Son Eklenen
Yükleniyor..

Hacılara yemek verilmesi en güzel hizmet. Ancak ;

MEKKE’DE YEMEK DÜZENİ

Mekke'de yemek düzeni mükemmeldi.
Mekke’de kaldığımız 20 katlı otelin iki ayrı yemekhanesi bulunmaktaydı. Bunlardan biri girişin üzerinde diğeri ise 20. katta idi. Yemek salonu en az 300 kişiyi rahat barındıracak şekilde idi. Masalarda servisler hazır durumda idi. Sirke, tuz, ekmek kapları, peçeteler ortaya dizilmişti. Ekmekler kutu içerisinde dilimlenmiş halde idi. Ekmeklerin dilimlenmiş olması gereksiz tüketimi engellemekteydi. İnsanlar yiyebileceği kadarını alabiliyordu. Ekmeklerin sabah ve akşam sepetlerde değişmesi de gözden kaçmıyordu. Birkaç çeşit yemek, farklı salatalar, meyve suları, gazlı içecek
Roka eksik olmuyordu
ler, çay ve kahve öylesine boldu ki, insanın önce gözü doğuyordu. Sabah ve akşam iştah açıcı rokayı görmezlikten gelemezdik. Tepsi büyük, yemekler tabaklara konuluyordu. Neyi ne kadar aldığınıza müdahale edilmiyordu. Çay ve kahve için sıcak su makineleri sürekli açıktı. Yanlarında poşet çaylar, poşet şekerler, poşet kahveler bolca bulunmaktaydı. Sabah kahvaltılarında salata, reçel,zeytin,bal,beyaz peynir, helva,yumurta dağıtılmakta idi.

Mekke'de tabaklar büyük idi
Resim yazısı ekle
Mekke’de bolluk ve bereket ve ayrıca kalite vardı. Yemekler gerçekten güzeldi. Doymadan kalkan ya da yemeklere tepki gösteren kişi yoktu. Her hacı memnun idi. Teşekkür ederek çıkıyorlardı. Hizmet mükemmel, çalışanlar saygılı idi. Yemekhane sorumlusu güler yüzlü ve yardımseverdi. Yemekhane sorumlusu en zor durumda kaldığı ilk günümüzde bile efendiliğini bozmamış. Kendisine geç haber verildiği halde yemeklerin erken verilmesinde çaba göstermişti. Elemanlar da aynı şekilde idi. Türkçe bilmeyen görevli elemanlar yemek tepsisini taşımakta zorlanan sakatlara, yaşlılara yardım etmek için adeta yarışıyorlardı. Yemeğini yiyenlerin ardından son derece terbiyeli şekilde yemek masalarını temizliyorlardı. Böylece masalar bir sonraki servis için anında temiz kalıyordu. Yerlere sık sık paspaslar yapılıyordu. Yemekhane içinde sadece el yıkanmak için konulan lavabo da temizlik hâkimdi.

Ziyaretçiler burada bir sınırlama olmadan yemeklerini yediler, teşekkürler ettiler, ziyaretçi defterlerine övgü dolu sözler yazdılar. Çalışanlar bahşişlere boğuldular.

Mekke’de yemek saatleri 06:00 – 10:00 ve akşam 18:00 – 22:00 idi. Daha önceki yazımda da belirtmiştim. Sabah saatlerinde yemek saatleri sıkıntı olmuyordu.


MEDİNE’DE YEMEK DÜZENİ

Küçük tabldot tabakları
Medine için bunları diyemeyeceğiz ne yazık ki… Başta kalitesizlik ve çocuk kandıracak şekilde yemek dağıtımı ve sanki insanlara” neden yemek yiyorsunuz” dercesine suçlayıcı hal ve hareketler. Başta yemekhane yöneticisi olmak üzere çalışanlar da hizmet yerine hizmet etmeme gayreti içinde idiler. Kalitesizlik ise had safhada idi. En iyi pişirilen yemek olarak çorba ve pilavı sayabiliriz. Bakliyat ( fasulye, nohut, barbunya vs ) kesinlikle pişmemiş olarak servis yapılıyordu. Burada tabldot tabakları vardı. Ve ancak bir çocuk tabldotu kadar küçük boylardandı. Hatta tabldot tepsisindeki en büyük kısma iki farklı yemeği koymak zorunda kalıyorlardı. Mesela pilav ile sulu yemeği bile aynı yere koymaktan kaçınmıyorlardı. Çatal kaşığı koyacak yeri bile yoktu. Düşünün bu küçük tabldot tepsisine yemeği koymaya çalışıyorsunuz. Aynı zamanda suyunuzu, ekmeğinizi, kaşık çatalınızı da beraber taşımak zorundasınız. Aksi halde yemeği masaya koyarak geri gelecek bunları o şekilde alabileceksiniz. Kalitesizlik sözümüze tatlıları da eklemek gerekiyor. Otelin hemen arkasındaki bakkal dükkânında 1 Riyale satılan tatlıyı tepsilerde görünce bunun buradaki zihniyetin resmi olduğunu gördük. Bırakın bedeli ödenmiş olayını insan Allahın misafirine bunu yapmazdı. Yemekhane katında odaları bulunan DİB müfettişleri bu kalitesizliği ve sevimsizliği görmemiş olamazlardı. Burada ekmekler yemek alınırken yemek dağıtılan yerde naylon torbalardan alınıyordu. Sandviç tipinde olmasına rağmen kuru halde idiler. Çoğu yaşlı insanın tepkisine de neden olmuştu. Yumuşak ekmek seçebilmek için bir kişi 3-4 dakikasını buna harcıyordu. Bu arada birçok ekmekte ellenmiş olarak hijyenle ilişkisini kesiyordu. Çoğu insanın ekmeği yemeden masalarda bıraktığına şahit oldum. Şikâyet ekmeğin sert ve kuru oluşunda idi.
1 Riyale satılan tatlılar Umrecilere verildi
Sabah kahvaltılarında salata, zeytin, beyaz peynir bazen yumurta veriliyordu. Reçel verildiğinde bal verilmiyordu. Yağ verildiğinde helva veriliyordu. Kısacası yemeklerde olduğu gibi kahvaltılarda da cimrilik vardı. Meşrubattan ziyade su dağıtımı yapılıyordu.

