Mescid-i Nebevi'de olmanın doyulmaz hazzı


Mescidi Nebevi… Ravza-ı Mutahhara… Peygamber mescidi… “Yeşil Kubbe” (Kubbe-i Hadrâ) … 
Hangi isimle bilirseniz bilin ben buradayım. O efendiler efendisinin, güller sultanının, merhamet sembolü, peygamberler peygamberinin yanındayım. Koskoca 8 gün burada geçiyor. Sabah namazı öncesinden yatsı namazının sonuna kadar, buradayım, O kutlu sultanın huzurundayım.

Babusselam kapısından içeri girerken Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç”  diyorum. Koskocaman Mescid de yüzlerce peygamber aşığı kimi namaz kılıyor, kimi kuran okuyor, kimi yürüyor, kimi yatıyor, kimi seyrediyor kimileri de bir şeyler keşfetmenin ya da ilk kez gelmenin heyecanı içerisinde rüzgârın önündeki yaprak gibi dolanıp duruyor. Ama ne yaparsa yapsın burada bulunanların hepsi Resullulah aleyhisselamın misafiri dudaklarımdan sökülen euzunun ardından Resullulah Aleyhisselam’a salâvat okuyorum. 

Ve ardından “

Ağır ağır ilerlediğim mescidin içerisinde kendime uygun bir yer arıyorum. Bunu her girişimde yapıyorum. Çünkü her taraf dolu.. Bilhassa cennet bahçesi denilen alana, peygamber mihrabı denilen yere, minberin yanına, müezzin mahfilinin altına veya suffa denilen alana girmek pek de kolay olmuyor. Buralar hıncahınç dolu. Namaz kılmak isteyenlere baktığınızda 50–70 cm.lik alanda iki büklüm namaz kılmaya çalıyorlar. Sınma sıkış manzara günün her saatinde aynı olmaktadır. Burada namaz kılmak için kendinizi zorlamanız lazım ama Resullulah aleyhisselamın misafirlerini incitmeden, kırmadan, üzmeden.


Buraların kalabalık olmasının yegâne sebebi var. O’nu aramak. O’na kavuşmak. İzini sürmek, tozunu bulmak.. Başka bir ötesi yok.  İşte cennet bahçesi.. “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir” buyuruyor Nebiler sultanı… Tertemiz bir bahçe, cennet bahçelerinden bir köşe… Ravza-i Mutahhara’nın bulunduğu yer.  Dünyada iken cennet bahçesinde ibadet etmek istemez misiniz? Tabii ki istersiniz. O halde bu alandan ayrılmak istenir mi? İşte o güzel insanlarda misafir oldukları bu mekânda şerefe nail olmak, cennette ölmeden bulunabilmek için burada yoğunlaşıyor. Yer yok. Biraz müsaade, biraz tebessüm ile kendinize yer bulursanız işte kazandınız. Haydi namaza… Baktınız biraz boşluk oldu, kerahat vakti ya da secde etmekten yoruldunuz mu? İşte raflarda boy boy Kuranı Kerim .. Alın okuyun. Okuyamıyor musunuz o halde zikredin. Tespih çekin. Dua edin. Şükredin. Cennet bahçesinde kâinatın efendisi aleyhisselamın misafirisiniz. Ne ikram isterseniz o… Heyecandan dudaklarınız mı kurudu. Az ileride zemzem bidonları sizi bekliyor. İçi doyasıya. Neden içtin, çok içtin, yok burada… Alabildiğince, doyuncaya kadar içebilirsin. Sebil kardeşim sebil. Bu Medine halkının ikramıdır. Mekke’den senin için getirmişlerdir.

Mihrabında Efendimizin imamlık yaptığı yere geçin. Kalabalık ama sıra var. 2 rekât nafile namazını kıl. Resullulah aleyhisselamın arkasında kılıyor gibi hisset kendini. Hani ağlayan kütük vardı ya. Kâinatın efendisinin hutbe okuduğu o kütük. İşte o kütüğün gömülü olduğu yerin üzerinde bulunan, daha sonraları yapılan ve yenilenmiş halde önünde duran minberin önünde, sağında solunda namaz kıl. Resulü dinle, doyasıya.. Bak vaazlar veriyor. Dinle ve kendini düzelt. Ümmeti olmaktan dolayı şükret. O emsalsiz insan, o güller sultanı sana sesleniyor.


Ya az ileride Hz. Bilal’in ve Ümmü Mektum’un sesinden Ezan-ı Muhammedi’nin Medine sokaklarına yayıldığı yer olan müezzin mahfiline ne demeli. Burada da kendini değerlendir. Namazını kıl. Duanı et..

Mescidi-i Haram dışındaki mescitlere göre ibadetlerin sevaplarının bin kat fazlasıyla karşılık gördüğü bir mescidde bulunmanın kıymetini yaşa. Hisset. Heyecanlan. Fırsatı değerlendir. Habibi Resule yanaş. Ravza-i Mutahhara’dasın. Kıymetini bil.

Az ileride Ashab-ı Suffe’ye ve tüm sahabeye bir mektep olmuş yere git. Orada alınan Harp kararlarına iştirak et, kıyılan nikahlara şahitlik et. İslam’ı burada dinle. Dinin öğren. Fakirlerin ellerinden orada tutulmuş, yetimlerin başları orada okşanmıştır. Küslerin barıştığı, dertlilerin dertleriyle ortak olunduğu, kimsesizlerin ıstıraplarına çare olunduğu yerin kıymetini bil. Namazlar kıl. Kuranlar oku, dualar et, tespihleri söyle…
Buralarda yer bulamadın mı? Mescidinin bugünkü Minberinin bulunduğu yere git. Medineli imamın arkasında dur. Namazlarını ifa et ve sonra müsait olduğunda diğer yerlere geç.
Az ötede duran Cibril kapısını gördün mü? Cibril-i Emin’in kanat izlerinin bulunduğu, vahy-i ilahinin makamıdır Ravza-i Mutahhara…
Faziletli bir mekândasın. Bereketli bir makamdasın. Huzurlu bir ortamdasın. Ve vaktini geçirmek için dışarı çıkmayı arzulama. Sen Ravza-i Mutahhara’dasın.  Bak görebiliyorsan melekler çepeçevre kuşatmış kabri şerifi, hücrei saadeti. Sen de onlara katıl… Salâvat getir. Selam eyle.
Hazreti Fatma annemizin kapısından geçerken bu mübarek insanın babası tarafından ne kadar çok sevildiğini, Resullulah’a nasıl destek olduğunu hatırla.  Ebu Bekr-i Sıddîk’ı selamla… Adalet timsali hazreti Ömer’i kucakla… Ve onlara da selamı asla unutma.. Yanında bulunan mümin kardeşlerinle kucaklaş. Onları bu ziyaretlerinde itekleme. Horlama. Küçük görme. Rahatsız etme.

Bak mescide dön bir bak. Hepsi bir sevdalı, bir aşık.  Müminler mana âlemlerinde… Onlardan biri ol.  Gözlere bak. O mümin kardeşlerinin gözlerine bak. Aşk, heyecan, duygu… Gönüller gözyaşları ile çağlıyor. Boyunlar bükülmüş… Diller kurumuş… Âşıklar, sevdalılar, şefaat dileniyorlar Rasülullah’tan.. Sende katıl ve heyecanla “Selam sana, salât sana ya Rasulullah! Salât sana, selam sana ya Habiballah! Selam ve salat sana ya Nebiyyallah!” Selamını, tazimini saygıyla ilet. Ey Peygamberin güzel dostları.. Ey Ebu Bekir, Ey Ömer (Allah her ikisinden tüm tüm müminlerden razı olsun) Kıskanılmayacak insanlar mı? Hayattayken O’nunla,  sonsuz istirahatgahında O’nunla.

 “Araya araya bulsam izini, İzinin tozuna sürsem yüzümü, Hak nasip etse görsem yüzünü, Ya Muhammed canım arzular seni.” Diyen Yunus Emre’ye katılmamak  olur mu?.

O’nun huzurunda bulunmak heyecanın doruk noktasına ulaştığım her günde bunları kendime söyledim. Durdum.

Ve her günümde, Medine’de bulunduğum her günde buralarda namaz kılmak , tesbih çekmek, zikretmek, O’nu seyretmek, Kuran okumak için çabaladım, durdum. Ta ki vedaya kadar. Buralarda ibadet etmenin fırsatını da her zamana yakalamayı bana nasip eden Rabbime de hep şükürler ettim.

Bir keresinde Medineli yaşlı bir dede, kolumdan çekmiş öğle vaktinden ikindi sonuna kadar benim tek başıma minberin yanında, ağlayan kütüğün gömülü olduğu yerin üzerinde namaz kılmamı sağlamıştı da, bir daha gidişlerimde o dedeyi görememiştim.  

Genelde Mescidi Nebevi’de o güzel yerleri seçmeye çalıştım. Yer bulamadığım, kalabalığı had safhada olduğu zamanlarda ne mi yaptım. Geniş oturan, yanına bir kişi daha sığacak durumda bulunan veya belki bir tanıdığı daha gelir diye seccadesinin geniş tutmuş olanların yanına yaklaşıyordum. Önce oturmak için izin istiyordum. İzin vermediği zaman “ Baki kabristanının altındaki yerde bulunan ofislerde temin ettiğim “ Kuran-ı Kerim’in son cüzünün tefsiri” adlı kitapta gördüğüm bir ayeti okutuyordum.   İşte okuttuğum ya da okuduğum ayet. Mücadele suresi ayet 11 . “Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla.. Ey iman edenler! Size, "Meclislerde yer açın" denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, "Kalkın", denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” İşte bu ayeti kerime vasıtasıyla dolayısıyla Allahu Teâlâ’nın ikram ve yardımıyla o geniş oturanlar yanlarındaki yerleri açıyorlardı. Bende teşekkürümün ardından ibadetlerimi yapmaya çalışıyordum. Bu ayeti çokça kullandım.
Ve son gecemde idi. Akşam namazımı suffa denilen alanda kılmış yatsıyı bekliyordum. Önümdeki kitabı okurken bir an dürtüldüm. Başımı kaldırdığımda az ilerimde, Hücrei Saadetin hemen yanının boşaldığını gördüm. Kimse de farkında değildi. Hemen yerimden doğruldum. Ve işte oradayım. Resullulah aleyhisselamın yanındayım. Omuz omuzayım, dizinin dibindeyim. Hücrei saadetle aramda hiçbir şey yok. Bu ne güzel yer idi. Bu ne güzel nasip idi. “Allahım benden razı isen burada al ki canımı, bu güzel elçinin buyurduğu “imkânı olan Medine’de ölsün” hadisine nail olayım dedim.




Google Plus'da Paylaş