Header Ads

erolkara.net"/

Medine'de Umre Yapmanın Güzelliği

02.07.2011 Kuba Mescidi ziyareti

“Umre Mekke’de yapılan bir ibadettir. Medine’de umre yapılır mı” diye dediğinizi duyuyorum. Evet, Allahın Resulü Hazreti Muhammed Aleyhisselam demişse yapılır. Ve biz de bu emre uyarak Medine’de bir nafile umre sevabı almak için, Hakk Teâlâ’nın izin vermesiyle ve nasip etmesiyle yapmış bulunduk.

Madem Medine’deyiz. Madem ki böyle bir imkan var, değerlendirmeden buradan ayrılmak büyük bir hata olur.

Bu nedenle bu yazıyı okuyanlara da bu imkandan yararlanmalarını tavsiye ediyoruz.  Medine’ye gittiğiniz zaman umre sevabından faydalanmayı asla unutmayınız.

Kur’an’da ‘takva üzerine inşa edilen mescid’ diye övgüye nail olan Kuba Mescidine gidiyorum. Buraya Efendimiz Aleyhisselam hayatı boyunca büyük vefa göstermiş, büyük önem vermiş.  Mesela bir hadis-i şeriflerinde “Kim cumartesi günleri güzelce abdest alır ve Kuba mescidine gider orada namaz kılarsa onun için bir umre sevabı vardır” demiştir. İşte bu hadisi şerif doğrultusunda daha önce kafileyle geldiğim Kuba’ya bu kez yalnız gidiyorum.

Önce Mescidi nebevide kıldığım öğle namazından sonra ikindi vakti girmeden gidebilmek için otele geliyorum. Hadisi şerif gereği öncelikle boy abdestimi alıyorum. Bunu mutlaka yapın.. Rasulullah aleyhisselamın emri bu yöndedir. Güzelce koku sürünüp, otelden çıkıyorum. Mescidi nebevinin hemen önünde bulunan dolmuşlar veya taksiler sizi istediğiniz yere götürmektedir. Bir taksiye 40 Riyal, bir dolmuşa 10 Riyal verdiğinizde sizi Kuba’ya götürmektedir. Ben de Mescidi Nebevi’nin Baki tarafındaki girişine giderek bekleyen dolmuşlarla 10 Riyale gittim.

İşte takva cami Kuba Mescidi’nin kapısındayım. Yukarıda demiştim. “Her kim burada namaz kılarsa bir umre sevabına nail olur” buyrulan mescitten söz ediyorum.

Efendimiz Aleyhisselam, Külsüm bin Hedm'in hurma kuruttuğu arsa üzerinde bizzat kendisi de taş ve kerpiç taşıyarak inşa ettiği Kuba Mescidi'nde her cumartesi günü binekle veya yaya olarak ziyaret edip namaz kılarmış.

Kur’ân-ı Kerim’de (Tevbe, 108) “İlk günden takva üzerine kurulan mescit” diye övülen Kuba Mescidi’nin Peygamber Efendimizin elinin ve alnının değdiği o eski bina yok tabii. Biz bunları tarihten öğreniyoruz.  Hatta nerede namaz kıldıkları dahi bilinirmiş. “Bilinirmiş” deyişim boşuna değil, zira artık o Kuba Mescidi sizlere ömür. 1984 yılında yıktırılmış ve genişletilerek yeni baştan bina edilmiş. Bugün yerinde ilk mescitle hiç alakası bulunmayan bir bina duruyor.

Bugün Selçuklu mimarisi özellikleri taşıyan camide dört minare bulunmakta, orta avlu sıcaktan korunmak için teknolojik imkânlarla otomatik açılır-kapanır şekilde özel bir örtü ile kaplanmıştır. İçinde kütüphane, alışveriş merkezi, modern WC ve abdest alma yerleri ihmal edilmeyen Kuba, güzel bir çevre düzenlemesi ile fıskiyeleri, şelaleleri ve yeşil bahçesi ile şanına yakışır bir duruma gelmiş.