Sıcak su makineleri isteklere yetmiyordu. Sık sık suların kaynaması bekleniyordu. Bardakların bir tane alınması için duvarlarda ikaz yazıları vardı.

Görevli elemanlar yemek yiyenleri sürekli izliyor. Tabak ya da tepsisi boşalan masalarda, masada insanların halen oturmasına aldırmadan kaldırıyorlardı. Hatta yemeğe devam eden biri çay-kahve almaya gidip döndüğünde masada bıraktığı tepsinin yerinde olmadığını gördüğünde buna tepki göstermek zorunda kalıyordu. Saygı Mekke’de çalışanların saygısından çok uzaktaydı. Bu çalışanlara soru sorduğunuzda ya da bir şey istediğinizde yarım ağızla cevap alıyor ya da yapmak zorunda kalıyorlardı. Bir keresinde yemekhane sorumlusunun bir umrecinin tabağında fazla meşrubatları gördüğünde elemanını çağırarak bu fazlalığın hesabını sorduğuna da şahit olanlar vardı.
Mekke’deki yemek günlerinin mumla arayan Hacılar buradaki cimriliğin, hizmetteki yetersizliğin, çorba ve pilav hariç bir yemek kaşığı kadar verilen yemeklerin, meşrubatın fazla olmamasının, meyvelerin ve tatlıların kalitesizliğinden isyan eder halde idi.

SONUÇ

Yemek konusunda şunları belirtmekte yarar görüyorum. Umreci olsun hacı olsun her ziyaretçiye seminerlerde, yollarda, otellerde, sohbetlerde velhasıl her fırsatta yemek konusunda israf etmemeleri özellikle belirtilmelidir. Diyanetin birkaç yıldır uyguladığı yemek konusunun ne kadar yerinde olduğunu, bu güzel uygulamayı düşünenlerin çok dua aldıklarını belirtmiştim. Gerçekten Haremeyn ziyaretçileri büyük bir yükün altından kalkmış durumdadır. Daha önce gidişlerimizde ibadetlerimizi aksatan en önemli unsurların başında yemek yapma olayı geliyordu. 6-8 kişiye düşen tek ocak, yemek yapma sırası, otel koridorlarında yemek kokuları, odalarda yemek yemeler, memleketten getirilen onlarca yemek türleri ve sıcaktan bozulan kokan, atılan yemekler çirkin bir görünüm arz ediyordu. Hatta Ramazan umresinde sahur ve iftar yemeği telaşı ise tam bir sıkıntı idi. Ancak insanımız vur deyince öldürmektedir. Yemek alırken yiyeceği kadar yemek almalı, beğenmediği, yemeyeceği yemeği tabağına, tepsisine almamalıdır. Yemekhanelerde “ istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” diye yazılmış hemen yanında da “israfın haram” olduğu vurgulanmış. Düşünen akıl sahipleri içim ikisi de güzel bir yazı. Ancak düşüncesiz, gözü aç bazı kişiler nedense yesin yemesin tepsisini doldurmakta ve yemeden masadan kalkmaktadır. Görevlilerde artık diye artan yemekleri, ekmekleri, paket halindeki reçel, yağ, bal kutularını da çöpe atmaktadır. Dağıtılan yemeklerin yarısı belki biraz daha fazlası çöpler dökülmektedir. Bunun için insanımızın bu konuda çok iyi bir eğitime ve sık sık yapılacak uyarılara ihtiyacı vardır. Hacılara bu konu çok iyi anlatılmalıdır. Yemeyeceği yemeği almasın, aldığını da yesin
Bunun yanı sıra yemek dağıtan görevlilerde yemekleri tabağa koymadan önce sormayı öğrenmelidir. Hangi yemeği tercih edersiniz denmelidir. Tabii Türkçe bilmeyen bir görevliyle anlaşmak zorsa da bir şekilde hacı-umreci yiyeceği yemeği istemeli, görevli de o yemeği tabağa ya da tepsiye koymalıdır. Masalardan yemek artıkları toplanırken en azından paket halinde bozulmamış bulunan yağ, bal, reçel, helva, tatlı gibi dışarıdan zarar görmemiş olan yiyecekler, meyveler geri toplanmalı ve bunlar kazanılmalıdır.
Google Plus'da Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları