  Çevresi her zaman olduğu gibi âşıklarıyla dolu.. Ona dokunmak, yaklaşmak için can atan sevdalılar üst üste…

Yaklaşmaya cesaret edemiyoruz. Hem mümin bir kardeşimize, hem kendimize zarar vermek istemediğimiz için uzaktan selamlayarak ilk şavtımıza başlıyoruz.

 “Bismillâhi Allâhu Ekber”  diyerek HACERUL- ESVED’İ selamlıyoruz. “Lâ ilâhe illellâhu vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü velehül hamdu vehüve alâ külli şey’in kadir” diyoruz.  Her şeyin sahibi olan Rabbimi tespih ediyor, kudretine bir kez daha hayran oluyoruz. Çocuklarıma Mültezem’de dua etmelerini söylüyorum. Burada edilen dua asla ret olunmaz , diyorum.  Onlarda heyecanla, sevgiyle içten gelen dualarını ediyor. “Sübhânellâhi vel-hamdu lillâhi velâ ilâhe illellâhu vallâhu eber. Velâ havle velâ kuvvete illâ illlâhil- aliyyil azîm” diyerek Hz. İbrahim’in makamı önüne doğru geliyoruz. Peygamber efendimize salâvatlar getiriyoruz. “Allahumme salli alâ seyyidine Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhime ve alâ âl-i İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd”  ve “Allahümme bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed kemâ bârekte alâ ibrâhime ve alâ âl-i İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd”  Ve bu arada Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in çabaları aklımıza geliyor. Ve yapmış oldukları duayı tekrar duyar gibi oluyoruz. “Ey bizim Yüce Rabbimiz! Bizi, yalnız Sana boyun eğen Müslümanlardan kıl. Soyumuzdan da yalnız Sana teslimiyet gösteren bir Müslüman ümmet yetiştir.. Ey bizim Rabbimiz! Onların içinden öyle bir resul gönder ki; Kendilerine Senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları tertemiz kılsın.” Bizler de Onlara dua ediyoruz.

Kâbe’den de gözümüzü ayırmadan şavtımıza devam etmeye çalışıyoruz. Bir yandan çocuklarımıza sahip olmaya çalışırken, bir yandan Kâbe’nin muhteşem ve göz alıcı güzelliği ile kaybolmaya çalışıyordum. Çocuklarım ellerindeki dua kitabından duaların okuyor, ben de bildiğim ayetleri, duaları okuyarak bu gönül çağlayanına iştirak etmeye çalışıyordum. Sakım gözlerinizi Kabe'den ayırmayın. Onunla bir bütün olmaya çalışın.  Kâbe,  Sidretü'l-Müntehâ’nın gölgesindedir. Arz üzerinde Kâbe'yi insanlar tavaf ederken, gökteki uzantısı olan Sidretü'l-Müntehâ'yı da melekler tavaf ediyorlar. Melekler bizi kıskanır. Biz de onları kıskanırız. Sizler de birer meleksiniz. Haydi, dua edin. Kâbe’ye bakın. Bunu fırsat bilin ve Allahu Teâlâ’ya yükselebilmenin yolunu bulun diyorum. Henüz yaşları küçük olan çocuklarım beni pek anlamasalar da gözlerini Kâbe’ye dikerek dönmeye başlıyorlar.

Bazı günler tavafı tek başıma yaptığım oldu. Tek yaptığımda kendimi Kâbe’yle bir olup, etrafında dönen âşıklarının etkisiyle dalga dalga yukarılara, yukarılarda tavaf eden meleklere karışmak arzusunda olduğumu hissediyordum. Ama günahkâr bir bedene sahip bir ruhla bu hayallerimden çabuk sıyrılıyordum. Ve dualarımı daha fazla ederek aff olmayı istiyordum.

Diğer günlerde yaptığım umrelerimi başta Peygamber Efendimiz (SAV) olmak üzere babam, küçük ağbim, oğlum ve küçük kaynım için yapmak kısmet oldu... Elhamdülillah… Birçok tavaflarımı da yine sevdiğim dostlarıma, tüm Müslümanlara, sahabelere, diğer peygamberlere de yaptığım oldu. Kendi dışımdakiler için umre yaparken şunu da hissettim. Bazı umreler çok ağır geldi, bazıları çok hafif… Meselâ Peygamberimiz (SAV) için yaptığım umrede çok zorlandım...  Oğlum için yaptığımda da aynı, küçük kaynım için yaptığım umre ise kuş gibi geçti. Acaba dünya halleri tavafa mı yansımıştı… Peygamber aleyhisselamı düşündüm. O mübarek en büyük sıkıntıyı o çekmişti.. Tabiatıyla "umre"de o nedenden dolayı mı sıkıntılı geçmişti. Çözemedim. Ama hissediyordum.

Tavaflarımıza devam ediyoruz. Hac nasip olmayan kardeşlerimize, eşimize, dostumuza niyet ederek tavaf ediyoruz.  Tavaf, bir şeyin etrafında dönmek demektir. Evrenin en küçük maddesi olan atomdan, en büyük galaksiler dahi tavaf halindedir. Her şey Yaratanına ibadet etmektedir. Tavafta bu âşıkların akışına kendimi bıraktığımda çok huzurlu oluyordum. Sağım, solum önüm arkam zikir sesleriyle, yalvarışlarla, dualarla, Allah (c.c) Resullulah Aleyhiselam zikirleriyle doluyor, doluyor adeta bir sevda rüzgârının içerisinde kalıyordum.  Hacı Bayram Veli Hazretleri  Gül Değirmeni diyor Beytullah’a… Değirmen gül, dönen gül, alan gül, satan gül, unu gül, güldür gül diyor. Beytullah’a bakarken renk renk, çeşit çeşit insanlar, hepsi de Allah’ın (cc) beytini tavaf ediyor, Bu güzel insanların, Allahu Teâlâ’nın misafirlerinin arasında olmakta bir başka heyecan veriyor, insana.
Bir damla iken deryanın içinde oluyordum, adeta.. “Tavafa her zaman Kâbe sol tarafa alınarak başlanır. Yani, insanın kalbi ile Beytullah yan yana gelmiş olur. Yani, yüreğini Beytullah’a vermiş oluyorsun. Kalbini Beytullah ile inşa etmenin gayretiyle tavaf edersin. Çünkü Kâbe Allah’ın evi, kalp de O’nun nazargahıdır...” Diye duymuştum. İşte kalbim ve dünyanın kalbi yan yana… Hatta kalp sesimi duymuyorum bile. Onu kendimde değil Kâbe’de hissediyorum.
Şaftın her biri farklı bir güzellikte…

Çevremi saran bu kutlu misafirlerin her biri kendince farklı farklı duaları yüksek sesle okuyorlar. Evrende her şeyin döndüğü o muhteşem koroya dâhil olduğunuzu hissediyorsunuz. Evrende var olan her şeyin Rablerinin emri ile hareket ettiğinin güzel bir örneği bu. Dünyanın atomların dönüşü gibi bizde bu şekli ile Rabbimizin emrine riayet ediyoruz.
İlk üç şaftta ihramımın üst parçasının bir kısmını sağ koltuk altından geçiriyorum. Sol omzuma atıp sağ kolumu omuz ile birlikte açıkta bırakıyorum. Bunu yaparken aklım a sahabeler geliyor. "Resullulah (s.a.v.) Efendimizle ashabı (umre için Mekke'ye) geldiklerinde, müşrikler kendi kavimlerine şöyle dediler: "Size bir kavim geliyor ki, Yesrib'in sıtması (ve benze­ri hastalıkları ) onları iyice zayıflatıp halsiz bırakmıştır." Bu­nun üzerine Resullulah (s.a.v.) Efendimiz ashabına tavafın ilk üç şavtını kısa adımlarla ve Çalımlı olarak biraz süratli yürümekle  yapmalarını  ve  iki  rükün  arasında  normal yürümelerini emretti. Resullulah’ı (s.a.v.) bütün şaftlarda re­mel yapmaktan alıkoyan tek şey, ashabına karşı olan şefkat ve merhametiydi." İşte bu olay her remel yapışımda aklıma geliyor ve içime daha bir coşku doluyordu.  Pazılarımı gören müşrikler yoktu ama beytin etrafında olabilecek münafıklara karşı da bir duruş idi, bizi günaha sokmaya çalışan şeytana karşı bir hareketti bu.

Diğer 4 şaftta kollarımı kapatıyordum. Biliyordum ki Resullulah Aleyhiselam, Beytullah’ı ilk tavafla ta­vaf ettiği zaman, üç defasını çalımlı ve az süratli bir yürüyüşle, dört defasını da normal yürüyüşle yapmıştı. Bende O’nun bu sünnetini elimden geldiğince yapmaya çalıştım.

Beytullah’ın etrafında Tam yedi defa dönülmelidir. Namaz hariç başka hiçbir sebeple ara verilemez. Neden 7 diye soranlar oluyor, bazen. Bildiğimce, aklım erdiğince düzenin 7’lerinden söz ediyorum. Çünkü gökler yedi kattır, insandaki nefis de yedi tanedir. Her dönüşte bir merhale, bir menzil aşılarak yedi kat göklerin üstüne çıkmak, maddî âlemin üstüne yükselmek demektir. Ayrıca iç dünyamızda yedi basamaklı olan nefsin en aşağı basamağından en üst basamağına yükselmesidir.  Hayvanî hayattan kurtulup, ruhânî hayata kavuşmak demektir.

Tavafın dışında günlerimiz tavaf ve diğer ibadetlerle geçiyordu. Birkaç defa, Hacer-i Esved taşına elimizi sürmek için çok gayret gösterdik, ama maalesef  gerek izdihamdan buna pek cesaret edemiyordum. Daha önce ki gelişlerimde buna nasip olmuştum. Bu kez dokunamayanlar dokunsun, onlara kısmet olsun diye düşündüğümden bu konuda fazlaca ısrarcı olmadım. Ancak gerek Kâbe’nin duvarlarına, Rukn-u Yemani’ye, Hicr-i İsmail’e çok girdim. Çok dokundun. Namazlar bile kıldım.  

Tavafı bitirdikten sonra Zemzem çeşmelerinin olduğunu yöne ilerliyorum. Plastik bardaklara zemzemi dolduruyorum. Kâbe’yi Muazzama’ya bakarak, dualarımı söyleyerek ve her seferinde 3 yudumla içiyorum. İçiyorum. İçimin tertemiz olmasını arzu ediyorum. Her zemzem bardağı Rabbimin bir ikramı, bir lutfu gibi.. İçtikçe içesim geliyor. Kana kana içiyorum. Bardaklarımı doldururken kalabalığa girmeye korkan yaşlılarla, erkelerin arsında giremeyen bayan hacılara da bu arada yardım etmeye çalıyorum. Onlara zemzem bardaklarını uzatırken dualarına da muhatap oluyordum. Merdivenlere oturmuş, sıcaktan dudaklarının kuruduğu her halinden belli olan yaşlılara da zemzem sunmaktan, onlara, Allahın misafirlerine hizmet etmekten de de mutlu oluyordum.

Ve Makam-ı İbrahim’e yakın olabileceğim bir yer seçmeye çalışıyorum. Tam önünde kılmayı ne kadar arzu etseniz de buna imkân yok. Tavaf yapanlara engel olabileceğiniz gibi ayakaltında kalma riskiniz de bir hayli fazla. Gerçi İranlılar fazla umursamıyorlar. Bir bakıyorsunuz tavaf sırasında tam önünüzde secde etmeye çalışan biri. Askerler de buna engel olmaya çalışsalar da fazla başarılı olamıyorlar. Hacıyı incitmek istemeyen Suud Askerleri bu kez başında bekleyerek ona bir zarar gelmesini engellemeye çalışıyorlar. Kendime Makam-ı İbrahim’in hizasında biraz gerilerde bir yer buluyorum. İki rekât tavaf namaz kılıyorum. Şükür ediyorum. Affet bizi Allah’ım diyorum. Senin Beytini ziyaret eden bu güzel hacıların ibadetlerini kabul et diyorum. Bizlerden ümmeti Muhammed’den razı ol diyorum.

Kâbe'yi tavaf, kâinat nizamından alınmış bir ibadettir. Bu bakımdan, İslâm'ın sembolü olan Kâbe etrafında dönmek de
Dine gönül vermek, onun etrafında pervane kesilmek ve Allah'a bütün kalbiyle bağlanmaktır. Böyle bir merkez etrafında dönmek ona aşkla bağlılık anlamına gelir.

Tavafı gerçekten inananlar aşkla yapıyor, öyle bir aşk ki, sonsuz ve sürekli bir aşk.

Google Plus'da Paylaş