Cami duvarında hem yukarıda bahsettiğim hadisi şerif ve ve hem de “Orda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever” (Tevbe:108) ayeti kerimesi yazılı.

Ve içeriye giriyorum. Dua ederek, salâvat okuyarak.. Mescit kafileyle geldiğimiz günkü kalabalıktan çok uzak. Gayet sakin. Kuran okuyanlar, namaz kılanlar, uyuyanlar, oturanlarla dolu. Ama kalabalık değil.  İleriye, mihrabın olduğu yere yürüyorum. Tövbe estağfurullah çektikten sonra iki rekât nafile namaz kılmak için, hem umre sevabına kavuşmak ve hem de mescit namazı niyetiyle “Allahu Ekber” diyorum. İki rekâtta bildiğim en uzun süreleri okuyorum. Birkaç kere farklı farklı yerlerde nafile namazlarımı kılıyorum. Ve ikind namazına Mescidi nebevide olabilmek için bir yandan da saatimi kontrol ediyorum. Henüz vakit varken, oturuyorum.  Resullulah aleyhisselamın ruhuna, cümle peygamberler, Allahın dinine yardım edenlere, Kuba Mescidi inşaatında çalışan, katkısı olan sahabelere, buralarda emek harcamış Osmanlı padişahlarına ve askerlerine, ecdadımıza ve ümmeti Muhammed’in gelmişi ve geçmişinin ruhuna Yasin-i şerifi, Muavvizeteyn sürelerini, Fatiha, Bakara surelerini okudum.

İbadetimi bitirince çevreme bakındım. Herkes huşu içerisinde namaz kılıyordu. Kuran okuyor ya da sohbet ediyordu.   

Camiden çıkmadan evvel birkaç resim çektirmek istiyorum. 13–15 yaşlarında iki çocuk bana doğru yaklaşırken birine “ senin iyi fotoğraf çektiğini söylüyorlar” dedim. Çocuklardan büyük olanı gülerek “Türk olduğumuzu nereden anladın, ağabey” dedi. Burası zaten Türk toprakları dedim. Her tarafta biz varız. Burada yabancı olmaz dedim. Resmimi çektiler. Oturduk. Şu anda bulundukları yeri sordum. Neredeyiz dedim. Kuba Mescidindeyiz dedi. Buranın özelliğini biliyor musunuz dedim. Evet, burada bugün 2 rekât namaz kılan umre sevabı alırmış. Dedi. İstanbul’dan ailesiyle 12 günlük umre için gelen bu iki afacanın bu bilgiyle mescitte dolaşmaları bana guru vermişti. İşte buydu. Gençlerimiz öğrenerek, bilerek Hicaz’a, Haremeyn’e, Hacca, Umreye geliyorlardı, geleceklerdi. İşte buydu. Böyle olmalıydık. Otel odasından çıkamayan yaşlı hacı gibi olmamalıydık. Bilmeden gelip Kâbe-i Muazzama’ya “kara bina” diyen, Peygamber aleyhisselamın kabrini Kâbe’de sanan, günlerce kaldığı bu kutsal beldede fazla bir bilgiye ulaşmadan boş gelip boş giden gibi bir nesil gelmeyecektir, diyorum.

Vedalaşarak camiden çıktım.  Dışarıda tezgâh açmış satıcılar ziyaretçinin fazla olmadığı bu günde kendi aralarında sohbete dalmışlardı. Nebeviye dönmek için dolmuş bakınıyordum. Az ileride “Harem.. Harem..” diyen minibüse 7 Riyal vererek bindim.

Allah’ıma hamdolsun. Medine’de Resullulah aleyhisselamın bir hadis şerifini yerine getirmekten mutlu olarak yola bakına bakına Mescidi Nebevi’ye ikindi namazımı kılmak üzere gittim.


Blogger tarafından desteklenmektedir.